Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Nükte'deki saray misalini açıp, sâir cihetlerin izahını yapar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“İşte, o şehir ise, hayat-ı içtimaiye-i beşeriye ve medine-i medeniyet-i insaniyedir. O sarayların her birisi birer insandır."

İçtimaî hayat bir şehre, her bir insan da bir saraya benzetiliyor.

"O saray ehli ise, insandaki göz, kulak, kalb, sır, ruh, akıl gibi letâif ve nefis ve hevâ ve kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiye gibi şeylerdir,.."

İnsanın farklı yönleri ve farklı âzâları ev halkına benzetiliyor. Bu ev halkı beraber yaşamak mecburiyetindedir. Fakat herkes aynı kıymette değildir. Bir kısmı efendi makamındadır; akıl, kalp ve ruh gibi. Bir kısmı bu efendiye hizmetkâr makamındıdır; iştihalı bir mide gibi.

"Her bir insan da her bir lâtifenin ayrı ayrı vazife-i ubudiyetleri var. Ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var."

Her bir latifemizin ve âzâmızın vazifesi farklı olduğu gibi, lezzeti ve elemi de farklıdır. Akıl idrak aleti, kalp iman ve muhabbetin merkezi, göz görme aletidir. Her birinin kendilerine has vazifeleri, zevkleri ve acıları var. Nefsin hoşuna giden bir şey, kalbe acı verir, aklı ta’ciz eder.

"Nefis ve hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiye, bir kapıcı ve it hükmündedirler."

Damak zevki kapıcı gibidir, gıdaları kontrol eder, hoşuna gideni içeri alır, hoşuna gitmeyeni dışarı atar. İnsandaki öfke duygusu sarayı korumakla vazifelidir ve yeri de kapının önüdür.

"İşte o yüksek letâifi nefis ve hevâya musahhar etmek ve vazife-i asliyelerini unutturmak, elbette sukuttur, terakki değildir."

Akıl, kalp ve ruhun, nefsin ve gadabın hizmetine verilmesi, saraydaki efendinin, kendi asıl vazifesini bırakıp hizmetçi mesabesinde olan köpeğin keyfi ile oynamasına benzetiliyor. Efendi sürekli olarak kapıcının arzularını yerine getiriyorsa, o saraydaki asıl vazifesini yapmıyor ve yüksek gayesini ihmal ediyor, demektir.

Bazı sarayların kapısına bakıyorum; gayet şenlik, parlak bir tiyatro gibi nazar-ı dikkati celb eder, herkesi eğlendirir bir cazibedarlık vardı."

Sadece nefsinin arzuları peşinde koşan insanlar, müreffeh bir hayat sürüyorlar ve imrenilecek zevkleri tadıyorlar gibi görünebiliyorlar.

"Hanımlar yabanî gençlerle tatlı sohbetler ediyorlar."

Sarayın ahlakî yapısının bozukluğunu gösteren bu temsil, insana Allah’ın emanet olarak verdiği çok ehemmiyetli cihazların, Allah’ın rızasının olmadığı yerlerde kullanılmasını, yani emanete hiyanet edildiğini anlatıyor.

"Yetişmiş kızlar dahi çocukların oynamasını tanzim ediyorlar."

İnsandaki bu çok mühim cihazların oyun ve oyuncak mesabesindeki boş işlere sarfedilmesine işaret ediyor.

"Kapıcı da onlara kumandanlık eder gibi bir aktör tavrını almış,.."

Bedene ait zevkler, hayatın devamı için birer hizmetkâr iken, sadece nefsinin zevkleri için yaşayan insanlar; akıl, kalp ve ruhunu onun hizmetine sunmuş olurlar. “Yemek için yaşamak” başka, “Yaşamak için yemek başkadır.” Bedene ait zevkler vesiledir, gaye ve maksad olmamalıdır. Eğer gaye olmuşsa roller değişmiş, efendi hizmetkâr, hizmetkâr efendi olmuş demektir.

"O vakit anladım ki, o koca sarayın içerisi bomboş, hep nazik vazifeler muattal kalmış, ahlâkları sukut etmiş ki, kapıda bu sûreti almışlardır."

Akıl, kalp ve ruhunun vazifesini ihmal veya terk eden bir insanın, bedenî veya içtimaî hayatdaki şaşaalı görünüşü, iç dünyasındaki harabenin ve tefessühün perdesidir. İmrenilecek bir hâl değil, tiksinilecek bir durumdur.

Üstad daha sonra ehl-i imanın dünyasını tasvir ediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ömer faruk SK
Üstadın kendine ait bir saray görüp onda kendi suretini görmesi sonrasında ise taaccüb edip bağırmasının ayılmasının sebebi nedir?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Rüyadan insanın heyecanla uyanması şeklinde anlayabiliriz. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...