"Müteharrik her bir şey, zerrattan seyyârâta kadar, kendilerinde olan sikke-i samediyet ile vahdeti gösterdikleri gibi, harekâtlarıyla dahi, gezdikleri bütün yerleri vahdet namına zaptederler." Haşiyenin tamamını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Nur’un birçok derslerinde kâinat şeceresinden söz edilir. Bir ağacın kökünden meyvesine kadar her şeyi birbiriyle bağlı olduğu ve birlikte çalıştıkları gibi bu kâinat ağacında da zerrattan seyyarata kadar her şeyde bir sikke-i samediyet vardır. Yani her şey fıtrî vazifesini yerine getirebilmesi için Allah’ın yardımına ve inayetine muhtaçtır. Bu ihtiyaç da bütün kâinatın o şeye hizmet etmesiyle temin edilir. Böylece her şey vahdeti göstermiş olur ve “Bütün kâinata sahip olamayan bize sahip olamaz.” der.

Öte yandan, atom olsun, gezegenler olsun her şey Allah’ın mülkünde O’nun izniyle hareket ederler. Bir atoma sahip olan kim ise, onun vazife yaptığı bütün hücrelerin, organların sahibi de O’dur. Keza, bir gezegene kim sahip ise onun yörüngesinin ihata ettiği sahanın sahibi de O’dur. Hiçbir şey ve hiçbir kimse hareketlerini başkasının mülkünde icra edemeyeceğinden zerrat ve seyyarat kimin ise onların gezdikleri bütün sahaların mâliki de O’dur.

İlim adamları yıldızların sabit olanları gibi hareketli olanlarının da mevcut olduğunu söylüyor ve güneş sistemi içindeki bütün yıldızların sabit yıldızlar olduğunu belirtiyorlar. Üstad hazretleri sabit yıldızla bitkiler arasında şöyle bir alâka kuruyor: Her ağaç bir mühür gibidir, yazıldığı bahçe ise bir mektuptur. Ağaç kimin ise yazıldığı bahçe de O’nundur. Semadaki sabit yıldızlar da aynı tevhid dersini verirler. Sabit bir yıldız kimin mahlûku ise onun yazıldığı semâ sayfası da O’nun mektubudur.

"Evet, müteharrik her bir şey, zerrattan seyyârâta kadar, kendilerinde olan sikke-i samediyet ile vahdeti gösterdikleri gibi, harekâtlarıyla dahi, gezdikleri bütün yerleri vahdet namına zaptederler, kendi Mâlikinin mülküne ithal ederler."

"Hareket etmeyen masnuat ise, nebâtattan nücum-u sevâbite kadar, birer mühr-ü vahdaniyet hükmündedirler ki, bulunduğu mekânı, kendi Sâniinin mektubu olduğunu gösterirler. Demek her bir nebat, her bir meyve birer mühr-ü vahdaniyet, birer sikke-i vahdettirler ki, mekânlarını ve vatanlarını, vahdet namına, Sânilerinin mektubu olduğunu gösterirler."

"Elhasıl, her bir şey, hareketiyle bütün eşyayı vahdet namına zapteder. Demek bütün yıldızları elinde tutmayan, bir tek zerreye rab olamaz."(1)

Kâinattaki her bir mahlûkun iç içe geçmesi ve şiddetli bir şekilde girift bir intizama tabi olması kâinatı adeta bölünmez ve parçalanmaz bir bütün hükmüne getiriyor. Hal böyle olunca, parça kiminse bütün de onundur. Tarla kiminse, tarladan kalkan mahsul de onundur. Böylece, mahsul tarlayı, tarla da mahsulü sahibi adına zapt ediyor.

Netice olarak, "zerre kiminse, zerrenin hareket ettiği kâinat da onundur."

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, Birinci Mevkıf (Haşiye)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

serhat burak
Zapt etmekten kasıt nedir ve örneklerle açıklar mısınız?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Zapt etmek burada idare ve tedbiri elinde bulundurmak ve bu konu da ikinci bir ortağa ikinci bir müdebbire fırsat vermemek anlamındadır. Vali bulunduğu şehrin mülki amiridir ikinci bir amire meydan vermez ikinci bir valinin işine karışmasına müsaade etmez ki bu işe zapturap altına almak deniliyor. Allah kainatın tek yaratanı tek İlahıdır ikinci bir İlaha meydan vermez demektir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erhangul01

Üstad hazretleri burada neden ''sikke-i samediyet'' kullanmış?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Samediyet her şeyin Allah’a muhtaç olduğu halde Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmamasını ifade eden bir terimdir. Her şeyin Allah’a muhtaç olması bir mühür bir imza bir sikke olmaktadır.

Mesela bir çiçeğin serpilip büyüyebilmesi için güneş, hava, toprak, su gibi dev unsurların çiçeğe düzenli ve tertipli bir şekilde hizmet etmesi gerekiyor yoksa çiçek serpilip büyüyemez. Çiçeğin bu büyük ihtiyaçlarını karşılamak iki şekilde olur.

Birincisi güneş, hava, su ve toprak gibi cansız, şuursuz ve akılsız unsurlar kafa kafaya verip istişare ederek çiçeğin yardımına koşacaklar ki hiçbir ahmak buna ihtimal vermez. Ya da bütün kainatın tek sahibi olan Allah çiçeğin o ihtiyaçlarına bu unsurları düzenli ve tertipli bir şekilde sevk edecek.

İşte çiçeğin bu muhtaçlık durumu ve unsurların bu muhtaçlığa koşturulması işlemi bir sikke-i samediyet oluyor. Bu örneği her mahluk için ayrı ayrı düşünebiliriz.

Allah her şeyi bir şeyin ihtiyacına sevk ettirdiği gibi bir şeyi de her şeye muhtaç bir şekilde yaratmış ki her durumda Allah’a olan ihtiyaç ve muhtaçlık anlaşılabilsin.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
erhangul01

Allah cc. razı olsun

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...