"Acz", "Fakr", "Naks", "Zaaf" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Acz ve fakr birbirine çok yakın iki mefhum olsa da, aralarında ciddi bir fark vardır.

Acz; güç yetirememek, elinden gelmemek demektir.

Naks; noksan olmak demektir.

Fakr ; muhtaç olmak demektir.

“Fâtır-ı Hakîm, insanın mahiyet-i mâneviyesinde nihayetsiz azîm bir acz ve hadsiz cesim bir fakr dercetmiştir.” (Sözler)

İnsan mahiyetinin üç ana unsuru: Acz, fakr ve nakstır.

Bediüzzaman Hazretleri, insanın aczi ve fakrı için “acz-i mutlak” ve “fakr-ı mutlak” tabirlerini kullanır. Mutlak, yani kendisine bir sınır çizilemeyen acz ve fakr.

Fakr; ihtiyaç sahibi olmaktır. Risale-i Nur'daki manası ile insanın zerreden Güneş'e kadar ihtiyaçlarının sonsuz olmasıdır. Yani insan fıtrat olarak kâinatta her şeye muhtaç olarak yaratılmıştır.

Fakirlik, denilince ekseriyetle servetten mahrumiyeti anlarız. Yani, maddi imkânlardan mahrum olanlara "fakir" deriz. Hâlbuki zengin olsun fakir olsun bütün insanların sonsuz denecek kadar ortak ihtiyaçları vardır. Bu yönüyle her iki grup insan da son derece fakirdir. Buna göre, fakr denilince, “insanın göze, kulağa, ele, ayağa, havaya, suya, güneşe, geceye, gündüze, atmosfere, bedeninde görev yapan her organa ve çevresini kuşatan bütün eşyaya muhtaç olması” anlaşılmalıdır.

İnsanoğlu, dudağının önünde nöbet bekleyen havadan, toprağa, suya, güneşe, aya kadar nice mahlûkatı yapmaktan acizdir ve bunların her birine de muhtaçtır.

İnsan, göze de muhtaçtır, ele de ayağa da. Ve bunların hiçbirini de yapacak güce sahip değildir. Muhtaç olduğumuz şeyler fakrımızı, onları yapmaya güç yetiremeyişimiz ise aczimizi ilan eder.

İnsanın ihtiyaçları hem kâinatı kuşatmış, hem de ebede uzanmış olmasına rağmen, bunlardan en basitini dahi tedarik edemeyecek kadar acizdir. İnsan sonsuz fakrı ve aczi ile kudreti sonsuz ve zenginliği nihayetsiz olan Allah’a sığınıyor ve O’ndan istimdat diliyor.

Diğer bir husus: İnsan nihayetsiz aciz ve fakir olmasına rağmen, kâinat bütün unsurları ile âdeta insana hizmetkârlık yapıyor, bu da çok sarih olarak ispat eder ki; insanı şefkat ile terbiye ve tedbir eden Kerim bir zat var. İşte insan bu acz ve fakr penceresi ile Allah’ın sonsuz kudret ve zenginliğini seyrediyor.

“Sual ve cevap, dâi ve sebep ikisi de Hak’tandır.” (26. Söz)

Bu cümlenin yaratılışa bakan yönüne nazar ettiğimizde, karşımızda sonsuz bir inayet tablosu görürüz.

Ana rahminde çok suallerle donatıldık, bunların cevapları ise varacağımız bir sonraki menzilde idi. Gözümüz sual, cevabı ise ışıktı. Geldik, o cevabı bu dünyada hazır bulduk.

Kulağımız seslerle buluştu, elimiz elmayı tuttu, dilimiz tadına baktı, ayaklarımız yere değdi, ciğerimiz havayla kucaklaştı…

Ruhumuza takılan hisler ve duygular da cevaplarını bu âlemde buldular. Sevgi hissi, sevilecek çok şeyle karşılaştı. Korku hissi, dehşetli manzaralar gördü. Şefkat hissi, merhamet celbeden tablolarla buluştu…

Biz bu cevapların tümüne muhtaç idik ve yine bunları yapmaktan da sonsuz derecede acizdik. Aczimize merhamet ve fakrımıza medet edildi. Saçımızdan tırnağımıza kadar bütün bedenimizi ve havasından semasına kadar bütün kâinatı kendimize hizmetkâr bulduk.

“İnsandaki kusur, kemâlât-i Sübhaniye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gına-yı rahmetin derecelerine bir mikyasdır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyasına bir mizandır.” (Mesnevî-i Nuriye)

Nefsin mahiyeti kusur, acz ve fakr ile yoğrulmuş bulunuyor.

Kusur; noksanlık manasına gelir ve kemalin zıddıdır. Kusur denilince, genellikle hatalar ve günahlar hatıra gelmekle birlikte, kusur sadece bunlara mahsus değildir. Yani her günah kusurdur, ama her kusur günah değildir.

İnsanın kusur yönü; “acıkması, yorulması, uyuması, hastalanması, ihtiyarlaması, bir anda iki şey irade edememesi, aynı anda iki farklı yöne bakamayışı” gibi noksanlıklarıdır.

Öte yandan, insan sonsuz aciz ve fakirdir. Zengin olsun fakir olsun bütün insanların sonsuz denecek kadar ortak ihtiyaçları vardır.

Bir adam düşünelim: Ayağına bol gelen eski ayakkabılarını sürterek yürüyor. Pantolonu yirmi yamalı; kumaşın aslını ayırt etmek güç. Üzerinde bir gömlek; düğmeleri dökülmüş, rengi ağarmış. Onu görseniz “ne fakir adam” der ve ona haklı olarak acırsınız.

“Acaba bu adamdan daha fakir birisi olabilir mi?” diye düşünürken, hayalinizde “giydiklerinin hiçbiri kendi malı olmayan bir diğer fakir” canlansın.

İşte o ikinci fakir biziz, hepimiz ve bütün bir insanlık âlemi.

Başımız mı bizim, gövdemiz mi, kollarımız mı? Hepsi Hakk’ın mahlûku. Bacaklarımız mı bizim, ayaklarımız mı, parmaklarımız mı? Hepsi Rabbimizin ikramı… Aklımız mı bizim, kalbimiz mi, hafızamız mı? Tamamı Allah’ın ihsanı…

Biz kendimize malik olmadığımıza göre, bizden daha fakir kim olabilir?

Aczimize gelince; bizim ne dünyayı döndürmeye gücümüz yeter, ne de, kanımızı deveran ettirmeye. Bu noktada, bir bebekle en kuvvetli bir insanın, hiç farkı yoktur. Bu işler, bir İlâhî kudret tarafından görülmekte, icra edilmektedir.

İnsanın kusuru sonsuz olduğu gibi, Allah’ın da ‘kemâlat-i Sübhaniyesi’ sonsuzdur.

İnsandaki sonsuz fakra bedel, Allah’ın rahmeti sonsuzdur.

Ve insandaki sonsuz âcizliğe bedel Allah sonsuz bir kudret ve kibriya sahibidir.

"Zaaf", daha ziyade insanın güçsüz ve çaresiz olma hâli iken, "acizlik" bu hâlin idrak edilmesi ve sonsuz kudret sahibi olan bir Zat-ı Akdese el açma ve O’ndan yardım dileme hâlidir.

İnsan mahiyeti itibariyle gayet zayıf ve çok acizdir. Buna rağmen, insan gaflet yüzünden bu zayıflığını ve çaresizliğini idrak edemiyor. Bu da insan için büyük bir felakettir. Çünkü insanların küfür ve gaflete düşmesinin en büyük sebebi, kendini kuvvetli görmesi, acz ve zaafını idrak edememesidir.

İnsan acz, fakr ve kusur noktasında bütün varlıklardan daha ileri seviyede yaratılmıştır. Bir yönüyle kâinatın en mükemmeli olarak bilinen bu insan, kendisine verilen akıl nimeti vasıtasıyla aczinin, fakrının ve kusurunun farkına varabilmektedir. İman, ubudiyet ve tefekkür vasıtasıyla bütün mahlûkatın en ileri seviyesine, yani âlâyı- iliyyine çıkabilir.

Evet, insandaki sonsuz kusur ve noksanlığa bedel, Allah’ın "kemalat-i Sübhaniyesi" sonsuzdur. İnsandaki sonsuz fakra bedel, Allah’ın, "gına-yı rahmeti" nihayetsizdir. Yani, insan sonsuz fakir ve muhtaç, Allah sonsuz Ganî (zengin) ve Rahîm’dir. Ve insandaki sonsuz âcizliğe bedel Allah sonsuz bir kudret ve kibriya sahibidir.

İşte acz, fakr ve kusurunu tam hissedip, ilahi sıfatların anlaşılmasına güzel bir basamak yapabilirse, o zaman manan terakki eder, kemale erer ve en yüksek makamlara uçabilir.

Nur Külliyatı'nda bu konu üzerinde önemle durulur. Çünkü bu üç özellik ubudiyetin esasıdır. Yani, insan bunların şuuruna varmakla kulluğunu takınır; Rabbine karşı tesbih, hamd ve tekbir görevlerini yerine getirir.

Üstad Hazretleri şöyle buyurur:

"İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur. İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebarüz ettiği gibi; insandaki kusur, kemalat-i Sübhaniye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gına-yı rahmetin derecelerine bir mikyasdır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyasına bir mizandır."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

kalem88

Çok teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Cevabı uzun süre bekledim fakat beklememe değdi..

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
ahmety114
Allah razı olsun abicim.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...