"Ahkam-ı Kur’aniye ne derece kainatla alakadar ve kainat içine kök salmış ve sarmış bulunduğunu..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Kur’an'ın hükümleri elbette kâinatla ilgilidir. Kur’an-ı Kerim, kâinat kitabının nasıl okunacağını bize ders veren bir kılavuz ve bir rehberdir. Sadece akıl ile hareket eden felsefeciler, bu eşsiz rehbere başvurmadıkları için kâinat içinde boğulmuş, tabiat bataklığına saplanmışlardır.

Kur’an Allah'ın kelam sıfatının, kâinat ise kudret sıfatından bir tecellisi ve tezahürüdür. Bu iki kitap birbirini şerh ve izah ediyor; birisi diğerinin nasıl okunacağını bize ders veriyor ve rehber oluyor. Dolayısı ile Kur’an'ın kâinattan ayrı olması düşünülemez.

Mesela, tabiat bataklığına saplanmış bir filozof, kâinatı Allah'ın bir eseri ve sanatı olarak görmek yerine o eşsiz eseri ya tabiata ya tesadüfe ya da sebeplere vererek zifiri bir şirk karanlığına düşüyor. Oysa Kur’an bütün ayetlerinde kâinatı ve içindekilerini Allah'ın harika bir eseri olarak nazara veriyor ve o eserleri düşünüp tefekkür etmemizi emrediyor.

"İşte, hakaik-i Kur’aniyeden ve desâtir-i İslâmiyeden olan adalet, iktisat, nezafet hayat-ı beşeriyede ne derece esaslı birer düstur olduğunu anla. Ve ahkâm-ı Kur’aniye ne derece kâinatla alakadar ve kâinat içine kök salmış ve sarmış bulunduğunu ve o hakaiki bozmak, kâinatı bozmak ve suretini değiştirmek gibi, mümkün olmadığını bil." (Lem'alar, 30. Lem'a, İkinci Nükte)

Bu ifade, Kur'an-ı Kerim'in hükümlerinin sadece toplumsal kurallar değil, aynı zamanda kâinatın yaratılış kanunlarıyla tam bir uyum içinde olduğunu vurgular. Bu derin hakikati birkaç temel başlıkta izah edebiliriz:

  • Kelam Sıfatı ile Kudret Sıfatının Uyumu

Kur'an, Allah’ın kelam sıfatından gelen bir kitaptır; kâinat ise Allah’ın kudret sıfatıyla yazdığı bir kitaptır.

Kur'an, kâinatın bir nevi manevi haritası veya kullanım kılavuzu gibidir. Bir makinenin mühendisi, o makinenin nasıl çalışacağına dair kuralları makinenin aksamına göre belirler. Dolayısıyla Kur'an’daki bir hükmü bozmaya çalışmak, o makinenin doğasını reddetmek anlamına gelir.

  • Fıtrat ve Hüküm Münasebeti

Kur'an'ın emirleri, insan fıtratına ve kâinatın işleyişine aykırı değildir.

Örneğin, Kur'an'ın adalet, yardımlaşma ve temizlik gibi emirleri, kâinattaki denge, yardımlaşma ve temizlik kanunlarının birer yansımasıdır.

Kâinatta atomlardan galaksilere kadar her şey bir yardımlaşma içindeyken, Kur'an'ın "yardımlaşın" emrini kaldırmak, kâinatın bu genel kanununa savaş açmak gibidir.

  • "Kök Salmış ve Sarmış" İfadesi

Bu ifade, İslam'ın hükümlerinin kâinatın derinliklerindeki hakikatlerle bağlı olduğunu anlatır.

Mesela, Kur'an "israf etmeyin" der. Kâinata baktığımızda ise devasa bir iktisat ve tasarruf görürüz; hiçbir atom gereksiz harcanmaz, her baharda ölenlerin yerine tam kıvamında yenileri gelir.

Kur'an'daki israf yasağı, kâinattaki hikmet ve tasarruf kanununun bir meyvesidir; kökü kâinatın işleyişindedir.

  • "O hakaiki bozmak, kâinatı bozmak" İfadesi

Eğer siz Kur'an'ın getirdiği temel bir hakikati tamamen ortadan kaldırmak isterseniz, kâinatın da bu esaslar üzerine kurulu olan düzenini değiştirmeniz gerekir. Güneş'i yerinden oynatamayan, yerçekimini iptal edemeyen bir güç; bu kanunların manevi karşılığı olan Kur'an hükümlerini de aslen bozamaz.

Özetle; Kur'an ile kâinat aynı zatın iki farklı kitabıdır. Birindeki kural, diğerindeki kanunla kardeştir. Bu yüzden Kur'an'ın hakikatleri, kâinatın direkleri kadar sağlam ve sarsılmazdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.557
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...