"Akıl dahi şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, nasıl ki hayat bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır. Ve şuur ve his dahi hayattan süzülmüş, hayatın bir hülâsasıdır. Akıl dahi şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır. Ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır. Öyle de, maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.) dahi, hayat ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsatü'l-hülâsadır ve risalet-i Muhammediye dahi (a.s.m.), kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfi hülâsasıdır. Belki maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.), âsârının şehadetiyle, hayat-ı kâinatın hayatıdır. Ve risalet-i Muhammediye (a.s.m.), şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur'ân dahi, hayattar hakaikinin şehadetiyle, hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır."(1)

İlk yaratılan şey Peygamber Efendimiz (asm)'in nurudur. Ondan da kâinat yaratılmıştır.

"Allah'ın yarattığı şeylerin ilki benim ruhumdur."(2)

Yüce Allah daha sonra da o nurdan âlemleri yarattı. Üstad Hazretleri bu noktaya şöyle işaret ediyor:

"Eğer o âlem-i kebir bir şecere tahayyül edilirse, nur-u Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi olur."(3)

Nasıl ki, ağaç bir çekirdekten çıkmış ve en sonunda yine meyvede tekrar çekirdek şeklinde toplanıyorsa, kâinat ağacının da ilk çekirdeği Resul-i Ekrem Efendimizin (asm) nurudur, en mükemmel meyvesi ve neticesi de yine O’nun (asm) ubudiyeti ve kulluğu olmuştur.

Bu nurun mahiyetini bilemiyoruz. Ancak, Üstad Hazretleri Nur-u Muhammedînin şu kâinat kitabının mürekkebi olduğunu beyan ediyor. Buna göre, bütün varlık âlemi o nurdan yaratılmıştır. Güneş de o mürekkepten yazılmış, yıldızlar da; melekler de o mürekkepten yazılmış, cinler de, insanlar da, hayvanlar da. Keza, Arş da o mürekkepten yazılmış, Kürsî de, Levh-i Mahfuz da.

Bütün bu sayılanlar Allah’ın isimlerinin farklı aynaları olduğuna göre, nur-u Muhammedî’de bütün esmâ tecellilerinin bulunması gerekiyor. Yâni bütün bu yazılanlar, o nurda mevcut olan bir tecellinin başka aynalara da aksetmesi gibidir.

Yine Üstadımız buyururlar ki, “ Binler muhtelif âlemleri içine alan kâinatın asli çekirdeği ve menşei kuru bir madde olamaz.”

Meleklerden insanlara kadar bütün varlıkların hayatları o nurdan yazıldığına göre, o nurun da hayattar olması gerekiyor.

O nurun kendine has bir şahsiyeti ve o şahsiyete mahsus manevî bir sureti de olacaktır. O halde, Cebrail’i Azrail’den ayıran farklı bir suret olduğu gibi, bir dağı bir denizden ayıran yine ayrı bir suret de vardır. İşte bütün bu suretler âlemi, Nur-u Muhammedî’de tecelli eden Musavvir isminin farklı yansımaları gibidir.

“Eğer o âlem-i kebîr, bir şecere tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi olur.” (Mesnevi-i Nuriye)

Risalelerde kâinat bir ağaca, elementler onun dallarına, bitkiler âlemi yapraklarına, hayvanlar onun çiçeklerine, insanlar ise meyvelerine benzetilir.

Bir ağacın bütün programı çekirdeğinde genetik şifreler halinde yazılıyor. Üstad Hazretleri bu manayı “manevi kader kalemiyle yazılıyor” şeklinde ifade ediyor. Bu manevî kalemle genler farklı şekillerde diziliyorlar, bu farklılıklar da o varlıktaki değişik özellikler olarak ortaya çıkıyor.

Şu nokta çok mühimdir: Ağacın gövdesinin çekirdekteki yazılışı gövde şeklinde değildir, dallarının yazılışı da dal şeklinde değildir. Keza, insanın genetik şifresinde yer alan kemikler sert olmadığı gibi, o şifredeki kan da kırmızı değildir. İşte nur-u Muhammedî’de bütün varlık âleminin manen yazılmış olmasına bu gerçeğin ışığında baktığımızda o nur ile madde âlemindeki çok farklı varlıklar arasında bir şekil benzerliği arama hatasına düşmeyiz.

Nitekim bizim yazdığımız kelimelerde de bunun küçük bir misâlini görebiliyoruz. Meselâ, güneş kelimesi ateş saçmadığı gibi, su kelimesi de ıslak değildir.

İşte bütün varlık âlemi, ilk varlık olan nur-u Muhammedî’den, tâ cennete, cehenneme kadar, Allah’ın ezelî ilminde takdir edilmiş ve kudret kalemiyle yazılarak, ilim dairesinden kudret dairesine, gayb âleminden şehadet âlemine geçirilmişlerdir. Bu kalemden dökülen bütün yazıların mürekkebi nur-u Muhammedî’dir, yâni, o nurda şifre ve çekirdek olarak yerleştirilmiş bulunan bütün esmâ tecellileridir. Buna göre, nur-u Muhammedî bütün âlemlerde tecelli eden İlâhî isimlerin, mücmel bir hülasası gibi düşünülebilir.

Üstat Hazretleri, “semâvât ve arz bitişik idiler, biz onu ayırdık” mealindeki ayet-i kerîme için şöyle buyurur;

“Nur-u Muhammediyeden (a.s.m.) yaratılan madde-i acîniyeden, seyyarat ile şemsin o nurun mâcun ve hamurundan infisal ettirilmesine işarettir” (Mesnevi-i Nuriye)

Bu ifadeler nur-u Muhammedî kavramının doğru anlaşılması konusunda bize yepyeni bir ufuk açıyor. Buna göre, nur-u Muhammediyeden bir yanda melekler, ruhaniler, arş, kürsi yaratılırken, öte yanda aynı nurdan bir “madde-i acîniye” yaratılmış, gökler ve yerler, şu gördüğümüz bütün madde âlemi o macun maddeden yaratılmışlardır.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, beşinci Nükte.
(2) bk. Ahmed, Musned, IV-127; Hâkim, Mustedrak, II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân, XIV-312/6404; el-Leknevî, el-Âsâru’l-Merfû’a, s. 42-3; Kastalanî, Mevahibu'l-Ledunniye: 1/6; Krş. Aclunî, Keşfu'l Hâfa, C.1, 262- 265-266.
(3) bk. Mesnevî-i Nuriye, Habbe.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

SORULARLARİSALE 2024 ANKETİ
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

muratkul

Burada ki yaratılış evrelerinde esir hangi konumda oluyor ilk yaratılan nuru muhammedi ise bundan sonraki sıra esir maddesi mi yaratılıyor esirden sonra da alemler mi izah edermisiniz 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
İlk yaratılan nur-u Muhammedi sonra ondan esir maddesi esir maddesidinden de diğer mahlukat yaratılıyor şeklinde ifade edilebilir. Çünkü esir maddesi bilinen en küçük maddedir. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...