"Âlem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki âlemden birbirine gelen seyyârâtın mültekası, vicdan denilen fıtrat-ı zîşuurdur…" cümlesini açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın bedeni, “şehadet âlemi” denilen şu kâinattaki varlıklardan istifade ettiği gibi, akıl ve kalbi de bu eşyayı yaratan ve ona hizmet ettiren Rabbini, Halıkını bilmek ve bulmakla tatmin olur. Bu cihetle de vicdan, gayb âlemi ile şahadet âleminin “nokta-i iltisakı” yani bir nevi buluşma noktasıdır.

İman ile Rabbine teveccüh eden vicdan, bütün bir şehadet âleminin insana hizmet ettiğinin şuurunda olarak, insana aczini ve fakrını hissettiren hâdiselerde Rabbini tesbih eder, takdis eder, tekbir eder. İnsana teveccüh eden nice nimetler karşısında ise şükür ve hamd vazifesi ifa edilir.

Üstad Hazretleri kalbin bir latife-i Rabbani olduğunu, bu latifenin mahzar-ı hissiyatının vicdan, makes-i efkârının ise dimağ olduğunu ifade ederler. İnsan hisleriyle şehadet ‘âlemiyle ilgi kurar, aklında bu müşahedeler tefekküre çevrilir, daha sonra kalpte feyiz halinde kendini gösterir. Vicdan ise kâinatla insan kalbi arasında bir nokta-i iltisak görevi yapmıştır.

Vicdan, hakikatleri tartmak için insanın fıtratına dercedilmiş bir terazidir. Vicdan bir nevi insanın iç aleminin mizanlarını kalbe gönderen bir iç kanaldır. Bu iki kanaldan gelen malumatlar kalp denilen latifede depolanır ve şekillenir.

Vicdan, manevî âlemlerin esası, haritası ve hakikatlerin uçlarının temerküz ettiği cami bir aynadır. İnsan yanılsa bile vicdan yanılmaz.

Vicdan, insanın kendi fiil ve hareketlerini tetkik ve muhakeme ederek, lehinde veya aleyhinde hüküm veren sadık bir hâkim ve gizli bir histir.

Vicdan, fıtrat-ı zîşuurdur.” (mesnevi-i Nuriye)

İnsana sonsuz aciz ve fakir olduğunu hatırlatır, nihayetsiz kudret sahibi olan Allah’a tevekkül eder ve O’ndan medet ister. Bütün ihtiyaçlarını yerine getirecek bir Ganiy-yi Rahim’in dergâhına iltica eder. Her vicdan sahibi bütün bu kâinatı ve içindeki eşyayı ona hizmet ettiren bir zatın varlığını kabul eder.

Her insanın vicdanında bir inanma ihtiyacının olması, onu tevhide sevk eder. Bundan dolayıdır ki, hiçbir insanın, vicdanından gelen “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” gibi müthiş suallerin cevabını düşünmemesi ve onların cevabını bulmadan huzur ve rahata kavuşması mümkün değildir. Bazı kimseler zaman zaman vicdanlarını rahatsız eden bu gibi suallerin cevabını düşünmeden yaşamaya çalışırlar. Hâlbuki inanma hissi insanın fıtratında ve vicdanında dercedilmiştir. Bazıları da bu fıtri hissi teslis inancı gibi batıl inanışlara saparak karşılamaya çalışmışlardır. Bir kısmı da insana ulûhiyet isnat etmiş, kimisi de kendileri gibi mahlûk olan güneşe, ateşe, nehire, yıldızlara ve sığıra taparak dalalete sapmışlardır.

Afaki âlemler tevhide nasıl işaret ediyorsa, insanın vicdanı da aynı şekilde tevhide enfüsi bir levhadır. Afakta yazılmış bütün hakikatler insanın nefsinde, yani fıtrat ve vicdanında daha okunaklı ve daha beliğ bir şekilde yazılmıştır. İnsan bu yazıları iman penceresi ile okusa tevhide dair sayısız işaretleri bulur.

"Dördüncü burhan: Âlem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki âlemden birbirine gelen seyyârâtın mültekası, vicdan denilen fıtrat-ı zîşuurdur. Evet, fıtrat ve vicdan akla bir penceredir; tevhidin şuâsını neşrederler."(1)

İnsan yanılsa bile vicdan yanılmaz. İnsanın mahiyetindeki bütün latife ve duygular, Allah’ın isimlerinin tecellisi ve nakışlarıdır. İnsan bu tecelli ve nakışlara bakarak Nakkaşı görür. İnsan hariçte delil aramadan sadece kendi yaratılışını düşünse, Allah’ın varlığına ve birliğine dair çok delilleri görebilir. İnsanın fıtrat ve vicdanı, okunması gereken bir ilim deryasıdır.

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Gökyüzü
Müthiş izah edilmiş. Allah razı olsun, bu güzel çalışmaların vesilesi ile daha nice bilmediklerimizi öğrenizyoruz.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...