"Âlem-i gaybdan sayılan geçmiş ve gelecek mahlukatın dahi manen hayattar bir vücud-u manevîleri ve ruhlu birer sübut-u ilmîleri vardır ki levh-i kaza ve kader vasıtasıyla o manevî hayatın eseri mukadderat namı ile görünür tezahür eder." İzahı nasıldır?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Cenâb-ı Hak, unutmaktan münezzeh olduğundan, O’nun daire-i ilminde bulunan eşyanın o manevî ve ilmi vücutları için sübut, yani sabit olma, değişmeme, kaybolmama söz konusudur.

“Manen hayattar” ifadesi, bu manevî ve ilmi vücutların, haricî vücuda göre daha aşağı bir mertebede olduklarını ifade etmektedir.

Manen hayattar olmanın zıddı, madden hayattar olmaktır. Bu ise, haricî vücut giymiş varlıklar için söz konusu olabilir.

İkinci bir cevap:

Asıl vücud ve varlık, mahlukatın Allah’ın ilmindeki bilinen mahiyetleri ve özellikleridir.

Her bir mahlukun yaratılmış bir vücudu olduğu gibi; bunların, İlm-i Ezeli'de bilmediğimiz bir mahiyette hakiki ilmi vücutları da vardır.

Bir zaman Allah vardı, hiç bir şey yoktu. Sadece Cenab-ı Hak, yani zat, sıfat, esma ve şuun-u ilahiye ezeli olarak var idi. Allah’tan başka bütün mahlukat sonradan yaratılmış olup, ezeli değildir. Ancak bütün mahlukatın ilmi mahiyetleri, Cenab-ı Hakk'ın ezeli ilminde mevcut idi.

İşte Üstadımız; mahlukatın bizim için bilinmeyen ve gayp sayılacak; geçmiş ve gelecek hallerinin ve özelliklerinin ilm-i ilahideki, mahiyetlerine; manevi vücud ve canlı (yani daha sağlam ve daha kuvvetli) manasında ilm-i sabitliklerinin, (yani zeval bulmayacak ve yok olmayacak özellikleri) ezeli olan ilminde olduğunu ifade ediyor.

Mahlukat için varlık ve hayat, bulunduğu andır. Bu anın bir saniye evveli ve sonrası ise, mazi ve müstakbel olup, gayp aleminden sayılır.

Cenab-ı Hak her an, yoğun olarak halk etmesiyle, bizler ve mahlukat, o anı ve hali yaşıyoruz. Bu yaratmanın faaliyeti bir an kesilse, bütün mahlukat yok olur.

İşte, Cenab-ı Hakk'ın ezeli ilmindeki bütün mahlukatın; kuvvetli, sabit ve hakiki olan ilmi vücutları; kaza ve kader kalemiyle, vakti zamanı geldiğinde yaratılarak, gayp aleminden şahadet alemine, yani ilmi daireden kudret dairesine çıkıyorlar.

Burada kader; bu yaratılmanın plan ve programı oluyor. Kaza ise; bu plan ve programın inşası, yani kudretle meydana çıkarılması oluyor.

Yani bir insanın ilminin, iradesinin ve kudretinin olduğunu düşünelim. Ve bu insan da, mimar olsun. Mesleği icabı mimarlıkla alakalı her şey, o zatın ilminde mahiyeti itibariyle mevcuttur. İşte bu ilmi vücudlar, daha sonra meydana çıkacak olan imaratların; zihindeki, aslıdır, sabit ve en sağlam ilmi vücutlarıdır.

Bu mimar zihninde bulunan mimarlikla ilgili manevi varlıkları, harice çıkartmak ve tahakkuk ettirmek isterse; evvela, bir program dahilinde projelerini ve planlarını yapar. Bu şekli ile, o yapının kaderi teşekkül eder. Sonra binanın fiziken yapılarak kullanılır hale getirilmesi ise, onun kazasıdır. Demek ki; bir şeyin plan ve projesine kader, maddi şekle gelmesine de kaza deniyor.

İşte bu merhaleler içerisinde binanın; planından ve kendisinden daha önemli, sağlam ve mükemmel olan, mimarın ilmindeki manevi vücud ve mahiyetidir. Zira mimar sağ oldukça ve hayatta kaldığı müddetçe; o bina ve plan yıkılsa ve tahrip de olsa, önemli değildir. Çünkü; binanın asıl mahiyetinin bulunduğu, mimarın zihnindeki manevi varlığı daha önemlidir. Zira, tekrar aynı planın ve binanın yapılması mümkündür. Yeter ki zihne, bir zeval gelmesin.

Aynen öyle de Allah’ın zevalden münezzeh olan ezeli ilmindeki; manevi vücutlar, kaderin takdiri ile planlanıyor. Kudretin tecellisiyle yaratılarak şahadet alemine çıkıyorlar.

Soruda geçen yer için tıklayınız:

Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Beşinci Nükte.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...