"Asya'nın ve Rumeli'nin köşelerinde medfun olan medeniyet-i kadîme hayata başlamış ve menfaatini mazarrat-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ya Rab! Ne saadetli bir kıyamet, ne güzel bir haşir ki, وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ hakikatının küçük bir misalini bu zaman bize tasvir ediyor. Şöyle ki:"

"Asya‘nın ve Rumeli’nin köşelerinde medfun olan medeniyet-i kadîme hayata başlamış ve menfaatini mazarrat-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler يَالَيْتَنِى كُنْتُ تُرَابًا [“Ne olurdu, keşke toprak olaydım!” (Nebe’, 78/40)] demeye başladılar. Yeni Hükûmet-i Meşrutamız mu’cize gibi doğduğu için inşâallah bir seneye kadar, تَكَلَّمَ فِى الْمَهْدِ صَبِيّاً “Beşikte çocuk iken konuştu.” sırrına mazhar olacağız! Mütevekkilâne, sabûrâne tuttuğumuz otuz sene Ramazan-ı sükûtun sevabıdır ki, azapsız, cennet-i terakki ve medeniyet kapılarını bize açmıştır!"(1)

Üstadımız yeni hükümetin hayırlara vesile olacağını, zalimlere korku salan, zayıflara da şefkat hissettiren bir özelliktedir. adeta öldükten sonraki dirilmenin bir numunesi yaşanmaktadır. Osmanlının duraklama, gerileme ve yıkılma dönemi ile alem-i İslam Batı medeniyeti karşısında maddi açıdan bir mağlubiyet içine girdi. “Asya‘nın ve Rumeli’nin köşelerinde medfun olan medeniyet-i kadîme...” cümlesi ile bu manaya işaret ediliyor.

Ama bu durum ilanihaye gidecek değildir “hayata başlamış ve menfaatini mazarrat-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler 'Ne olurdu, keşke toprak olaydım!' demeye başladılar.” Yani istibdadı meşrutiyete tercih edenler pişmanlık gösterip meşrutiyeti kabullenmişler. Bu durumu, mahşerde zalimlerin ve kafirlerin pişmanlıklarını ifade -ayetle sabit olan ifade gibi- etmelerine benzetilmiş.

“Yeni Hükûmet-i Meşrutamız mu’cize gibi doğduğu için inşâallah bir seneye kadar, 'Beşikte çocuk iken konuştu.' sırrına mazhar olacağız!.” Bu cümle ile de yeni kurulan meşruti hükümetine bir inanç bir beklenti olduğunu görüyoruz. Bizim meşrutiyet denemelerimizin yapıldığı dönemde Avrupa bizden çok önde idi. “Beşikte çocuk iken konuştu.” ifadesi ile hem bu gerçeğe hem de ümitsiz olmamamız gerektiğine işaret var.

Avrupa bugünkü medeniyet seviyesine yüz yıllarca savaş ve çatışmanın neticesinde, kan ve gözyaşı ile gelebilmiştir. Bizim yüz yıl gibi az bir sıkıntı ile onlar ile omuz omuza gelmemiz, belki ileride öne geçmemiz hakikaten mucize gibi bir ikram-ı İlahidir.

"Mucize" ifadesi İslam medeniyetinin Batı medeniyetinden daha hızlı sonuca ulaşmasına bir kinayedir.

Üstad Hazretlerinin Münazarat'ta, Divan-ı Harb-i Örfi'de ve Tarihçe-i Hayat'ın başında değişik şekilde hürriyeti ve meşrutiyeti benimsediği ve takdir ettiği malumdur. Ancak her şey ilk başlangıcında profesyonelce olmaz. Kemale ermesi zamanla tahakkuk eder. İşte Üstadımız ilk meşrutiyeti müdafaa ederken, başlangıcındaki müşevveş ve karışık halinden ziyade, ileride unsurlarıyla tam tahakkuk edecek ve kemale erecek meşrutiyet-i meşruayı nazara vermektedir.

İşte meşrutiyetin ilanına ve saltanatın kaldırılmasına bir nevi sebep olarak gösterilen Sultan Abdulhamid Hanın mecbur kaldığı sıkıyönetimidir. Otuz sene Kanun-u Esasiyi uygulayarak, ciddi manadaki hafiye teşkilatıyla, bir nevi istibdat rejimi uygulamıştır. Bunu isteyerek değil, mecburiyet tahtında tatbik etmiştir.

şte Üstadımızın "Mütevekkiline, saburane tuttuğumuz Ramazan-ı sukutun sevabıdır ki..." ifadesinde; herkesin rahat konuşamadığı ve faaliyet gösteremediği ve otuz yıl süren Sultan Abdülhamit Hanın kanun-u esasiyi uyguladığı dönemi kastetmektedir. Meşrutiyet’in ilanıyla o istibdat kalkmış, hürriyet hareketleri başlamış, faaliyet ve düşüncelerin rahatça yaşanıp ifade edildiği hürriyet bayramı başlamıştır. Otuz yıl milletin, susma orucu tuttuğu zaman dilimi ise, Sultan Abdülhamit’in idare devri ve dönemidir.

(1) bk. Divan-ı Harb-i Örfi, Hürriyete Hitap.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

yoyokadir
Allah razı olsun .
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...