"Bediüzzaman ne söylerse hakikattir. Bediüzzaman’ın eserleri sünuhat-ı kalbiye olup, cumhur-u ulemanın tasdik ve takdirine mazhardır." ifadesini kullanmak doğru mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İşte, büyük ulemâ-i İslâm ve meşâyih-ı kiram çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaata varmışlardır ki, Bediüzzaman ne söylerse hakikattir. Bediüzzaman’ın eserleri sünuhat-ı kalbiye olup, cumhur-u ulemânın tasdik ve takdirine mazhardır." (Sözler, Konferans)

Bu sözler tahkik ve hüsn-ü itimat neticesinde söylenmiş sözlerdir. Bu sözleri söyleyen kimseler defaatle Risale-i Nur'u okumuş tahkik ve tetkik etmiş ve neticesinde Ehl-i sünnete uygun ve mutabık olduğunu gördükten sonra bu sözleri sarf etmişlerdir. Burada taassup ve bağnazlıktan gelen bir ön kabul söz konusu değildir.

Bir şahsın hata yapma ihtimali ya da hata ve kusura kabil olması, hatalı ve yanlış olduğu anlamına gelmez. Risale-i Nurlar incelendiğinde ve mihenk olan İslam şeriatına vurulduğunda, herhangi bir hata ve kusur şimdiye kadar tespit edilememiştir. Yoksa hataya kabil diye Risale-i Nurlara ve Üstad Hazretlerine hata ve şüphe ile bakmak yanlış olur.

Risale-i Nurlar, bu zamanda Kur’an ve hadislerin manevi ve hakikatli bir tefsiridir. Bütün Âlem-i İslam tarafından kabul görmüş ve takdir edilmiş bir eserdir. Risale-i Nurlar fikir ve istikamet noktasından Ehl-i sünnet çizgisinde ve istikametinde giden bir tefsirdir. Ehl-i sünnet inançlarına aykırı ve ters bir fikrin tespiti şimdiye kadar görülmemiştir.

Binlerce âlim ve müdakkik nazarların altında olan bir tefsirin, tenkide medar bir bahse konu olmaması ve şimdiye kadar böyle bir itiraza mahal bulunmaması, Risale-i Nurların içinde hata olmadığını katiyet ile gösterir. Şayet hata var deniliyor ise, bunu iddia edenler ispat etmekle mükelleftir.

Böyle tedkik ve tahkike maruz kalmış aynı zamanda muazzam bir ilgi ve teveccühe mazhar olmuş Risale-i Nur'u takriz geleneğinden de olan bazı övgülerle anılması ve bunun külliyata dahil edilmesi eleştiri konusu olamaz.

Bütün yazarların eserlerinde takriz (övücü tanıtma yazısı) kısmında bu tarz sena ve övgüler mevcuttur ve bu bir gelenektir. Ayrıca Üstadımız Risale-i Nur'u kendi ilmine vermiyor. Kur’an’ın bir lemaati olarak görüyor, dolayısı ile takdire şayan şeyleri kendine değil Kur’an hesabına değerlendiriyor.

Üstad'ımızın bu meselede öz eğerlendirmesi şöyledir; "Yüz binler şükür olsun! Nefis cümleden süflî, vazife cümleden âlâ."

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 767
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)

"Ayrıca Üstadımız Risale-i Nur'u kendi ilmine vermiyor. Kur’an’ın bir lemaati olarak görüyor, dolayısı ile takdire şayan şeyleri kendine değil Kur’an hesabına değerlendiriyor." kutsi kaynaklara baktığımızda külliyatta geçen cümlerin muhtelif yerlerinin önceki eserlerden muktebes olduğunu görüyoruz. şimdi tamamı ilham eseri demek ne kadar muvafık düşüyor

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Bu konuda elbette yazdıklarınız doğrudur. Lakin;

1- Önceki alim ve büyük zatlara verilen ilham Bediüzzaman'a da verilmiş olabilir.

2- Bütün eserlerinin ilham olmadığını bizzat kendisi söylüyor: Bu üç farkın sırrı ise Risaletü’n-Nur’un mertebesi üçüncüde olmasıdır. Yani vahiy değil ve olamaz. Hem umumiyetle dahi ilham değil, belki ekseriyetle Kur’ân’ın feyziyle ve medediyle kalbe gelen sünuhat ve istihracat-ı Kur’âniyedir. (1. Şua)

3- Kur'anın lemaati demek, Kur'andan istifade edilmesi anlamındadır. Yoksa İlham eseri olması anlamına gelmez. Evet Risalelerdeki güzellikler, beslendiği Kur'anın güzelliğinden gelir. Çünkü asılda olmayan, gölgede bulunmaz.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...