"Ben seyr-i ruhanide kat-ı merâtip ederken, tabakat-ı evliya içinde en parlak, en haşmetli en letafetli en emniyetli, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı esas-ı tarikat ittihaz edenleri gördüm..." İkinci Nükte'yi açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İKİNCİ NÜKTE"

"İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Fârûkî (r.a.) demiş ki: 'Ben seyr-i ruhanîde kat-ı merâtip ederken, tabakat-ı evliya içinde en parlak, en haşmetli, en letafetli, en emniyetli, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı esas-ı tarikat ittihaz edenleri gördüm. Hatta o tabakanın âmi evliyaları, sair tabakatın has velîlerinden daha muhteşem görünüyordu.' "

"Evet, Müceddid-i Elf-i Sâni İmam-ı Rabbanî hak söylüyor. Sünnet-i Seniyyeyi esas tutan, Habibullahın zılli altında makam-ı mahbubiyete mazhardır." (Lem'alar, On Birinci Lem'a.)

İslam dininin temel esaslarında herkes müttefiktir. Bu temel esasları inkâr ile terk eden İslam dairesinden çıkmış olur.

Temel esaslar ise İslam’ın iman ve ibadet kısmıdır. İslam dininin temel esasları sınıfına girmeyen kısımlarda ise insanlar daha ziyade kendi mizaç ve kabiliyetine uygun yolları tercih ediyorlar. Mesela, tarikat ve tasavvuf mesleklerinin belirlemiş oldukları adap ve evrat bunlardandır.

Bazı tarikat erbabının, mesleklerinin adap ve evradına Peygamber Efendimiz (asm)'in sünnetinden daha fazla hassasiyet gösterdikleri görülüyor. Mesela, bir müridin namazlardan sonra Peygamber Efendimiz (asm)'in yapmış olduğu tesbihleri düzenli olarak yapmayıp, şeyhinin verdiği virdleri terk etmemesi buna bir misal olabilir. Hâlbuki şeyhinden aldığı virdin sevabı Peygamber Efendimiz (asm)'in sünnetinden hasıl olan sevaba asla ve kata yetişmez.

Buradaki mukayese, hayatında sünneti merkeze alan evliyalar ile tarikatın evrad ve adabını hayatına esas alan evliyalar arasındadır. Evet, en büyük adap ve evrad sünnete yetişemez, onun kazandırdığı makamın parlaklığına ulaşamaz. İmam Rabbani Hazretleri nafile ile sünnetin arasındaki makam ve sevap farkına bu şekilde işaret ediyor. Nafileler ile sünnete yetişilemez.

Her tarikatin kendine ait virdleri ve zikirleri vardır. Bu virdler doğrudan olmasa da dolaylı olarak yine Kur’âna ve sünnete dayanmaktadır. Ancak, bir de Resulullah Efendimiz (asm)'in, yaptığı nafile ibadetler, okuduğu virdler ve tesbihler vardır.

İşte, doğrudan doğruya Habib-i Kibriya Efendimiz (asm)'in sünnetini kendine rehber edinen ve model alan evliyalar ile mensup olduğu tarikatın virdlerini, tesbihlerini ve zikirleri esas alan evliyalar arasında büyük bir farkın olduğu ifade edilmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Kaylûle etmek Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem âdet-i şerîfesi idi. O'na uyan bir kimsenin bir parça kaylûle etmesi, O'na uymaksızın birçok geceleri ibâdetle geçirmekten kat kat daha kıymetlidir. (İmâm-ı Rabbânî)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Kaylûle etmek Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem âdet-i şerîfesi idi. O'na uyan bir kimsenin bir parça kaylûle etmesi, O'na uymaksızın birçok geceleri ibâdetle geçirmekten kat kat daha kıymetlidir. (İmâm-ı Rabbânî) İlginçmiş,uyku bile sünnete uymaktan dolayı ibadetten daha sevaplı olabiliyor yani,öyle mi?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bir sünnet bir milyon nafile ibadetten daha faziletlidir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
O zaman şunu diyebilir miyiz: Sünnet ibadetler altın gibi,nafileler demir..Binlerce kez nafile ibadet yorul,sadece bir sünnet olan kayluleye yetişemiyor. Burada ibadetin zahmeti ecri artırmıyor.İbadetin nereye taalluk ettiği önemli.. Bundan dolayı mı?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Bakış açınız çok güzel.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Dagmera

Ben de buna benzer bir cümle okumuştum. İmam-ı Rabbânî hazretlerinden muazzam bir ölçü:
“Bir geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmektense, Efendimiz aleyhisselatü vesselamın hangi saatte ve nasıl uyuduğunu bilerek ona ittiba kastıyla uyumayı, daha evla ve efdal sayarım."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Dagmera

İmam-ı Gazalî, İmam-ı Rabbanî gibi muhakkikîn-i ehl-i tarîkat derler ki:

"Bir tek sünnet-i seniyeye ittiba noktasında hasıl olan makbuliyet, yüz âdab ve nevafil-i hususiyeden gelemez.

Bir farz, bin sünnete müreccah olduğu gibi; bir sünnet-i seniye dahi, bin âdab-ı tasavvufa müreccahtır." demişler.

Risale-i Nur - Mektubat

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...