"Beşeri hayvaniyet mertebesinden melekiyet derecesine çıkarmak..." İnsanın melekiyet ve hayvaniyet mertebeleri nelerdir, izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
İnsan, fıtratı çok geniş ve her şeyi mizana çekecek bir istidada sahip olmasından, kâinatta yaratılmış her şeyi anlayacak ve tartacak cihazlarla donatılmıştır. İnsan, mahiyet olarak bütün mahlûkatı temsil edecek vasıflara sahiptir.
Nur’larda insanın üç ayrı yönü olarak nebatiyet, hayvaniyet ve insaniyet cihetleri nazara veriliyor.
İnsanın nebati ciheti, bitkileri temsil eder. İnsan bedeninin ilk tohumu da tıpkı bir bitkinin toprağa ekilmesi gibi, ana rahmine düşüyor, orada rahim duvarına yapışarak büyümeye başlıyor. Dokuz ay sürecek olan bu terakki yolculuğunun yaklaşık dördüncü ayında bedene ruh ilka ediliyor. Böylece, hayat ve hayvaniyet dönemi başlamış olur.
İnsanın yemesi, içmesi ve evlenmesi hayvanî cihetini temsil eder. İnsanın şuur, vicdan ve kalp gibi hissiyatları, diğer mahlûkattan ayıran, kendine has bir dairedir. Yani insani dairedir. İman ve ibadet ise melekleri temsil eden bir yönüdür.
İnsan, âdeta bütün mahlûkatın hulasasıdır ve en mükemmel bir mahiyete sahiptir. İnsan bu daireler vasıtası ile kâinatta her şeyi hem temsil eder, hem de o dairedeki mâna ve tecellileri tartıp mizana çeker ve küllî bir kulluk vazifesini omuzuna alarak kâinatın halifesi olduğunu ispat eder.
İnsan sadece cismini beslemeye çalıştığı takdirde hükmen bitki makamında kalmış demektir. Hayvaniyet; yeme, içme, görme, işitme, yürüme, çoğalma cihetleridir. Bir insan ömür sermayesini ve insaniyet nimetini sadece bu ve benzeri sahalarda kullandığı takdirde de hükmen hayvan makamında kalır.
Doğru düşünmeyle insaniyet şerefi kendini gösterir ve bu doğru düşünce onu Üstadımızın ifadesiyle “insaniyet-i kübra olan İslâmiyet”le şereflendirir. Aksi halde, yanlış fikirler, bozuk hayat düzeni, batıl itikatlar insanı, hayvandan daha aşağı düşürebilir.
“Onlar hayvanlar gibidirler, belki yolca onlardan daha da şaşkındırlar.” (Furkan Sûresi, 44)
İnsan, büyük sermayeyi yerinde kullanırsa, Rabbinin rızasına mazhar olur, melekiyet makamına yükselir. Aksi halde, zevale gider ve insanlık mahiyeti hayvandan daha aşağı bir dereceye düşer. İnsan, kendini misafir bilmekle ve kendi varlığını ve ona takılmış bulunan maddî ve manevî cihazlarını birer emanet olarak görmekle bunları Allah’ın razı olduğu gibi kullanır. Böylece melekiyet makamına çıkar, bu dünya hayatını izzetle tamamlar ve ahirette azizlerin diyarı olan cennete gider.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
1. “İnsanın melekiyet derecesine çıkması” ne demektir?
Bu, insanın fiziken melek olması değil; manen, ahlaken ve ruhaniyeten meleklerin sahip olduğu yüce vasıfları kazanmasıdır. Melekler; ibadet, itaat, masumiyet, Allah’ı daima zikir ve O’na hizmet etme konusunda kusursuz durular, zira nefis sahibi değildirler.
İnsan ise nefsani arzuları, öfkesi, hırsı ve hayvani iştahıyla doğar. Peygamberlerin davetiyle insan bu kaba duygularını terbiye eder. Aklını ve iradesini kullanarak nefsini yenmeye başladığında, yeryüzündeki sıradan bir canlı olmaktan çıkar; tıpkı melekler gibi sürekli hakikati düşünen, ibadet eden, şerden uzak duran ve Allah’ın halifeliğine layık bir varlık haline gelir. Bu, “nefs-i emmare”den (kötülüğü emreden nefis) “nefs-i mutmainne”ye (huzur bulan nefis) yükselişin adıdır.
2. “Melekler günahsızdır” ifadesi burada nasıl anlaşılmalı? İnsan melek gibi günahsız mı olur?
Hayır, insan asla melek gibi masum (günahsız) olmaz. Aralarında çok temel bir fark vardır:
· Meleklerde şehvet, öfke ve nefs-i emmare yoktur. Günah işlemeye müsait bir yaratılışları olmadığı için günahsızdırlar. İtaat etmemek onlar için mümkün değildir (cibilliyetleri öyledir).
· İnsanda ise nefs ve heva (tutkular) vardır. İnsan, bu kötü duygulara rağmen iradesini kullanarak Allah’a yönelir, günahlardan kaçar ve meleklerin yaptığı ibadetleri ihtiyaren (kendi seçimiyle) yaparsa, işte o zaman “melekiyet derecesine” çıkar.
Bunu yapan insan, meleklerden daha üstün(dört büyük melek dışında) bir mertebeye (İnsan-ı Kâmil) ulaşır. Çünkü melek ibadeti zorunludur, insan ibadeti ise nefsine rağmen verdiği bir mücadeledir. Ancak bu insan, melek gibi hatasız (masum) olmaz; günah işleme potansiyeli hep vardır, fakat o potansiyeli aşarak “veli” ve “takva sahibi” olur. Yanlışlıkla günaha düşse bile tövbe edip döner.