"Bir burhanla elde edilen netice-i tevhidi bazı insanlar isti’zamla dar zihinlerine sıkıştıramazlar. Veya bozuk hayalleri tahammül edemez..." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İ’lem eyyühe’l-aziz! Bir burhanla elde edilen netice-i tevhidi bazı insanlar isti’zamla dar zihinlerine sıkıştıramazlar. Veya bozuk hayalleri tahammül edemez. Bu hale karşı o kat’î, sahih burhanı reddetmek üzere, 'Bu neticeyi, bu kadar azametiyle, şu burhan onu intaç edemez.' diye bahanelerle kabul etmez. O miskin bilmez mi ki, neticenin kayyûmu imandır. Burhan, ancak onu görmek için bir menfezdir. Veya bir süpürge gibi, o neticeye konan vehimleri süpürür. Maahaza, burhan bir değildir; bin değildir, zerrât-ı âlem adedince burhanlar vardır."(1)

Birinci cümlede geçen “isti'zam” kelimesi, bir sonraki cümlede ifade edildiği gibi, “Bu neticeyi, bu kadar azametiyle şu burhan (onu) intac edemez” manasında kullanılmıştır. Bu iki cümleden şunu anlıyoruz:

Tevhidi, yani Allah’ın birliğini ispat eden bir delili kâfi görmeyerek, “Bu azim davayı ispata bu delil yeterli olmaz” demek üç sebepten ileri gelmiş oluyor:

“Zihnin darlığı”, “hayalin bozukluğu” ve “bahane”…

Zihnin darlığı, “Neticenin kayyumu imandır” hakikatinden gaflet etmekten ileri geliyor. Hayalin bozukluğu ise; “Burhan bir değildir, bin değildir. Zerrat-ı âlem adedince burhanlar vardır” hakikatinden gaflet etmenin bir neticesidir.

Üçüncü madde olan “bahaneyi”, yani inanmayı değil, inanmamayı esas alan kişilerin, her aklî delili bir bahane ile reddetmelerini bir tarafa koyup, ilk iki madde üzerinde biraz duralım:

İman, her şeyden önce kalb meselesidir. Görme ve işitme gibi, akıl ve hayal de bu konuda kalbe hizmet ederler. Göz görme aleti, kulak işitme aleti olduğu gibi, akıl da anlama aletidir. Kalb ise alet değil, bütün bunların mahsullerinin toplandığı merkezdir.

Seyrettiğimiz bir manzara hoşumuza gidiyor. Burada hoşlanan kalptir, göz ise kalbe yardım etmiş oluyor.

Güzel bir ses, tatlı bir nağme işitiyoruz. Bu defa, sevme ve hoşlanma mânaları, kulaktan kalbe intikal etmiş oluyorlar.

Diğer taraftan, okuduğumuz bir makale hoşumuza gittiğinde, bu “hoşlanmaya” akıl vasıtasıyla ulaşmış oluyoruz.

Özetlersek, göz görüyor, kalp seviyor; kulak işitiyor, akıl anlıyor, kalb seviyor.

Demek ki, sevginin merkezi kalp. Aynı şekilde korkunun, şefkatin, merhametin, endişenin, merakın ve nihayet imanın merkezi de kalp.

Getirilen bir delil üzerinde aklın düşünmesi, imana vesile olabilse de iman için sadece anlamak yetmiyor. Asr-ı saadette, Allah Resulünü (asm.) evlatlarından daha iyi tanıyan müşriklerin, şu veya bu bahane ile iman yolundan sapmaları, İslam dinini kabul etmemeleri bunun en açık delilidir.

Dersin devamında buyruluyor ki, “Burhan, ancak onu görmek için bir menfezdir veya bir süpürge gibi o neticeye konan vehimleri süpürür.”

Mesela, bir çiçek Allah’ın birliğine açık bir delildir. Çiçek kimin ise, bahçe O’nun, bahar O’nun, su O’nun, toprak O’nun, hava ve ziya O’nundur. Hakikat bu iken, bu küçük çiçeğin tevhid gibi büyük bir davayı ispata kâfi gelmeyeceğini söylemek, aklın değil vehmin eseridir. İşte bu vehim tozlarını süpürmek üzere burhan getirilir, deliller ortaya konulur.

Bütün bunlar, kalbin tasdik ve imanı için zemin hazırlamaktır. Ancak, kalb en açık delillere rağmen, “inat” ile “bozuk inançlarla boyanmış olmanın bir neticesi olarak” yahut Asr-ı Saadette yaşandığı gibi, “İnanacağım ama, Mekke’nin hanımları bana ne der!?..” gibi bir vehme kapılarak iman etmeyebilir.

Hayalin bozukluğuna gelince, bozulmamış bir hayal, tevhid delillerinden sadece birisine bağlanıp kalmaz, “Burhan bir değildir, bin değildir. Zerrat-ı âlem adedince burhanlar vardır” hakikatinin sonsuz şahidlerini en uzak yerlerden toplayıp getirir ve aklın önüne koyar. O zaman akıl, bu kadar delili birden inkâra mecal bulamaz; ya ikna yahut ilzam olur. Bu “zerrat-ı âlem adedince delillerden” sadece üç misal:

Hayal, bütün gözleri, bütün ayakları ve bütün mideleri bir araya getirerek aklın önüne koyar ve ona şu hakikatleri tasdik ettirir:

Gözler kimin ise, Güneş O’nun, Güneş kimin ise, gözler O’nundur.

Ayaklar kimin ise, gezilen mekânlar O’nun, mekânlar kimin ise, oralarda gezenler de O’nundur.

Mideler kimin ise, rızıklar O’nun, rızıklar kimin ise, mideler O’nundur.

Bundan dolayı, bir tek delile takılıp kalmak yerine bütün delilleri birlikte düşünmek gerekir ki, “isti’zam ile” inkâr yolu tamamen kapansın.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Şemme.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.196
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ilyas26125
Allah razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ramazan çalışan

O miskin bilmez mi ki, neticenin kayyûmu imandır. Burhan, ancak onu görmek için bir menfezdir.

Bu cümlenin izahını yaparmısınız? Özellikle de "neticenin kayyum imandır." Cümlesi ile ne ifade edilmek istenmiş.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Netice ibadet ve ahlaktır bu ikisini ayakta tutan kayyum imandır burhan ve delillerde ancak imanı daha sağlıklı daha sağlam bir şekilde görmek içindir. Asıl maksat delil değil delilin gösterdiği iman neticesidir. 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Hll127

“O miskin bilmez mi ki, neticenin kayyumu imandır. Bürhan, ancak onu görmek için bir menfezdir veya bir süpürge gibi o neticeye konan vehimleri süpürür. Maahâza bürhan bir değildir, bin değildir. Zerrat-ı âlem adedince bürhanlar vardır.” kısmı açıklar mısınız? ne demektir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

"O miskin bilmez mi ki...":

Burada bahsedilen "miskin", genellikle hakikati görmekten aciz olan, materyalist veya sadece akli delillere (burhanlara) takılıp kalan kişiyi işaret eder. Bu kişi, iman gibi daha derin bir gerçeği gözden kaçırdığı için eleştiriliyor.

"Neticenin kayyumu imandır.":

Bu, cümlenin en can alıcı kısmıdır. "Netice", varoluşun, kainatın ve tüm olayların nihai anlamı, amacı ve hakikatidir. "Kayyum" ise bir şeyi ayakta tutan, düzenleyen, idame ettiren demektir. Bu ifade, kainatın ve varlıkların nihai anlamının, temel direğinin ve varoluş nedeninin akıl veya bilimsel deliller değil, iman olduğunu vurgular. Yani, her şeyin arkasındaki asıl hakikat, ancak imanla kavranabilir demektir. İman olmadan Allah’ın kainat üzerinde ki tasarruf ve terbiyesi, tedbir ve idaresi bilinmez anlaşılmaz.

"Bürhan, ancak onu görmek için bir menfezdir veya bir süpürge gibi o neticeye konan vehimleri süpürür.":

"Bürhan" (çoğulu berahin), akli veya mantıksal delildir. Bu cümle, delillerin rolünü tanımlar. Deliller, neticeye (hakikate) ulaştıran araçlar veya yollar değildir; sadece o hakikati görmek için bir pencere (menfez) açarlar. Ya da o hakikati görmemizi engelleyen, zihnimize yerleşen şüphe ve yanılsamaları (vehimleri) süpürürler. Yani delil, kendi başına bir amaç değil, imana giden yolda engel kaldırıcı veya ufuk açıcı bir yardımcı gibidir.

"Maahâza bürhan bir değildir, bin değildir. Zerrat-ı âlem adedince bürhanlar vardır.":

"Maahâza", "bununla birlikte" veya "bunun yanı sıra" anlamındadır. Bu son kısım, evrendeki delillerin çokluğuna işaret eder. Tek bir mantıksal delile bağlı kalmaya gerek olmadığını, çünkü kainatta Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden zerreler (atomlar) adedince delil bulunduğunu ifade eder. Her zerre, her olay, her sistem, kendi başına birer delildir.

Bu kısım, imanın delillerden daha temel bir gerçeklik olduğunu savunur. Mantıksal deliller (bürhanlar) önemli olsa da, onlar sadece imanı güçlendirmeye ve zihinsel engelleri kaldırmaya yarayan araçlardır. Kainatın gerçek anlamı ve amacı, sadece akılla değil, kalpte yer eden imanla kavranabilir. Aynı zamanda, kainatın her zerresinde iman hakikatine işaret eden sonsuz sayıda delil olduğunu vurgular.

Yani akıl ve delil bizi bir noktaya kadar götürür, asıl ve nihai hakikati kavramamızı sağlayan, tüm kâinatın düzenini ve anlamını ayakta tutan şey imanın kendisidir. Deliller ise bu iman yolculuğunda bize yardımcı olan, ufuk açan ve şüpheleri gideren birer araçtır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
artiha

Şapka ve zünnar, iman sabit olmadığı zaman hüküm ifade eder. Bu durumda hükümden ıskat olur. Bununla beraber hüküm, ekseriyete göre verilir. Sonuç açığa çıktığı zaman işaret ve alamet yani parametreler geçersiz. Neticeye intikal edemeyen kimseler için ise kıstas teşkil etmesi sebebiyle, onların nazarına vermek ve evhamlarını izale etmek maksadıyla burhan serdedilir 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...