Haşir meselesinde, Muazzez Üstadımızın aklî delillerle meseleyi vuzuha kavuşturması, manevî bir tavzif olabilir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İçinde bulunduğumuz bu asır, Bediüzzaman Hazretlerinin çok yerinde tespitleriyle;

“taklidin kırıldığı,”
“teslimin bozulduğu,”
“herkesin dünyaya daldığı,”
“dünyanın fani ve cüzi menfaatleri için hayat-ı ebedîyenin severek tehlikeye atıldığı,”
“herkesin derd-i maişetle sarhoş olduğu,”
“küfür ve dalaletin şahs-ı manevî halinde imana ve ahlâka hücum ettiği,”
“neden ve niçinlerle zihinlerin bulandırıldığı, kalplere şüphelerin atıldığı...”

dehşetli bir asırdır.

Fen ilimlerinde alınan büyük mesafe ile akıl kalbin önüne geçirilmiş gibidir. Böyle bir asır, bütün iman hakikatlerinin hem naklî, hem de aklî delillerle insanlara tebliğ edilmesini, akıl ve kalp beraberliğinin sağlanmasını zarurî hale getirmiştir. Bu asrın manevî hekimi olan Bediüzzaman Hazretleri de asrın anlayışını, insanların iman ve ahlâk boyutlarını ve ahir zaman fitnesinin dehşetini dikkate alarak, hem akılları ikna hem de kalpleri tatmin edecek eserler yazma yolunu tutmuştur.

Bu cümleden olarak, insanların en çok şüpheye düştükleri haşir ve yeniden diriliş konusuna hususî bir ehemmiyet vermiş Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Sözleri telif etmiş, ayrıca diğer risalelerinde de bu konuya yer yer tahşidat yapmıştır. Bununla birlikte şu hakikati de bizlere hatırlatmıştır:

“…Neticenin kayyumu imandır. Bürhan, ancak onu görmek için bir menfezdir veya bir süpürge gibi o neticeye konan vehimleri süpürür.”(1)

Bir kişinin haşir ve kader konularında tam tatmin olması için, öncelikle kalbinin Allah’a iman ile nurlanması, aklının tatmin olması gerekir. Bu rükünde şüphe ve tereddütler içinde bocalayan birine haşirle alâkalı ne kadar delil getirseniz, onu ilzam etseniz bile ikna edemezsiniz. Bundan dolayıdır ki, Üstadımız en fazla Allah’a iman rüknü üzerinde durmuştur. Kendisine intikal eden bir münakaşa dolayısıyla kaleme aldığı şu tespitler bu noktada fevkalade ehemmiyetlidir:

“Eczacı Efendinin o Sözler'i mütalaa etmesini havale ettiğimin sırrı şudur ki: O çeşit mes'elelerdeki şübheler, erkân-ı imaniyenin za'fından ileri geliyor. O Sözler ise, erkân-ı imaniyeyi tamamıyla isbat ederler.”(2)

Bütün hayırlar Allah’ın elindedir. Bu dehşetli asırda en büyük bir hayır olan Nur Risalelerini Üstada ihsan eden de O’dur. Nitekim Üstadımız kendisi de “Dert benimdir deva Kur’an'ındır.” sözüyle bu hakikati dile getirmiştir. Her asrın derdi başka, dermanı başka, hekimi başkadır.

Bu dehşetli asırda, Habib-i Kibriya Efendimizin (asm) bir varisi olarak, iman hizmetiyle manen vazifeli olan Bediüzzaman Hazretleri, bu konuda kendisine yapılan İlâhî inayet ve ihsanı da şöyle ifade eder:

“…Şu zamanda dalalet-i fenniye, elini esasata ve erkâna uzatmış olduğundan, her derde lâyık devayı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelal, Kur'an-ı Kerim'in en parlak mazhar-ı i'cazından olan temsilâtından bir şu'lesini; acz u za'fıma, fakr u ihtiyacıma merhameten hizmet-i Kur'ana ait yazılarıma ihsan etti. Felillahilhamd sırr-ı temsil dûrbîniyle, en uzak hakikatlar gayet yakın gösterildi. …”(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevî-i Nuriye, Şemme.
(2) bk. Mektubat, On İkinci Mektup.
(3) bk. age., Yirmi Sekizinci Mektup, Mahrem Bir Suale Cevaptır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...