"Bir kısım ecsam-ı seyyare, seyyarattan tut tâ katarata kadar, bir kısım Melâikenin merakibidirler. Onlar bunlara izn-i İlahî ile binerler, âlem-i şehâdeti seyredip gezerler." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Risalelerde “Beden ruhun hanesidir.” buyuruluyor. Bu ifadeden ruhun, bilmeyeceğimiz bir keyfiyette, bedeni hane olarak kullandığı, göz penceresinden bu âlemi seyrettiği gibi diğer duygularla da bu âlemle alâka kurduğu anlaşılıyor.

Burada ise, meleklerin seyyar cisimlerle münasebetleri, “onlara binmeleri” olarak ifade ediliyor. Böylece, meleklerin o maddî cisimlerle birlikte hareket ettikleri, içlerine dâhil olmamakla birlikte, onların tesbihlerini temsil ve onlardaki ince sanatları tefekkür ettikleri ders veriliyor.

Gezegenlere müekkel melekler onlarla birlikte hareket ederek, o semâvî cisimleri temaşa ve tefekkür ettikleri gibi, katrelere müekkel olan melekler de aynı vazifeyi katrelerde ifa ederler.

Biz de bir kitabı okuduğumuzda, ruhumuz görme sıfatıyla o kitabın satırlarını tararken, gözümüz maddesiyle o kitapla herhangi bir temasta bulunmaz. Bunun çok daha farklı ve meleklere mahsus bir şekli de onlarla bindikleri seyyarat arasında geçerlidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 8.844
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

yilhan87

intizam-ı âlem nasıl varılan bu hükme delil oluyor. intizam-ı alemden nasıl oluyor o gezegenlerin meleklerin bilekleri olduğu sonucuna varıyoruz

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Kainattaki intizam, yani düzen ve ahenk, sonsuz ilim sahibi bir yaratıcının varlığına ve O'nun sonsuz kudretine işaret eder.

Gezegenlerin yörüngelerinde şaşmadan dönmesi, fizik kurallarının değişmezliği, mevsimlerin düzenli döngüsü, canlıların karmaşık yapıları gibi her alanda gözlemlediğimiz bir hassasiyet ve denge mevcuttur. Hiçbir şey rastgele veya başıboş değildir.

Kainattaki her bir zerreden galaksilere kadar her şeyin bir gayesi ve birbiriyle uyumu vardır. Örneğin, Güneş'in dünyayı ısıtması, suyun hayat için vazgeçilmez olması gibi. Bu amaçlılık, her şeyin şuurlu bir tasarımın ürünü olduğunu gösterir.

Bu intizam ve mükemmel işleyişin olduğu bir kainatta, "Hiçbir şey boşuna ve anlamsız değildir" prensibi devreye girer. Yani, evrendeki her varlığın bir görevi, bir hizmeti vardır. Eğer gezegenler gibi büyük cisimler dahi böylesine bir düzen içinde hareket ediyorsa, onların sadece madde yığınları olmaktan öte, daha derin bir anlamı ve işlevi olabileceği düşünülür. Yani kainat üzerinde tecelli eden İlahi isim ve sıfatları okuyacak, tefekkür edecek takdir ve tahsin edecek şuurlu varlıkların olması gerekir.

İslam inancında melekler, Allah'ın emirlerini yerine getiren, kainatın işleyişinde ve denetiminde görevli olan nurani varlıklardır. Onlar, Allah'ın kudretinin tezahürleridir. Onlar bütün eşyaya vekalet ve nezaret vazifesi ile vazifeliler. İnsan şuuru kainatın tamamını ihata edemez ama meleklerin nezaret ve vekaleti bu manayı yani takdir, tahsin ve tefekkür işlemlerini rahatlıkla yerine getirebilir.

İnsan, sınırlı algısıyla kainatın tüm detaylarını ve derin anlamlarını kavrayamaz. Kainatta ki her bir zerrenin taşıdığı ilahi sanatı, hikmeti ve güzelliği tam anlamıyla takdir etmek (değerini bilmek), tahsin etmek (güzel bulup övmek) ve üzerinde tefekkür etmek (derinlemesine düşünmek), insan için zorlu bir iştir. Bu sebeple Allah kainatın her noktasına her köşesine gözlemci ve takdir edici melekleri vazifelendirmiştir.

Melekler, nurani varlıklar oldukları için, kainatın her köşesindeki bu ilahi tecellileri çok daha geniş bir perspektifle ve eksiksiz bir şekilde algılayabilirler. Onlar, Allah'ın kudretinin ve sanatının her bir eserdeki yansımalarını tam anlamıyla görüp, bu "takdir, tahsin ve tefekkür" vazifelerini yerine getirirler. Bu da, kainatın sadece fiziksel bir mekanizma değil, aynı zamanda ilahi isimlerin ve sıfatların sürekli tecelli ettiği, canlı ve anlam dolu bir kitap olduğunu gösterir. Melekler de bu "kitabı" okuyan ve onun anlamlarını idrak eden varlıklar olarak konumlandırılır.

Binek ifadesi bir metafordur bir mecazi ifadedir asıl mana meleklerin her bir eşyaya nezaret etmesi onların fıtri ve hal dili ile yapmış oldukları tesbihlere vekalet etmeleridir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
yilhan87

"İntizam-ı alemin hikmetiyle denilebilir ki: Bir kısım ecsam-ı seyyare, seyyarattan tut tâ katarata kadar, bir kısım Melaikenin merakibidirler" İntizam-ı âlem nasıl buna delalet ediyor açıklayabilir misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Risale-i Nur Külliyatı'ndan 15. Söz'ün 1. Basamağı'nda geçen bu derin ifade, kâinattaki muazzam düzenin (intizam-ı âlem) manevi bir boşluğa izin vermeyeceği hakikatine dayanır. Üstad Bedîüzzaman Said Nursî, bu cümlede maddî varlıklar ile ruhanî varlıklar arasındaki ilişkiyi "merkub" (binilen araç) ve "rakib" (binici) teşbihiyle açıklar.

İntizam-ı âlemin bu hakikate nasıl delalet ettiğini şu maddelerle izah edebiliriz:

Boşluksuz Hikmet ve Sanat

Kâinatta zerre kadar bir boşluk, israf veya abeslik yoktur. Hikmet-i amme (genel hikmet) gösteriyor ki, her bir varlık bir vazifeyle görevlendirilmiştir. Fen bilimleri bize gösterir ki, en küçük su damlasından (katarat) devasa yıldızlara (seyyarat) kadar her şey mükemmel bir intizam içindedir. Eğer bu maddî cisimler sadece cansız, şuursuz ve ruhsuz birer kütle olsaydı, onlardaki bu harika sanat ve düzen "muhatapsız" kalırdı. İntizam, bu sanatın bir takdir edicisi, bir şahidi ve o maddeyi sevk eden bir ruhu (meleği) gerektirir.

Hayatın Kâinata İstilası

Yeryüzüne baktığımızda, en sert kayalardan en küçük su birikintilerine kadar her yerin hayat sahipleriyle (balıklar, mikroplar, böcekler) dolu olduğunu görüyoruz. Hayat, maddenin her köşesine nüfuz etmiştir. İntizam-ı âlem kanunu gereği, yeryüzü bu kadar hayatla şenlenmişken, gökyüzündeki devasa kürelerin veya havada süzülen damlaların hayattan ve şuurdan boş kalması hikmetle bağdaşmaz. İşte bu noktada intizam, o maddî cisimlerin "cansız birer gülle" değil, melaikenin birer biniti (merakibi) olduğunu gösterir.

Hareketin Kaynağı: İrade ve Vazife

Kâinattaki her şey sürekli bir hareket halindedir. Yıldızlar yörüngelerinde, damlalar ise yerçekimi ve hava akımlarıyla belirli bir intizamla hareket eder. Cansız maddenin kendi başına böyle bir irade sergilemesi mümkün değildir. İntizam-ı âlem, bu düzenli hareketin arkasında bir müekkel (görevli) meleğin varlığını ilan eder. Cisimler o meleğin hareketine birer araç olur; melek o cismi temsil eder, tesbihatını yapar ve İlahi emri o madde üzerinde icra eder.

Şuur ve Madde Münasebeti

Nasıl ki insan ruhu, vücut denilen maddî yapıyı bir binek gibi kullanarak hareket ettirir; öyle de semavi cisimler ve tabiat olayları, o işe nezaret eden melaikelerin merakibidir.

Seyyarat (Gezegenler): Büyük melaikelerin azametli binekleri.

Katarat (Damlalar): Daha küçük ruhanilerin veya melaikelerin nezaret ettiği vasıtalar.

Özetle: Kâinattaki kusursuz denge ve "hikmet-i amme", hiçbir şeyin sahipsiz ve ruhsuz olmadığını ferman eder. Eğer bu maddî yapılar birer melaikenin biniti olmasaydı, kâinattaki o yüksek anlam, sanat ve tesbihat gizli kalır, intizam bozulurdu. Bu yüzden, gördüğümüz her intizamlı hareket, bir nâzırı (gözetleyeni) ve o hareketi gerçekleştiren bir fail-i maneviyi (meleği) akla ispat eder.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...