"Şu âyet, hafîyi izhar, zahirîyi ihfâ ederek gayet güzel bir îcaz yapmış." cümlesini ve "Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve ..." (Rum, 30/22) ayetini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet, bir Sâni-i Hakîme şehadet eden sahâif-i âlemin birinci derecesi, semâvat ve arzın asl-ı hilkatleridir. Sonra gökleri yıldızlarıyla tezyin ile zeminin zîhayatlarla şenlendirilmesi, sonra güneş ve ayın teshiriyle mevsimlerin değişmesi, sonra gece ve gündüzün ihtilâf ve deveranı içindeki silsile-i şuûnattır. Daha gele gele, tâ kesretin en ziyade intişar ettiği mahal olan simaların ve seslerin hususiyetlerine ve imtiyazlarına ve teşahhuslarına kadar..."

"Madem ki en ziyade intizamdan uzak kalan ve tesadüfün karışmasına maruz olan fertlerin simalarındaki teşahhusatta hayret verici bir intizam-ı hakîmâne bulunsa, üzerinde gayet san'atkâr bir Hakîmin kalemi işlediği gösterilse, elbette intizamları zahir olan sair sayfalar kendi kendine anlaşılır, Nakkaşını gösterir. Hem madem koca semâvat ve arzın asl-ı hilkatinde eser-i san'at ve hikmet görünüyor. Elbette kâinat sarayının binasında temel taşı olarak gökleri ve zemini hikmetle koyan bir Sâniin, sair eczalarında eser-i san'atı, nakş-ı hikmeti pek çok zahirdir. İşte şu âyet, hafîyi izhar, zahirîyi ihfâ ederek gayet güzel bir îcaz yapmış."(1)

"Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır." (Rum, 30/22)

Kur’an eşsiz beyan gücü ile bu ayetle yaratılış hadisesini öyle bir tasvir ediyor ki insanın zihnini âdeta yaratılış ağacının en kök kısmından alıp en uç kısmına uçuruyor. Ve ikisi arasında vuku bulan hâdiseleri de zihne ve fenne havale ediyor ve insana düşünme ve tefekkür alanı açıyor.

Ayet konuyu ele alış şekli ile îcaz yani özlü söz, ama mânâ ve tefekkür ciheti ile gayet derin ve geniş bir yol takip ediyor; böylece bu iki zıddı cem’ ederek insanlığa beyan gücünü sergiliyor.

Ayette, sema ve dünyada görülen intizam ve hikmet zahiri bir delil olduğu için, onu zikretmekle yetinmiş ki Üstad Hazretleri buna "zahiri ihfa etmiş" diyor. Ama insanın simasında ve sesindeki intizam ve hikmet biraz daha nazardan gizli olduğu için, ona dikkat çekilmiş ki bu mânâda "hafiyi izhar etmiş" deniliyor.

Hakikaten güneşin her sabah aynı saatte, aynı dakikada doğması bir intizam ve hikmeti zahiri bir şekilde gösteriyor; ama her insanın simasının, sesinin, parmak izinin farklı olmasını ve kendine has olması delilini, insan sürekli görmesine rağmen fark edemiyor, dikkat ile üzerinde duramıyor.

Büyük şeyler kendini zaten gösteriyor, mühim olan küçük ve gözden ırak olanları dikkatlere sunup göstermektir. İfade ederken de büyüklere küçük, küçüklere büyük yer vermek, tam bir îcaz ve edebî bir sanat oluyor.

(1) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ufukalem
"İnsanın simasında ve sesindeki intizam ve hikmete vurgu yapmış" derken kastınız, ayetteki FARKLILIK vurgusundan dolayı mı? Gökler ve yer için sadece YARATILDIĞININ geçmesi ayette; dil ve renk noktasında ise bir ayrıntıya yer verilmesi mi burada kastettiğiniz incelik ve "hafiyi izhar etmek" denilen durum?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Dillerin ve renklerin ihtilafı mucizevi bir durumdur ve ayet dikkatleri bu mucizeye çekmek istiyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim

İnsan yüzlerindeki farklılıklar neden intizamdan en uzak ve tesadüfün karışma ihtimali bulunuyor? DARACIK YÜZ ALANINDA HEM BİRBİRİNDEN FARKLI  HEM DE İNTİZAMLI GÖZ, KULAK, BURUN, AĞIZ yapmak, gökler ve yeryüzü geniş olduğu için oralarda  sanatlı varlıklar meydana getirmekten elbette daha zor mu demek istiyor, intizamdan uzak derken? 

ALINTI: "Madem ki en ziyade intizamdan uzak kalan ve tesadüfün karışmasına maruz olan fertlerin simalarındaki teşahhusatta..."

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Bu şekilde de bakılabilir. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim

Siz açıklamanızda "Ayette, sema ve dünyada görülen intizam ve hikmet zahiri bir delil olduğu için, onu zikretmekle yetinmiş" demişsiniz; güzel, fakat "Elbette kâinat sarayının binasında temel taşı olarak gökleri ve zemini hikmetle koyan bir Sâniin, sair eczalarında eser-i san'atı, nakş-ı hikmeti pek çok zahirdir." ifadesinde ise tam tersi söyleniyor ve "göklere ve yere nispetle öteki eserlerdeki sanat ve hikmet daha zahirdir" denmiyor mu? O zaman sanki bir çelişki oluyor?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Elbette kâinat sarayının binasında temel taşı olarak gökleri ve zemini hikmetle koyan bir Sâniin, sair eczalarında eser-i san'atı, nakş-ı hikmeti pek çok zahirdir." burada bu daha zahir o daha hafi denilmiyor temeli hikmetli olanın diğer tarafları da hikmetli olur diyor. Temelde ki hikmeti gören birisinin diğer taraflarda ki hikmeti görmesi daha kolay hale gelir denilmek isteniyor. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...