"Bir nur çıkacak" ifadesinden maksat nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

1910'lu yıllar, İslâm âleminin en zor ve en sıkıntılı yıllarıdır. Hemen hemen bütün İslâm devletleri ecnebi sömürgesi altındadır. İslâm âleminin lideri ve hilafetin merkezi olan Osmanlı Devleti, Birinci Dünya savaşı depremiyle çökmüştür. "Âlem-i İslam'a indirilen darbelerin, en evvel kalbime indiğini hissediyorum."(1) diyen Bediüzzaman, dehrin hâdiselerinden şiddetle muzdarib iken, mana âleminden şöyle bir teselli alır.

"Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim. Biri geldi, dedi: Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor. Gittim, gördüm ki; münevver, emsalini dünyada görmediğim selef-i salihinden ve asarın mebuslarından her asrın mebusları içinde bulunur bir meclisi gördüm."(2)

Bu meclis, Osmanlı'nın mağlubiyetini ve İslâm'ın mukadderatını ele alır. Karşılıklı sual-cevaplardan sonra, meclisten çıkan karar şudur:

"Evet, ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslam'ın sadası olacaktır."(3)

Herkesin ümitsizlik içinde olduğu o dehşetli günlerde, Bediüzzaman istikbale hep ümitle bakmıştır. 1910'da, Doğu'da aşiretler içinde dolaşırken, O'nun bu tarz konuşmalarına, mühim bir zât itiraz eder ve der:

"Sual: 'İfrat ediyorsun, hayali hakîkat gösteriyorsun. Bizi de techîl ile tahkîr ediyorsun. Zaman ahir zamandır, gittikçe fenalaşacak.' Bediüzzaman şu cevabı verir:"

"Cevap: Neden dünya herkese terakkî dünyası olsun da yalnız bizim için tedennî dünyası olsun? Öyle mi? İşte ben de sizinle konuşmayacağım. Şu tarafa dönüyorum, müstakbeldeki insanlarla konuşacağım."

"Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne Nur'un sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile bizi temaşa eden Saîdler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler ve saireler..! Sizlere hitab ediyorum. Başlarınızı kaldırınız 'Sadakte' deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım (çağdaşlarım) varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Sizler cennet-asa (cennet gibi) bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır."

"(...) Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada maziye bakan ve tasavvuratları kendileri gibi hakikatsiz ve ayrılmış olan bu çocuklar, varsınlar şu kitabın hakikatını hayal tevehhüm etsinler. Zira ben biliyorum ki, şu kitabın mesaili (meseleleri), hakikat olarak sizde tahakkuk edecektir."(4)

Üstad'ın bu heyecan dolu ifadeleri, hayalden ve kuru bir temenniden ibaret değildir. Hicrî 1300'den sonraki dönemin parlak bir dönem olacağına işaret edilmiştir. Hicri 1400'e tekabül eden, 1980'li yıllar, ülkemizde ve İslâm âleminde, hatta insanlık âleminde İslâmî hizmetlerin hızla yayıldığı bir dönemin başlangıcı gibidir.

Fakat bedbîn, ümitsiz insanların böyle bir İslâmî gelişmede hisseleri olmayacaktır. Ümitsizlik telkiniyle, hiç olmazsa başkalarına engel olmamaları için, Üstad onlara şöyle seslenir:

"İşte, ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyeti bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar ! Gelen neslin kapısında durmayınız ! Mezar sizi bekliyor, çekiliniz. Ta ki, hakîkat-ı İslâmîyeyi hakkıyla kainat üzerinde temevvüc-saz edecek olan nesl-i cedîd gelsin."(5)

Yani ey ayakta gezen cenazeler. Gelen neslin önünde durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz. Ta ki, İslâm’ı hakkıyla kâinat üzerinde dalgalandıracak olan "yeni nesil" gelsin. Nitekim Üstadın; “Nesl-i Cedid” dediği o nesil geldi.

1911'de, Şam'da Emeviye Camii'nden verdiği hutbede, İslâm âleminin temel meselelerine temas eden Üstad Bediüzzaman, orada da istikbale matuf kesin kanaatini şöyle belirtir:

"İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur'an'iye ve imaniye olacak."(6)

Yani, istikbale Kur'an ve iman hakikatleri hükmedecek. Öyle ki Müslüman olmayan ülkeler bile, Kur'an'ın ulvî hakikatlerine teveccüh etme lüzumu hissedecekler. Mesela, fuhuş bütün milletlerin başının belasıdır. Bundan kurtuluş, meşru nikâhla mümkündür. Hem mesela, faiz bütün devletlerin derdidir. Günümüzde Amerika'da "Sıfır faizli sisteme nasıl ulaşılır?" araştırmaları yapılmaktadır. Bunun manası, Kur'an'ın bir hakikatına yönelmek demektir. Zira Kur’an faizi haram kılmıştır.

"Akıl ve ilim ve fen hükmettiği istikbalde, elbette bürhan-ı akliye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur'an hükmedecek."(7)

"Avrupa ve Amerika İslâmiyetle hamiledir. Günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak. Nasıl ki, Osmanlılar Avrupa ile hamile olup, bir Avrupa devleti doğurdu."(8)

1970'li yılların başında Almanya'da, Alman asıllı üç-beş Müslüman varken, günümüzde bunların sayısının yüzbinleri aşması; Avrupa'nın pek çok yerinde kiliselerin camiye çevrilmesi, Üstad'ın ifadelerini tasdik etmektedir.

Kur'an-ı Kerim'in şu ayeti, bu tarz gaybî müjdelerin esasını teşkil eder:

"Onlar, ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Allah ise, nurunu tamamlayacaktır. Kafirler hoşlanmasalar da." (Saff, 61/8).

Dipnotlar:

(1) bk. Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı (Hutuvat-ı Sitte).
(2) bk. Sünuhat, Rüyada Bir Hitabe.
(3) bk. age.
(4) bk. Münazarat.
(5) bk. age.
(6) bk. Hutbe-i Şamiye.
(7) bk. age.
(8) bk. age., (Ayrıca bk. Emirdağ Lahikası-II, 89. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...