Bir talebe veya vakıf mübah bir davete iştirak edebilir mi? Farklı meslek veya meşrebin programlarına katılmak doğru mu, sadakate halel verir mi? Çağrıldığımızda gitmemek, onların da gelmemesine sebep olabiliyor. Ne tavsiye edersiniz?

Bir talebe veya vakıf mübah bir davete iştirak edebilir mi? Farklı meslek veya meşrebin programlarına katılmak doğru mu, sadakate halel verir mi? Çağrıldığımızda gitmemek, onların da gelmemesine sebep olabiliyor. Ne tavsiye edersiniz?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Birçok kardeşlerimizin âlemini meşgul eden bu mühim sualinize birkaç kademede cevap vermek daha faydalı olacaktır.

1. Mübah helal demektir. Helal dairesi de keyfe kâfidir. Bu keyif israfa girmemek kaydı ile her şey için geçerlidir, yani helal dediğimiz daire muamelat açısından harama ve günaha götürmüyor ise, hizmetimiz açısından da kendi mesleğimizin programlarına ve prensiplerine muhalif olmuyorsa, bu alanı ihtiyaca binaen kullanabiliriz. Zira helalı haram, haramı helal yapmak insanın haddini ve hududunu aşar.

2. Bu gibi mevzularda herkes ve umum camia kendi düşünceleri ile ve kararlarıyla adım atamaz. Ancak vasıflı insanlarımız, davada büyüklerimiz, hizmet-i imaniyede muteber insanlarımızın tensibi, kararı ve tavsiyesiyle olmalıdır.

3. Muhabbete ve uhuvvete, birlik ve dirliğe en fazla muhtaç olduğumuz bir zamanda; cemaatler ve cemiyetler, aralarındaki meşrep ve meslek farklılıklarını bir kenara koyarak, dinin ve şeriatın hudutları ve çizgileri üzerinden bir araya gelme mecburiyetindeler.

4. Muazzez üstadımızın bir prensibi var “Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır.” (bk. Lem'alar, Yirminci Lem'a) Bu kaide ehl-i sünnet ve’l-cemaat çerçevesi içerisindeki bütün mezheplerin ve meşreplerin birbiriyle kucaklaşmasını ve muhabbet fedaileri olmalarını telkin eder.

5. Yine Muazzez Üstadımız buyuruyor ki “Maksadımız, dinî cemaatlar maksatta ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir.” (bk. Hutbe-i Şamiye) Bu kaideye binaen amaç ve gayeleri bir olan ehli iman bazı durumlarda ve zamanlarda bir araya gelebilir. Akd-i uhuvveti temin edebilirler.

6. Üstadımız, tarikat ehlinin ve tasavvufun müritlerinin şeyhleriyle ve meşrepleriyle muhabbetlerine zarar vermememizi tavsiye eder. Zira maddi rızıklar taksim olduğu gibi manevi rızıklar da taksim edilmiştir. Hak olduktan sonra, bütün mesleklerin ve meşreplerin istifade alanları şahane serbest bırakılmıştır. Bütün insanlar aynı meşrepten ve meslekten istifade etmesi mümkün olmayacağından terbiyede meşrep ve meslek farklılıkları nimettir.

Aziz Kardeşim, yukarıdaki mezkur kaidelere binaen, bizler Nur talebeleri olarak; Ehl-i sünnet hudutları içerisinde tüm insanlarla kardeşiz ve hem de dava arkadaşıyız. Zira tamamımızın amacı ve gayesi birdir. Bu amaç ve gaye birliğini muhafaza sadedinde, değişik imkânlar ve zamanlar ayarlayarak bir araya gelmeye, ehli imanın meselelerini konuşmaya ve tebliğ koordinatlarımızı geliştirmeye muhtacız. Ehli dalalet kendi aralarında bu kadar husumet, kin ve vahşet olduğu halde, asgari müştereklerde bir araya geliyorlar. Ciddi manada ittifak ediyorlar, hatta kendi “hasımları ve düşmanları” olan ehli imandan dahi bir araya gelip ittifaklarını güçlendirmek için medet umuyorlar. Durum böyleyken, bizlerin aramızdaki rahmet merkezli ihtilafları mevzu bahis ederek ayrışmaya, ihtilaf meydana getirmeye ve çözülmeye itibar etmememiz ve prim vermememiz lazım.

Nur talebeliği ve Risale-i Nur, asrımızın şahsı manevi olarak mürşidi ve mehdiyet davasının omurgası ve mayası olması hasebiyle, bize müracaat eden herkesi kucaklamak ve anlayışla karşılamak, o mehdiyetin şemsiyesi altına sokmak birinci ve en mühim vazifemizdir. Üstad Hazretleri "dostlar" tabir ettiği camiayı tarif ederken, davayı sevmeyi ve muhabbet etmeyi esas almış. Talebelik ve kardeşlikteki standartları onlara tamim etmemiş, hem daire içinde tutmuş hem de istifadeye müstait olduklarını ifade buyurmuştur.

Bizler herkesi medrese ve ders ortamına getiremeyebiliriz. Ancak şeriatın hassasiyetini muhafaza ederek davamızı onlarla paylaşma imkân ve zamanlarını reddedemeyiz ve dışlayamayız. Gelemeyenlere gideriz. Karşımızda müthiş bir yangın varsa o yangını söndürmek de manevi vazifemiz ise; bir itfaiyeci misüllü yangına koşmamız ve gücümüz nispetinde müdahil olmamız lazım. Yanan adama itfaiyeci; gel seni söndüreyim demez; derse Allah’a, geç kalmanın hesabını verir.

Herhangi bir meslek ve meşrep veya sanat ve maharet mensubu, herkes sohbetlerimize ve derslerimize iştirak edebilir. Ancak bizler onların davetlerine iştirak ederken herkesle beraber değil de vasıflı ve ehliyetli birkaç kişiyle veya bir heyet olarak ziyaret etmek, birlik ve beraberliğin vesilelerine sarılmak faydalı olur, hiçbir problem ve sıkıntı da olmaz. Zira bu münasebet meşrep takası ve ideoloji transferi değildir. Çünkü Risale-i Nur'un çeşmesinden içmiş ve o davanın fedaisi olmuş insanları, hariçteki hiçbir meslek ve meşrep tatmin edemez. Çünkü bu dinin ahir zamandaki son açılımı ve içerisindeki hakikatler başka yerde ve mesleklerde bulunmaz.

Bizlerin üst seviyede iade-i ziyaret etmelerimiz onlardan bir şey öğrenmeye değil veya onların meşrebine iltihak etmeye değil, bilakis davamızın güzelliğini ve kemalatını tebliğ makamında düşünülmelidir. Çünkü onların Risale-i Nura ihtiyaçları vardır. Başka cemaat mensupları bizlere gelmese dahi, bizlerin tebliğ vazifemizin icabı olarak o kardeşlerimizi ziyaret etmek ve dertleşmek vazifemizdir. Dışarıdaki insanlarla meşgul olup imanlarının kurtulmasına çalıştığımız gibi hangi cemaate ve cemiyete mensup olursa olsun herkesin Külliyata olan ihtiyacını bilerek, hizmetimizi onlardan esirgemememiz lazımdır.

Netice olarak, bu gibi mülahazalar nazara alınırken cemaati ve cemiyeti o taleplere muhatap etmek değil, cemaatimizden vasıflı ve üst seviye kardeşlerimiz üzerinden ziyaretler yapmak ve bir araya gelmek, bazen de onların sohbetlerine ve derslerine ihtiyaca binaen vasıflı insanlarca iştirak etmenin faydası ve maslahatı vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...