"Bir tek masum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz." cümlesi ile "Bir edepsizin yüzünden, bazen olur ki, bir memleket harap olur.'' cümlesini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bu dünya dâr-ı imtihan olmasından, kişinin evvela kendisini muhafaza etmesi, güzel hasletlerle donanması, sonra da etrafındakilerin itimad ve güvenini kazanıp huzurlu bir vasatın teşekkül ve tekevvününe vesile olması gerekir. Bir kimse vazifesini yapmadığı takdirde başkaları da ondan etkilenir. Bunun neticesinde insanlar günah bataklığına saplanır, yoldan sapar, dalalete düşerlerse, bu hâl Cenab-ı Hakk’ın gayretine dokunur. Kahr-ı İlahiyi celbeder, bela ve musibetlerin gelmesine sebep olur. O zaman sadece suçlular değil, masumlar da yanar. Nitekim bir ayette şöyle buyurulur:

“Öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. (masumları da yakar) ...” (Enfal, 8/25)

Bela ve musibetlerin gelmesine en büyük vesilelerden birisi de milleti sefahet ve ahlaksızlığa sürükleyen ve her türlü menfi cereyan ve fikirleri yaymak için çalışanlara karşı tebliğ vazifesinin yapılmaması ve sessiz kalınmasıdır. Bu bakımdan her mü’min ve bilhassa ilim ve irfan erbabı olanlar bu tür menfi düşüncelere karşı mücadele etmelidirler.

Bir geminin herhangi bir yerinden delik açan bir kişinin yapacağı tahribat, hem ona göz yumanların hem de bundan haberi olmayanların denizde boğulmalarına sebep olur. Onun için böyle bir musibete baştan meydan vermemek ve bu fiili yapan kişi veya kişileri men etmek gerekir. İçlerinden bazılarının bile buna engel olmaları diğer insanları bu felaketten kurtarır. Aksi halde herkes "Bana ne!.." der ve bir şey yapmazsa hepsi felakete sürüklenir. Bu bakımdan her Müslüman iktidar ve kabiliyetine göre ölünceye kadar iyiliği emredip kötülükten nehiy etmekle vazifelidir.

Veya askerde bir er vazifesini yapmadığı vakit tüm bölük sıkıntıya düşer. Tabii insanlar bunu yaparsa zulüm olur. Ama Cenab-ı Hak yaptığı takdirde onun şefkati muktezası masumlar ahirette mükâfat görecek, zayi olan malları da sadaka hükmüne geçecek...

Üstad Hazretleri bu hakikati On Dördüncü Söz'ün zeylinde şöyle izah etmektedir:

"Dördüncü Sual: Madem bu zelzele musibeti hataların neticesi ve keffâretü’z-zünubdur. Masumların ve hatasızların o musibet içinde yanması nedendir? Âdaletullah nasıl müsaade eder?"

"Yine manevi canipten elcevap: Bu mesele sırr-ı kadere taalluk ettiği için, Risale-i Kadere havale edip, yalnız burada bu kadar denildi:

وَاتَّقوُا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً Yani, 'Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.'

"Şu ayetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktiza ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile Ebu Bekirler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebu Cehiller, aynen Ebu Bekir’er gibi teslim olup, mücahede ile manevi terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı."

"Madem mazlum zalim ile beraber musibete düşmek hikmet-i İlâhiyece lazım geliyor. Acaba o biçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir?"

"Bu suale karşı cevaben denildi ki, o musibetteki gazab ve hiddet içinde, onlara bir rahmet cilvesi var. Çünkü o masumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup, baki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir baki hayatı kazandıracak derecede, bir nevi şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında, aynı gazab içinde bir rahmettir." (Sözler, On Dördüncü Söz’ün Zeyli.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

bakiduman

Birden ihtar edilen bir mes'ele: Âhirzamanda bir şahsın hatiat ve günahlarının gayet dehşetli bir yekûn teşkil ettiğine dair rivayetler vardır. Eskide acaba âdi bir adam, binler adam kadar günah işleyebilir mi ve o âhirzamanda bildiğimiz günahlardan başka hangi günahlardır ki kâinatın heyet-i mecmuasına dokunur, kıyametin kopmasına ve dünyaları başlarına harab olmasına sebebiyet verir, diye düşünürdüm. Şimdi bu zamanda müteaddid esbabını gördük. Ezcümle müteaddid vücuhundan radyomla anlaşıldı ki: O bir tek adam bir tek kelime ile, bir milyon kebairi birden işler ve milyonlarla insanı dinlettirmekle günaha sokar. Evet küre-i havanın yüzbinler kelimeleri birden söyleyen ve bir dili olan radyo unsuru, nev-i beşere öyle bir nimet-i İlahiyedir ki, küre-i havayı bütün zerratıyla şükür ve hamd ü sena ile doldurmak lâzım gelirken, dalaletten tevellüd eden sefahet-i beşeriye, o azîm nimeti şükrün aksine istimal ettiğinden elbette tokat yiyecek. Kastomonu Lahikası

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Bir gemide 9 cani 1 masum varsa o gemi batırılmaz..Benim aklıma Araf 155 geldi:e tühliküna bima fealessufeheu...Yani Hz.Musa "Akılsızların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin?" diyor..Yani sanki helak etmeyeceksin;çünkü içinde masumlar var..Önceki kaideyle irtibatlı yani ;9 cani 1 masum kaidesi...doğru muyum?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Dokuz cani meselesi Allah için değil insan içindir. Yani Allah bir kavmi helak ederken içinde masumların bulunması adaletsizlik olmaz çünkü Allah onların hakkını farklı bir şekilde tedarik edebilir. Ama insan için bu mümkün değildir. İnsan adil davranmakla sorumludur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...