"Biri de belâ ve musibetlerdir. Bunlar zâildir, devamları yoktur. Zevalleri düşünülürse, zıtları zihne gelir, lezzet verir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Zeval-i lezzet elemdir", yani lezzetin bitip tükenmesi insana acı ve ıstırap verir. Bunun aksi olan "zeval-i elem de lezzettir", yani insanın başındaki bir sıkıntı ve azabın gitmesi de büyük bir lezzet ve saadettir. Zıtlar birbirini kovalarlar, bu bir sünnetullahtır.

Dolayısı ile müminler, şu imtihan dünyasında başına gelen musibet ve sıkıntılara bu nazarla bakmalıdırlar. Dünya hayatında başa gelen hiçbir musibet ve sıkıntı daimi ve kalıcı değildirler, bunlar belli bir İlahi hikmet ile gelirler, sonra zail olup giderler.

Münkir, "Nimet tesadüfen geldi, gidişi de tesadüfidir; öyle ise bu lezzet ve nimetin bir daha benim semtime uğraması mümkün değil." diyerek, nimetin devamının garantisi olan Allah’ı inkar ettiği için, nimet ve lezzet ruhsuz ve devamsız oluyor. Lezzeti gidiyor, yarası ve azabı kalıyor. Zira o lezzete kalben bağlandığı ve aralarında bir ünsiyet oluştuğu için, lezzetin gitmesi onda daimi bir yara ve acı bırakıyor.

Musibet ve sıkıntılarda da durum tersinedir. Yani mümin için musibetin sıkıntısı gider lezzeti ve nuru yani sevabı gelir. Musibetin dumanları ise, musibet anında insanın çektiği sıkıntı ve meşakkatlerdir. Kâfirin dünyada haram olan zevkleri biter, başına günahları kalır; onun hesabını da ayrıca ahirette çeker demektir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

yağız22

Müslüman olmayan bir Afrikalı, dünyada iken de sıkıntı çekiyor, öldükten sonra da azap görecek. Bu durumda bela ve musibetler nasıl geçici olabilir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Biri de belâ ve musibetlerdir. Bunlar zâildir, devamları yoktur. Zevalleri düşünülürse, zıtları zihne gelir, lezzet verir."

"Biri de, sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fâni dünyadan da çıkacaksın..."(1)

Bu cümlede ifade edilen hüküm dünya hayatı açısındandır. Yani dünyadaki eza ve cefalar gelip geçicidir, sürekli değildirler; bu kâfirler açısında da böyledir. Dünyadaki hiçbir ağrı, sızı ve musibet sürekli değildir. Sürekli olmuş olsa idi, insan buna güç yetiremezdi.

Afrikalılar dünyanın kurallarına uymamanın cezasını peşinen çekiyorlar. Çalışmak, birlik olmak, üretmek gibi kaidelere riayet etmedikleri için, fakirlik ve zaruret içine düşüyorlar. Bu kaide sadece Afrikalılar için değil bütün insanlık için geçerlidir. İslâm ülkelerinde de benzer durumlar bulunuyor.

Hem kasıtlı ve bilerek İslâm ve imanı inkar edenler için bela ve musibet bitmez; bu onların inkarına ebedi bir cezadır ve ayn-ı adalettir. Çünkü Allah insana akıl, irade ve kabiliyetler vermiş; hakkı gösterecek kitaplar ve elçiler göndermiş. Buna rağmen insan küfür ve dalalete saparsa, cezasına da katlanır.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Habbe.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...