"İnsan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür geçirmek için gelmemiştir." gibi ifadelerden ne anlamalıyız? Mümin dünyada lezzetli bir hayat süremez mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah Resulü şöyle buyururlar: “Dünyada rahat yoktur.”

Bu genel bir kaidedir. Dünya rahat yeri değil, çalışma ve yorulma yeridir. “Dünya ahiretin tarlasıdır” hadis-i şerifi de aynı manayı ders verir: Tarlada rahat yoktur.

Daima huzur içinde ve sıhhatli yaşayan, ne kendisi ne sevdikleri hiçbir dert çekmeyen, yorulmayan, ihtiyarlamayan bir insan düşünülemez. O halde dünyanın yapısında rahat yoktur. Bu bütün insanlar için böyledir; mümin kâfir farkı yoktur. Bununla birlikte, dünya nimetlerinden istifade ederek bir derece refah içinde yaşayan bir kâfirin bu hali, ahirette çekeceği ebedî azapla mukayese edildiğinde bir cennet gibi görünür.

Müminin bu dünyada çektiği sıkıntılar ise, cennetteki ebedî saadetine nispetle cehennem gibi olur.

“Bunun için dünya kâfire cennet (yani âhirete nisbeten), mü’mine cehennemdir (yani saadet-i ebediyesine nisbeten).”

“Yoksa dünyada dahi mü’min yüz derece ziyade mes’uddur, denilmiştir.” ( Mesnevi-i Nuriye)

Mümin için esas olan hem dünyasını, hem ahiretini mamur etmek, dünyada zillete düşmemek, ahirette de ebedî saadete ermektir. Bununla birlikte, bir mümin bu dünyada refah ve zenginlik içinde yaşayamasa bile yine kâfirden daha mesut bir hayat sürer. Şöyle ki, mümin kendisini Allah’ın kulu, bu kâinatı O’nun mülkü ve bütün varlık âlemini Rabbinin onun hizmetine verdiği ordular olarak görür. Bu ruh haleti başlı başına bir saadettir. Bu şerefe ermiş bir kul, az bir gıda ile de beslense ruhu ve kalbi hakiki saadetten nasibini alırlar. Üstad Hazretleri bir risalesinde bu noktaya işaret ederek, bir meyvede iki ayrı lezzet bulunduğunu ifade eder. Birisi o nimetin insana verdiği fayda, diline verdiği tat, gözüne hoş görünmesi gibi lezzetlerdir. İkinci lezzet ise kendi ifadesiyle; “iltifat-ı şahane” lezzetidir. Yani, Rabbim bana iltifat ediyor, ben O’nun misafiriyim, bu nimetler O’nun rahmetinden geliyor.

İnanmayan kişinin dünya zevkleri ve lezzetleri, nefsin tatmininden öteye gitmez. Allah’ın eseri olma, O’nun mülkünde yaşama, O’nun nimetleriyle beslenme gibi ruhanî ve kalbî lezzetlerden mahrum kalır.

Demek oluyor ki, refah ve zenginlik başka, saadet daha başkadır. Mesut bir hayat geçirmekten mahrum nice zenginler olduğu gibi, dünyada saadetle yaşayan nice fakirler de vardır.

Bediüzzaman Hazretleri iki dünyada da mesut olmanın yolunu şöyle gösteriyor:

“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.” (20. Mektup)

Bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a iman eden bir insan, gariplikten, sahipsizlikten, vahşetten, kimsesizlikten kurtulur. Tevhid inancıyla bütün varlık âleminin tek bir fabrikanın cihazları yahut aynı sarayın müştemilatı veya aynı ağacın ayrı dalları ve yaprakları gibi görür. Bu inanç onu teslime götürür; iradesini doğru kullandıktan sonra Allah’ın kudretine, hikmet ve rahmetine teslim olur. Bu teslimiyet ile Rabbine tevekkül ederek hem dünyada saadet içinde yaşar, hem de ahirette ebedî saadete nail olur.

Üstad Hazretleri bu tip sorulara şu harika ve mukni cevabı veriyor:

"Birinci nokta: Ehl-i dalâletin vekili der ki: 'Ehâdisinizde dünya tel'in edilmiş, cîfe ismiyle yad edilmiş. Hem bütün ehl-i velâyet ve ehl-i hakikat dünyayı tahkir ediyorlar, "Fenadır, pistir" diyorlar. Halbuki, sen bütün kemâlât-ı İlâhiyeye medar ve hüccet, onu gösteriyorsun ve âşıkane ondan bahsediyorsun.' "

"Elcevap: Dünyanın üç yüzü var."

"Birinci yüzü Cenâb-ı Hakkın esmâsına bakar. Onların nukuşunu gösterir. Mânâ-yı harfiyle, onlara aynadarlık eder. Dünyanın şu yüzü, hadsiz mektubat-ı Samedâniyedir. Bu yüzü gayet güzeldir; nefrete değil, aşka lâyıktır."

"İkinci yüzü âhirete bakar. Âhiretin tarlasıdır, Cennetin mezraasıdır, rahmetin mezheresidir. Şu yüzü dahi, evvelki yüzü gibi güzeldir. Tahkire değil, muhabbete lâyıktır."

"Üçüncü yüzü insanın hevesâtına bakan ve gaflet perdesi olan ve ehl-i dünyanın mel'abe-i hevesâtı olan yüzdür. Şu yüz çirkindir. Çünkü fânidir, zâildir, elemlidir, aldatır. İşte, hadiste varid olan tahkir ve ehl-i hakikatin ettiği nefret, bu yüzdedir."(1)

Dünya Allah’ın isim ve sıfatlarının talim edildiği bir mekteptir. Bu yüzü ile dünya güzeldir, övülmeye ve sevilmeye layıktır.

Diğer taraftan dünya ebedî hayatın kazanıldığı bir tarladır. Dünya bu yüzü ile de güzeldir ve sevilmeye layıktır. Bu yüzde ne kadar ileri gidilse iyidir. Dünya nimetlerini ve lezzetlerini şükür için takip etmek güzeldir. Helal olan bütün lezzetlerden tatmada bir sakınca yoktur.

Dünya ve ahiretin bir de üçüncü yüzü vardır ki, Allah’ı ve ahreti unutturan, günah ve dalalete davet eden kirli ve çirkin yüzüdür. Dünya bu yüzü ile zararlıdır. Haramlar ve gayri meşru lezzetler bu yüze bakar.

Dünyanın ilk iki yüzü hidayeti temsil eden iki güzelliktir. Bu yüzlerden ne kadar istifade edilirse edilsin Allah hesabına olur ve bir mahzuru yoktur. Hadislerce ve âlimlerce yasaklanan dünyanın üçüncü yüzüdür ki, bu yüz akıl ve kalbe değil, nefse ve hevaya bakar.

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, İkinci Mevkıf.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...