"Biz öyle bir hakikate hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
“Madem biz kadere teslim olup bu sıkıntıları, خَيْرُ اْلاُمُورِ اَحْمَزُهَا sırrıyla, ziyade sevap kazanmak cihetiyle mânevî bir nimet biliyoruz. Madem geçici, dünyevî musibetlerin sonları ekseriyetle ferahlı ve hayırlı oluyor. Ve madem hakkalyakîn derecesinde yakînî bir kat’î kanaatımız var ki, biz böyle bir hakikata hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir. Elbette biz bu sıkıntılı haller ile müftehirane, müteşekkirane bir mücahede-i maneviye yapıyoruz, diye şekva etmemek lazımdır.”(1)
Risale-i Nur'un davası iman davasıdır, iman davası ise güneşten daha parlak, cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir. Böyle bir dava uğrunda çekilen her türlü sıkıntı, eza ve cefa azdır, asla üzülmemek ve şikâyetçi olmamak gerekir, deniliyor.
İman davası kâinatta her şeyden daha kıymetli, her meseleden daha ehemmiyetli, daha üstün ve daha faziletlidir. Bu uğurda çekilen sıkıntılar ise birer iftihar vesilesidir. Zira Allah yolunda ve iman davası uğrunda çekilen her türlü sıkıntı, manen terakki etmeye ve ebedî saadeti kazanmaya vesiledir.
(1) bk. Şualar, On Üçüncü Şua.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü