"Evvel âhir tavsiyemiz: Tesanüdünüzü muhafaza; enaniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidâl-i dem ve ihtiyattır." İtidâl-i dem ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
Kelime manasıyla itidal-i dem, kanın mutedil yani normal akışında olması demektir. Günümüzdeki ifadesiyle “tansiyonun normal olması” demek olur.
Mefhum olarak itidâl-i dem; “Soğukkanlı olmak, mutedil olmak, acele etmeden tedbirle iş görmek, aşırılıklardan uzak durmak, hâdiseler karşısında sarsılmamak, heyecana kapılmamak, sabırlı ve temkinli olmak” gibi mânalara gelir.
İtidal-i dem, üstün bir meziyet ve güzel bir haslettir. Hâdiselerde kaderin hâkim olduğunun şuuruna eren, “Her şeyin dizgini Allah’ın elinde, her şeyin hazinesinin O’nun yanında” olduğunu bilen, sebeplere aşırı derecede bağlanmayan, onların bir tesirinin olmadığını bilen bir insan, itidâlli olur.
Nur Külliyatından şu cümle itidâl-i demi çok güzel izah eder:
“Evet, tam münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek.”(1)
Böyle bir kul, Üstadımızın ifadesiyle, “sefine-i hayatta kemâl-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder.”(2)
İtidal-i dem sahibi bir insan hiçbir hâdiseden korkmaz ve titremez. Onun bütün ömrü, istikametle, tevekkül ve teslim ile geçer. Onun için; “Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz” olur.
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bütün hayatı itidal-i dem üzeredir. Üstad Hazretleri hayatı boyunca üç kez ayak ayaküstüne atmıştır. Birisi esarette iken yanından geçen Rus Kumandanına karşı, diğeri de mahkemede savcının idam talebine karşı talebelerinin kuvve-i maneviyesini takviye etmek için, tesbihini kırarak cübbesine dökmüş ve ayak ayaküstüne atarak tesbih tanelerini ipe dizmiştir.
Bir diğeri ise; bir gün Zübeyir Ağabey; “Üstadım itidal-i demi nasıl anlamalıyız” diye sorunca, Üstad; “Şimdi Fransızların ve İngilizlerin uçakları gelse, burayı bombardımana tutsalar, (o sırada ayak ayak üstüne atmış) ‘Zübeyir bana bir kahve yap’ derim” diye cevap vermiştir.
Dipnotlar:
(1) bk. Sözler, Üçüncü Söz.
(2) bk. age., Yirmi Üçüncü Söz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Rekabetten tahaffuz" kısmını "Hayırda yarışın" mealindeki tavsiye ile nasıl telif edebiliriz?
Kur'an-ı Kerim’deki "Hayırlarda yarışın" (ve sâbiqû’l-hayrât) emri ile Risale-i Nur’daki "Rekabetten tahaffuz edin" (sakının) tavsiyesi ilk bakışta zıt gibi görünse de aslında birbirini tamamlayan, niyet ve yöntem farkını ortaya koyan iki derin hakikattir.
Bu iki manayı şu temel esaslar çerçevesinde bağdaştırabiliriz:
Gaye Farkı: Allah Rızası vs. Nefis Hesabı
Hayırda Yarışmak: Buradaki yarış, başkasını geçmek veya onu geride bırakmak gayesiyle değil, Allah'ın rızasına daha hızlı koşmak içindir. Bu bir "hız" yarışıdır, "üstünlük" yarışı değildir. Mümin, yanındaki kardeşini bir rakip olarak değil, kendisini şevke getiren bir yol arkadaşı olarak görür.
Rekabetten Sakınmak: Risale-i Nur'un sakındırdığı rekabet, nefsanî olandır. Yani "Ben ondan daha üstün olayım, o benden aşağıda kalsın" düşüncesidir. Bu tarz bir rekabet, ihlası zedeler ve işin içine "benlik" (ene) sokar.
"Gıpta" ile "Hased" Arasındaki Çizgi
İslam ahlakında gıpta (imrenme) meşrudur ve hayırda yarışın bir motorudur. Başkasının sahip olduğu güzel hasletleri görüp "Ne güzel, keşke ben de böyle hayırlar yapabilsem" demek hayırda yarıştır.
Rekabet ise genellikle hasede kapı açar. Başkasının başarısından rahatsız olmak veya onun makamına göz dikmek rekabettir. Risale-i Nur, hizmet-i imaniyede bulunanların birbirini kıskanmamasını, tam tersine kardeşinin başarısıyla iftihar etmesini (tefani) ders verir.
Vasıta ve Metot Uyumu
Hayırda yarışırken yardımlaşma esastır. Bir bayrak yarışı gibi düşünülmelidir; amaç bayrağı (hizmeti) en ileriye taşımaktır.
Rekabet ise çatışmayı doğurur. "O yapacağına ben yapayım" mantığı, dayanışmayı bozar. Risale-i Nur'daki "İhlas Risalesi"nde vurgulandığı gibi, hakiki bir hizmetçi, "Bu hayırlı işi bir kardeşim yapsa da ben onun sevabıyla mutlu olsam" diyebilmelidir.
Sonuç Odaklılık yerine Süreç Odaklılık
Hayırda yarışan: Kendi eksiklerine odaklanır, vaktini en verimli şekilde değerlendirmeye çalışır. Yarış kendisiyledir.
Rekabet eden: Sürekli başkasına bakar. Başkasıyla meşguliyet, kişiyi kendi manevi terakkisinden geri bırakır.
Özetle: Kur'an bizi hız ve gayret noktasında yarışmaya teşvik ederken; Risale-i Nur bu yarışın içine sızabilecek olan kıskançlık, ego ve başkasını ezme duygularına karşı bizi uyarır. Yani, "Hayırda yarışın ama bunu yaparken birbirinizi rakip görüp samimiyetinizi kaybetmeyin," mesajı verilmektedir. Kardeşinin elindeki meşaleyi söndürmeye çalışmak rekabettir; kendi meşalesini daha uzağı aydınlatmak için koşturmak ise hayırda yarıştır.