"Bu tarz-ı ifade ve ispat ve beyan hiçbir kitapta bulmamışız. Bu şerait içinde böyle eserler hiç kimseye müyesser olmamış." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, bu gaflet mevsimi olan baharda ve derd-i maişet belâsında, Risale-i Nur fütuhatında devam ediyor. İstanbul’dan yazıyorlar ki, oraya giden, başta Hüsrev’in Mu’cizat-ı Ahmediyesi olarak, risaleleri her kim görmüş ve okumuşsa, başta Fetva Emini Ali Rıza olarak herkes hayret ve istihsanla, 'Bu tarz-ı ifade ve ispat ve beyan hiçbir kitapta bulmamışız. Bu şerait içinde böyle eserler hiç kimseye müyesser olmamış.' deyip, kemâl-i iştiyakla karşılıyorlar." (Kastamonu Lahikası, 150. Mektup)
Bu ifade, aslında bir talebenin (veya genel olarak muhatapların) Risale-i Nur’un usulüne, üslubuna ve yazılış şartlarına dair yaptığı çok nesnel ve hayranlık uyandıran bir tespittir. Bu cümle iki ana boyutu içerir: Birincisi metodoloji ve anlatım benzersizliği, ikincisi ise eserin telif edildiği dönemin olağanüstü zorlu şartları... Metni şu iki temel başlık altında analiz edebiliriz:
1. Benzersiz Bir Anlatım ve İspat Metodu
Risale-i Nur’un klasik kelam, felsefe veya tefsir kitaplarından ayrılan çok kendine has bir beyanı yani anlatım tarzı vardır:
Temsil Metodu: En soyut, kavranması en zor iman hakikatlerini (kader, haşir, vahdet-i vücud vb.) günlük hayattan alınan sıradan hikâyeler ve benzetmelerle akla yaklaştırır. Bir çocuğun bile anlayabileceği bir sadelikten başlar, en dahi filozofun bile itiraz edemeyeceği ilmi bir zirveye ulaşır.
Doğrudan Kalbe ve Akla Hitap: Eski kelam felsefesi akılla gider ama ruhu aç bırakabilirdi; tasavvuf kalple gider ama aklı ikna etmekte zorlanabilirdi. Risale-i Nur ise hem aklı bürhanlarla ikna eder, hem kalbi nurlarla doyurur, hem de nefsi susturur. Bu bütüncül ispat tarzı İslam düşünce tarihinde eşine az rastlanır bir usuldür.
2. İmkânsız Şartlar Altında Gelen Başarı
Buradaki şerait kelimesi, eserin yazıldığı dönemin dehşetli atmosferini anlatır. Tarihte pek çok büyük alim çok büyük eserler yazmıştır; fakat onların büyük çoğunluğu kütüphanelerde, devlet desteğiyle, medreselerde veya huzurlu ortamlarda bu çalışmaları yapmıştır. Risale-i Nur ise:
- Sürekli tarassut (gözetim), baskı ve takip altında,
- Sürgünden sürgüne gönderilerek, hapishanelerde, tek bir kaynağa veya kütüphaneye erişim olmadan,
- Dağlarda, bağlarda, bazen zehirlenmiş yorgun bir vücutla ve kibrit kutularına, kağıt parçalarına yazılarak telif edilmiştir.
Böylesine ağır, her türlü ilmi çalışmayı imkânsız kılan baskıcı zincirler (bu şerait) içinden, dünya çapında kabul gören ve milyonların imanını kurtaran muazzam bir külliyatın çıkması, beşeri bir planla açıklanamaz. İşte bu yüzden metin, bunun sıradan bir başarı olmadığını, ancak ilahi bir istihdam ve ihsan ile bir kula müyesser olabileceğini vurgulamaktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü