"Bütün zaman-ı mazideki zulümatı dağıtıp o uzun zaman-ı mazi; felsefenin gördüğü..." Burada ölümün ve ahiretin öne çıkarılması ne hikmete mebnidir? "Ervâh-ı âfilîne bir medar-ı envar ve muhtelif basamaklı bir mirac-ı münevver" kısmını izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bütün zaman-ı mazideki zulümatı dağıtıp o uzun zaman-ı mazi; felsefenin gördüğü gibi bir mezar-ı ekber, bir ademistan olmadığını, belki istikbale ve saadet-i ebediyeye atlamak için ervah-ı âfilîne bir medar-ı envar ve muhtelif basamaklı bir mi’rac-ı münevver ve ağır yüklerini bırakan ve serbest kalan ve dünyadan göçüp giden ruhların nurani bir nuristanı ve bir bostanı olduğunu gösterir.”(1)

Yirmi Üçüncü Söz’de şöyle buyruluyor:

“İman nasıl ki bir nurdur; insanı ışıklandırıyor, üstünde yazılan bütün mektubât-ı Samedâniyeyi okutturuyor. Öyle de, kâinatı dahi ışıklandırıyor. Zaman-ı mazi ve müstakbeli, zulümattan kurtarıyor.”

İnsan, iman nuru ile bütün iman hakikatlerini bildiği gibi, kendi mahiyetini, vazifesini, kâinatın yaratılış hikmetini de bilir. Zira bütün bu hakikatler İlâhî kitaplarda yer almış ve peygamberler tarafından beşere ders verilmiştir. Burada ahiretin öncelikle nazara verilmesi şundan olsa gerektir:

İnsan aklı, vahyin nuru olmaksızın ahiret hakkında bir şey söyleyemez ve öldükten sonra da dirilmeyi çoğu zaman inkâr yoluna gider. Ölenlerin hiçliğe ve yokluğa gittiklerine, kendisinin de bu yolun yolcusu olduğuna inanan bir insandan her türlü haksızlıklar ve zulümler beklenebilir.

Nübüvvetten feyiz alan bir mü’min için ölüm hiçliğe atılmak değil, saadet-i ebediye yolculuğunun ilk adımıdır. Batan güneş yokluğa gitmediği, ertesi sabah yeniden doğduğu gibi, “ervah-ı âfilîn” yani ölümle bu dünya hayatından uful eden, ayrılan ruhlar da yokluğa gitmemekte, bu dünyadan daha güzel olan berzah âlemine geçmektedirler. Bu sebeple, ölüm onlar için “bir medar-ı envar” olur. Yolculukları devam edecek, diriliş, vakfe, mizan ve sırat safhalarından sonra ebedî saadete mazhar olacaklardır.

“Muhtelif basamaklı bir mi’rac-ı münevver” ifadesi cümlenin başında geçen “o uzun zaman-ı mazi” ifadesine bakmaktadır. Felsefe şakirtlerine zulümatlı görünen mazi âlemi, nübüvvetten feyz alan bir mü’min kullar için “bir mi’rac-ı münevver”dir. Yani bir mü’min, zamanın her basamağında, her anında manevî terakkisini sürdürür. Ve ölüm hâdisesiyle beden kaydından kurtularak serbest kalır ve maziye göçmüş sevdikleriyle buluşmasıyla o kabir âlemi “bir nuristan” olur.

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...