"Cami-i şerifinize, cuma gecesinde, sebepsiz olarak, mübarek bir misafirin gelmesiyle tecavüz edilmiş. Bu hâdisenin mahiyeti nedir? Neden sana ilişiyorlar?" Buradaki “misafir” kimdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Sual ediyorsunuz ki: 'Cami-i şerifinize, cuma gecesinde, sebepsiz olarak, mübarek bir misafirin gelmesiyle tecavüz edilmiş. Bu hâdisenin mahiyeti nedir? Neden sana ilişiyorlar?'”

"Elcevap: Dört Noktayı, bilmecburiye, Eski Said lisanıyla beyan edeceğim. Belki ihvanlarıma medar-ı intibah olur; siz de cevabınızı alırsınız. ..."(1)

Bu mesele ile ilgili Abdulkadir Badıllı Ağabeyin kaleme aldığı Mufassal Tarihçe-i Hayat'ta geçen ve Hazret-i Üstâd’ın Barla’da tamir ettirmiş olduğu hususî mescidine üç defa taarruz hadiselerine dair bizzat Üstâd’ın beyanlarından bazı parağraflar alıyoruz:

1. Hadise: “Mescidimize iki defa taarruz edildi. Ahirki defada kapadılar. Ondan iki veya üç sene mukaddem, yine mübarek bir misafirin gelmesiyle gayet vahşiyane ve zalimane tecavüz edildiği için, her taraftan benden sual edildi...”

2. Hadise: Buna göre, Hazret-i Üstâd’ın mescidine yapılan son taarruz hadisesi 1933’ün son aylarında veya 934’ün ilk aylarında olmuştur. İlk ve birinci taarruz hadisesinde, ihtiyar bir misafirin gelmesiyle, Hazret-i Üstâd ona mescid içinde "Lâilaheillallah" tevhid kelimesinin dakik bir nüktesini ders vermekte iken, bizzat eski nahiye müdürünün gelip müdahale etmesiyle vuku’ bulmuş ve bu tarih 1929’da olduğu anlaşılmaktadır.

3. Hadise: İkinci taarruz hadisesi ise: 1932 veya 33’te bir cuma gecesinde, Burdur’dan misafır gelen eski şarklı muhacirlerden şebab isminde Üstâd’ın bir hemşehrisinin yanına camiye gelmesi üzerine, müdür Cemal Can, jandarmalar göndererek, cami içinde misafiri yakalayıp getirmelerini emretmiş. Fakat jandarmalar namazın tesbihatı sonuna kadar bekledikleri için, müdür bey öfkelenmiş, arkalarından kır bekçisini de göndermiş.. Nihayet masum misafiri alıp karakola getirmişler. Bu hadise dahi Üstâd Hazretleri’ni çok fazla rencide etmiş ve ziyadesiyle üzmüştür. İzzet-i imaniyesi galeyane gelmiş ve hadisenin zendeka hesabına zulümlü, keyfi, küfrî tecavüz şeklini Yirmi Sekizinci Mektub’un Dördüncü Mes’elesi’nde şiddetli bir şekilde dile getirmiştir.

Üçüncü taarruz hadisesinin ise, 1934 baharında vuku’ bulduğu anlaşılmaktadır. Amma bu defaki taarruzda, onun hususi mescidini kapatmak ve kapısını mühürlemek suretinde zuhûr etmiştir. Ayrıca da bu tarihten itibaren hariçten gelen hiçbir ziyaretçiyi yanına gelmesine müsaade etmemişler ve nihayet birkaç ay sonra, Hazret-i Üstâd’ı Barla’dan alıp, Isparta merkezine nakletmişlerdir.(2)

Bu hadise ile ilgili Üstadımızın bizzat ifadelerini alalım:

"Hattâ Burdur’da eski muhacirlerden Şebab isminde ümmî bir zât, kayınvalidesiyle beraber tebdil-i hava için buraya gelmiş; hemşehrilik itibarıyla benim yanıma geldi. Üç müsellâh jandarma ile camiden istenildi. O memur, hilâf-ı kanun yaptığı hatayı setretmeye çalışıp, 'Afedersiniz, gücenmeyiniz; vazifedir.' demiş, sonra 'Haydi, git.' diyerek ruhsat vermiş."(3)

İşte bu mübarek Zatın kim olduğu veya olabileceği ile ilgili kesin bir ifade olmadığından, yukarıda verilen hatıralarla yetinmek evladır. Zaten Üstadın hayatı hep böyle zulümlerle geçtiğinden burada bahsettiğimiz hadiselerden ve şahıslardan farklıları da olabilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat,Yirmi Sekizinci Mektup, Dördüncü Mesele Olan...
(2) bk. Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat, II, 821.

(3) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Dördüncü Mesele, Dördüncü Nokta.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...