"Cenab-ı Hakk'ı insanlara şekva etmek." ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ı insanlara şikâyet etmenin iki tarzı vardır:

Birisi, Allah’ın icraat ve fiillerine karşı açık bir şekilde isyan etmek ve rıza göstermemektir. "Allah neden bunu bana reva gördü? Ben ne yaptım da başıma bu geldi? Ben bunu hak etmemiştim. Allah neden ona verdi de bana vermedi..." gibi birçok şikâyetler vardır ki, bunların bazısı -maazallah- insanı küfre ve şirke bile düşürür. Allah’ın icraat ve fiillerine alenen şekva ve şikâyet bu manadadır. Üstelik bu sızlanışları başka insanların yanında söylemek de Allah’ı kullara şikâyet etmektir. Bu tarz şekva, imanı zayıf olanların ya da imanı tehlike içinde olan avamın şekvasıdır.

"Musibetin darbesine karşı şekvâ suretiyle elbette âciz ve zayıf insan ağlar. Fakat şekvâ O’na olmalı; O’ndan olmamalı." (Mektubat)

Allah tarafından verilen ve çok hikmetlerle bezenen musibetlere karşı, insanın sabırlı olması gerekir. Allah insana yüklenemeyeceği bir musibet vermez. Şâyet insan acizliğinden dolayı, musibeti kaldıramayacak durumda ise, Allah'a sığınmalı, inayet ve rahmetini beklemelidir.

Diğeri ise, alenen ve açıktan değil ama tahkiki iman ve tevekküle yakışmayan ince serzenişlerdir. Bu ekseri ehli imanda görünür. Tahkiki iman ve tevekkülü vardır, ama hâdisatın tazyikinden, bela ve musibetlerin ağırlığından dolayı bazen inceden inceye serzeniş eder. Bu haller imanın kemaline ve mahz-ı ubudiyete yakışmaz, ama çabuk hatasını anlar ve tövbe eder.

Meselâ bazen hastalık ve sıkıntısını başka insanlara tasvir eder. Gerçi bunlar insanın zaaf ve aczinden gelen şeylerdir, ama kâmil imana münasip düşmez.

Kâmil iman sahiplerinde her iki şikâyet tarzı da görünmez. Belki bu mübarek zatlar şikâyet etmek istese, şikâyetini Allah’a yaparak sıkıntısının izaleini taleb eder; yoksa Allah’ı insanlara şikâyet etmez.

İnsan aciz ve tahammülsüz bir fıtrata sahip olduğu için ağlamak, sızlamak ve şikâyet etmek ister. Bu yüzden insana "Ağlama, sızlama, şikâyet etme!." denilemez. Ama ağlama, sızlama ve şikâyetin yüzü ve yönü ayarlanabilir. Bunun en güzel misali Hz. Yakub (as)'ın tavrıdır:

"... Ben derdimi de üzüntümü de ancak Allah 'a şikâyet ederim.” (Yusuf Suresi, 12/86)

Şâyet bir insan musibetin sıkıntısını ve elemini çekemiyor ve takat getiremiyorsa o zaman; "Ya Rabbi! Ben bu musibeti kaldıramıyorum, onun elemine dayanamıyorum. Bu musibeti ya kaldır ya da hafiflettir" demeli, O’na sığınıp, niyazda bulunmalıdır. Yani musibeti Allah’a şikâyet etmelidir.

Maruz kaldığımız musibet ve belalar ne kadar ağır ve zor da olsa isyan ve şikâyetin insana ne maddî ne de manevî hiçbir faydası bulunmuyor. Aksine isyan musibeti ikileştiriyor, daha da ziyadeleştiriyor.

Musibetlerin verilmesinin hikmeti insanın metanet kazanıp kemale ermesidir. İnsan musibete karşı sabrederse, kemal bulup olgunlaşır. Böylece Allah’ın isim ve sıfatlarına mazhariyet noktasında sağlam bir zemin ve semeredar bir tarla, mütefekkir ve hikmet sahibi bir okuyucu olur. Eğer musibet karşısında isyan edip sürekli şikâyet ederse, o zaman musibetin maksadı tahakkuk etmediği gibi, bir de isyan günahını beline yükler. Yani insan musibet karşısındaki isyanı ve şikâyeti ile hem dünyada hem de ahirette büyük bir zarara uğrar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...