“Cenâb-ı Hakk’ın insanı meleklerine tercih edip hilâfet rütbesini verdiği halde,..” ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hilafet, birisini temsil etmek, onun yetkilerini kullanmak demektir. Âyet-i kerimede, yeryüzünde her ne varsa hepsinin insan için yaratıldığı beyan edilmektedir. İnsan, yeryüzünde Allah’ın halifesi olduğuna göre, bu nimetlerde Allah’ın rızasına uygun olarak tasarruf etmek durumundadır. Hz. Âdem (as) bir peygamber olarak bu mânayı yaşamış ve yeryüzünün hakkıyla halifesi olmuştur. Ancak, hilafet ona mahsus değildir, bütün insan nevine şamildir. Şu var ki, Allah’ın mülkünde O’nun rızası hilafına icraat yapanlar halife değil, emanete hıyanet eden âsi birer kuldurlar.

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 51/56)

mealindeki âyet-i kerimenin de bildirdiği gibi, iman, ibadet ve marifet vazifesini yapan kişiler yaratılış gayelerine uygun bir ömür sürmüş olurlar. Aksini yapanlar, yaratılış gayelerine ters düşerler; hilafet de bu cümledendir. Böyle kimseler hilafete de aykırı hareket etmiş olmakla bu şereften mahrum kalırlar.

Bilim adamlarımız yeryüzünde üç milyonu çok aşkın bitki ve hayvan türü olduğunu ifade ediyorlar. Bu rakam yeni araştırmalarla her geçen gün artıyor.

Bütün bu varlıkların kendilerine mahsus tesbihlerini temsil eden melekler zaten var idi. Ancak, bu bitki ve hayvanlara kumandanlık yapacak, onları sevk ve idare edecek, onlar üzerinde Allah namına tasarrufta bulunacak bir varlık henüz ortada yoktu. Melekler; hamd, tesbih ve takdis vazifelerini hakkıyla yerine getiriyorlardı, ancak bu onların arza halife olmaları ve yeryüzündeki canlılarda tasarrufta bulunmaları için yeterli değildi. Mahlûkatın tesbihlerini temsil etmek başka, bu varlıklar üzerinde icraatta bulunmak daha başka idi. Bunu melekler yapamazlardı. İnsandan önce yaratılan canlılar içinde de bu vazifeyi yapacak bir varlık yoktu. İşte Cenâb-ı Hak bu varlığı yaratmayı irade buyurmuş ve bunu meleklerine de bildirmişti.

Bu hâdise Kur’an-ı Kerim'de şöyle haber verilir:

"Hani Rabbin, meleklere 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.' demişti. Melekler 'Ya Rabbi sen yeryüzünde kargaşalık çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamd ile tesbih ediyor, takdis ediyoruz.' dediler. Allah meleklere 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.' dedi." (Bakara Suresi, 2/30)

Hilafetin meleklere değil de insana verilmesinin birçok hikmeti vardır. Bunlardan birkaçını takdim edelim:

- Her melek vazifeli olduğu sahada iş görür. Müekkel olduğu varlığın yahut varlıkların tesbihatını temsil eder. İnsan öyle değil. İbadet ve tesbihin bütün çeşitlerini yapabildiği gibi, bütün varlık âlemini de tefekkür edebiliyor.

- Ve insan bütün esmâya mazhar. Bu yönüyle de melekleri geride bırakıyor. Cebrail (as) ile Azrail’in (as.) mazhar oldukları isimler farklıdır, vazifeleri de farklıdır. Ama insan, iman hakikatlerini ve İslam’ın güzelliklerini başkalarına ulaştırmakta Hz. Cebrail’in (as)sahasına bir derece girdiği gibi, nice canlara kıymakla da Azrail’in (as) vazifesini taklit edebiliyor.

- Kâinatın meyvesi olan insan bütün bir âleme muhtaç olmakla, onlarda tecellî eden isimlere de muhtaç olmuş oluyor. Rızka muhtaç olduğundan onda Rezzak ismi tecellî ettiği gibi, şifaya muhtaç olmasıyla da Şâfi ismine ayna oluyor. Melekler ne yerler ve içerler, ne de hastalanırlar. Dolayısıyla, onlarda ne “Rezzak” ismi tecellî eder, ne de “Şâfi” ismi.

Ayrıca insana cüz’î irade verildiği için de meleklerden üstün olmuştur. Meleklerin iradeleri sadece hayra çalışır; şerri irade edemezler. Şerri irade etmek kötü bir sıfat ise de, iradenin hem hayrı hem de şerri dileme yetkisine sahip olması, bu sıfat yönünden, insanı meleklerden daha üstün kılar.

Öte yandan, şerri irade etme imkânına sahip olduğu halde hayır işlemek, meleklerin hayırlı işler görmelerinden daha önemlidir. Zira melekler bir mâni olmaksızın ve severek ibadet ettikleri halde, insanoğlu, nefis ve şeytana ve şeytan vazifesi yapan nice cereyanlara ve onlara kapılan nice kötü insanlara rağmen ibadet etmekle meleklerden üstün olur.

İşin bu mantıkî ve bir bakıma nazarî ciheti bir tarafa, mazideki tatbikatlar ve vakıalar da insanın mahiyet olarak meleklerden çok daha ileri olduğunu açıkça göstermektedir. Meleklerin gıpta ettikleri bütün peygamberler, bütün sahabeler, Allah’ın bütün veli kulları bu davanın canlı şahitleri olmuşlardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...