"Duyu", "Duygu", "His", "Hissiyat" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Göz kulak gibi uzuvlarımıza duyu diyoruz. Yani bunlar dış âlemi idrak etme aletlerdir. Duygu ise bu duyularla elde edilen bilgilerin kalp ve ruhta hâsıl ettiği sevgi, hayranlık, şükran, öfke, nefret gibi şeylerdir. Bunlara hisler de denir. Hislerin bu aletlerle alakası yoktur. Bu aletlerce gelen bilgiler bir idrak ve şuur merkezine ulaşır. İşte mahzar-ı hissiyat (hislerin göründüğü yer) olan bu merkeze vicdan diyoruz ki, burası kalbin bir yönüdür. Kalbin bir yönü de akıldır ki, ma’kes-i efkar (fikirlerin yansıdığı yer) dır.

Kalp denildiğinde, insanın bedeninde bulunan çam kozalağını andıran bir et parçası akla gelmemelidir. Kalp denilen şey Rabbanî bir latifedir. Bu latife iki kanaldan beslenir; birisi vicdan, diğeri ise fikirlerin yansıdığı dimağdır.

Vicdan, Allah’ın hakkı ve doğruları insana fısıldamasını ifade ederken, dimağ da kâinatta sergilenen muazzam hikmet ve sanatlardan aldığı malumatları kalbe ulaştıran bir vasıta hükmündedir.

Yani insanın kalbini şekillendiren, besleyen ve inkişafına vesile olan şey vicdan ve akıldır. Akıl, dış âlemden aldığı malumatlarla kalbi aydınlatırken, vicdan da iç âlemin temsilcisi olarak kalbe istikamet ve mizan verir.

Kalp bu iki kanaldan aldığı malumatlar ile karar verir, tercihte bulunur ve tasdik fiilini yapar. Vicdanı temiz ve akli melekeleri sağlam bir insanın kalbi hükümleri de ona göre sağlam ve istikametli olur.

Akıl, vicdan, nefs, kalp, ruh birbirinden apayrı şeyler değildir. Çünkü ruh mürekkeb (farklı şeylerin bir araya gelmesi ile oluşmuş bir şey) değildir, yani basittir. Dolayısıyla bunlar ruhun farklı yönlerini ifade eder, yani ruhun farklı sıfatlarıdır. Kur’an’ın “Kalpleri vardır akletmezler” ifadesi ile akletmeyi kalbe ait bir fiil olarak bildirmesi, bu konuda yeterince ufuk açıcıdır.

Görme, işitme, tatma, koklama ve temas etme gibi duyulardan başka beş tane de batinî duyudan bahsedilir. Hatta konunun mütehassısları bu latifelerin sayısız olduğunu ifade ediyorlar.

Şehvet ve gadap gibi hisler hayvanlarda da mevcuttur. Zaten insanın hayvanlarla ortak ciheti de budur. Fakat hayvan güle bakar ama ondaki güzelliği görüp mest olmaz, sanatı fark edip hayran olmaz. Bunlar insan has hissiyattır.

Altıncı Söz’deki muvazeneler hatırlanırsa, bizde bulunan bu hissiyatın sadece hayvani arzu ve ihtiyaçlarımızı görelim diye verilmediği; asıl vazifelerinin kâinata açılmış birer radar veya dürbün vazifesi görür, Rabbimizin azamet ve haşmetini; rahmet ve cemalini tanıttırır. İşte hayvanî arzulara hizmet eden hisler muzır ve saptırıcı olabilirken, yerinde kullanıldığında harika birer mürşit olurlar...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

ümitvar

"O hayattar cesetlerdeki göz, kulak gibi duyguları ile alem-i cismanideki mucizat-ı fıtratı temaşa ediyorlar" (29.söz) "Sani-i zülcelal göz, kulak, lisan gibi duygularla murassa, gayet san'atkarane bir vücudu sana giydirmiş" (12.mektub) " Hattâ vehim ve hayal ve sır gibi duygular hüşyar ve müteyakkız bir sûrette o zikir, ..." (27.söz) "Herbirisine karşı birer alamet-i farika o küçük yüzde bulunduğu ve zahir ve batın duygularıyla kemal-i hikmetle teçhiz edildiği cihetle..." (33.söz) Bana kalırsa risalelerde göz, kulak vb. zahiri duygular; vehim, hayal vb. batıni duygular olarak değerlendirilmiş. Selam ve dua ile...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...