"İnsan yalnız bir kalpten ibaret olsaydı, bütün masivayı terk, hatta esma ve sıfatı dahi bırakmak, yalnız Cenâb-ı Hakkın zatına rapt-ı kalp etmek lazım gelirdi." Cevabı özetler misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah, insanın fıtratını kendi isim ve sıfatlarını bildirecek cihaz ve latifelerle teçhiz etmiştir. Bu cihazların ve latifelerin hepsinin vazifeleri birbirinden farklıdır. Sadece bir latifenin inkişaf etmesi ve bir sahada terakki etmesi kemal değil, noksanlık olur.

Kemal odur ki, bütün duyguları ve cihazları işletip Allah’ı bütün isimleri ile tanısın. Sahabe mesleğinde geçerli olan yol budur.

Mesela Rezzak, Kerim, Muhsin gibi isimleri tanıyabilmek için nimetleri tatmak gerekir. Nefsin iptal edilip kalben terakki edilmesi bazı kemalleri elde etmede yararlı olabilir, ama diğer cihaz ve hissiyatın Allah’a açılan pencerelerini kapatmayı netice verebilir. Halbuki insan-ı kâmil odur ki; her bir cihaz ve hissiyatını terakki ettirip kemale ersin. Her bir cihaz ve her bir latife, Allah’ın bir ismine açılan bir penceredir. Hepsinin ibadeti başkadır.

Mesela; tasavvuf mesleği insan mahiyetinden kalbi esas alırken, aklı ve sair duyguları ihmal etmişler. Kelam ve felsefe mesleği aklı esas alırken, kalbi ve diğer duyguları ihmal, hatta inkâr etmişler vs.

İşte sahabeler, insan mahiyetinde bulunan her bir cihaz ve duyguyu, ibadet ve marifet noktasında tam işletip istihdam etmişler; hepsi arasında mükemmel bir muvazene ve ahenk kurmakla bütün mahiyetleri ile Allah’a tam bir kul, tam bir mütefekkir olmuşlar.

Sahabeler insanın mahiyetindeki sayısız pencerelerden Allah’a bakarken, sair meslekler bir iki pencereden bakmaya çalışmışlar ve noksan kalmışlar.

Kalbin kumandan olması:

“Kalp hükümdardır, onun birtakım askerleri vardır. Hükümdar düzgün olunca askerler de düzgün olur, bozuk olunca askerler de bozuk olur.”(1)

“Şanı yüce olan, suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”(2)

“Şüphesiz ki beden de bir parça vardır; o düzgün olursa bedenin tamamı düzgün olur, bozuk olursa bedenin tamamı bozuk olur. Dikkat ediniz ki o kalptir.”(3)

Nasıl ki insanın bedeni kâinattaki bütün elementlerin ve hadiselerin bir hülasası olduğu gibi, kalbi de insan mahiyetinin bir hülasası gibidir. Bu yüzden insanın hülasası ve merkezi kalptir, diğer bütün latifeler ve duygular kalb kumandanının birer askerleri mahiyetinde hizmet görürler.

- Kalp binlerce âlemin manevi haritası gibidir.
- Kalpte binlerle hissiyat bulunur.
- Kalp gayb âlemlerine ve ebedü'l-âbada açılan bir penceredir.
- Kalp, imanın mahallidir.

Kalp, Rabbani bir latifedir. Nurani bir cevher olan bu latifenin, “mazhar-ı hissiyatı (hissiyatının görüldüğü yer) vicdan, makes-i efkârı (fikirlerinin aksettiği yer) ise dimağdır."

Kalp, bütün duyguların ve latifelerin merkezi ve efendisidir. Lakin efendiyi kuvvetli ve kıymetli kılan ona hizmet edenlerdir. Yani kalbin etrafında ona hizmet eden diğer cihaz ve duygular atıl kalırsa kalbin tek başına terakki ve tekemmül etmesinde noksanlıklar ortaya çıkar.

Dipnotlar:

1) bk. C.Sağir, h.no: 6191.
2) bk. age., h.no: 1832.
3) bk. age., h.no: 3856; Buhari, İman 39.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 11.198
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sumeyye othman
Allah sizden razı olsun
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
İrfan.Öner

buna göre kalp ve akıl arasındaki münasebet nasıl olmalı? Kalp öndemi olacak yoksa akıl ile beraber mi bulunacak? Bazen bir şeyden kalbimiz hoşlanıyor ama aklımız meseleyi anlayamıyorsa nasıl hareket etmelidir?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Risale-i Nur külliyatı ekseninde akıl ve kalp münasebeti, birbirini nakzeden değil, aksine birbirini tamamlayan ve bütüne ulaştıran iki temel dinamik olarak ele alınır. Bahsettiğiniz iki kavram (imtizac ve kalbin kumandanlığı) aslında çelişmez, aksine ideal bir insan modelinin hiyerarşisini ve işleyişini gösterir.

Akıl ve Kalbin İmtizacı Ne Demektir?

Risale-i Nur’da sıkça vurgulanan "akıl ve kalp imtizacı" (bütünleşmesi), bu iki latifenin birlikte çalışması gerektiği anlamına gelir.

Akıl, harici alemden delilleri toplayan, mantık süzgecinden geçiren, ölçen ve tartan bir alettir. Ancak akıl tek başına soğuktur, kurudur ve bir noktadan sonra tıkanabilir.

Kalp ise imanın, muhabbetin, marifetin ve manevi zevklerin merkezidir. İntikal hızı akıldan çok daha yüksektir; adeta bir hadisat şimşeği gibi hakikati birden hisseder.

Ziya Paşa’nın meşhur beytine Bediüzzaman’ın getirdiği yaklaşım gibi; akıl bir dereceye kadar rehberdir. Akıl mürşid (yol gösteren) olmadığı için, kalbin nuruyla birleşmediğinde karanlıkta kalabilir veya felsefi şüphelerde boğulabilir. İmtizac ettiklerinde ise akıl kalbe hizmet eder, kalp de aklın ufkunu açar.

Kalp Neden "Kumandan" Konumundadır?

Sözler Mecmuası’nda "İnsan-ı kâmil odur ki: Bütün o letaifi; kalp bir kumandan gibi..." ifadesi, insanın manevi anatomisindeki hiyerarşiyi belirler.

Kalp kumandandır, çünkü insanın nihai karar mercii ve rotasını belirleyen merkezdir. Akıl, vicdan, hayal, hafıza ve diğer bütün latifeler bu kumandana bağlı çalışan subaylar veya vezirler gibidir.

İlişki nasıl olmalı?

Kalp önde ve lider konumundadır, ancak bu liderlik aklı dışlayarak veya ezerek değil, aklı yanına bir danışman, bir rehber ve delil toplayıcı olarak alarak gerçekleşir. Akıl olmadan kalp taassuba (körükörüne inanmaya) düşebilir; kalp olmadan akıl ise inkara veya şüpheciliğe kayabilir. Dolayısıyla kalp liderdir, ama akıl onun en büyük mesaisidir.

Kalbin Hoşlandığı Ama Aklın Anlayamadığı Durumlarda Nasıl Hareket Edilmeli?

Hayatta bazen bir hakikati, bir ibadeti, bir fedakarlığı veya manevi bir meseleyi kalbimiz çok sever ve onaylar (hads-i kalbî ile hisseder), fakat akıl o anki kapasitesiyle, dünyevi mantığıyla veya ilim eksikliğiyle bunu kavrayamaz. Böyle bir durumda şu kıstaslara göre hareket edilmelidir:

Şeriat ve Sünnet-i Seniyye Ölçüsü: Kalbin hoşlandığı şey, dinin temel esaslarına, sünnete ve helal dairesine uygun mu? Eğer uygunsa, aklın o an anlamaması kalbin haksız olduğunu göstermez. Çünkü akıl sınırlıdır, kalp ise sınırsıza açılan bir penceredir.

Aklın Sınırını Kabul Etmek: Risale-i Nur'da belirtildiği gibi, akıl her şeyi tartacak bir mizan değildir. Özellikle imana, kadere veya gaybi hakikatlere ait meselelerde akıl "Anlayamadım" diyebilir. Burada yapılması gereken, aklın anlayamadığı şeyi inkar etmek değil, kalbin teslimiyetine tabi olup "Bu aklımın sınırlarını aşan bir hakikattir" diyerek teslim olmaktır.

Vahbî Bilgi ve Hissiyat: Kalp, bazen ruhanî bir sezişle (hads) neticeyi akıldan önce görür. Akıl ağır hareket eder, delil ister, zaman harcar. Eğer hissettiğiniz şey ahlaka, hakikate ve rızayı ilahiye muvafık ise kalbin sesini dinlemek ve aklı ona tabi kılmak gerekir.

Özetle;

Karar mekanizmasında kalp kumandandır ve son sözü söyler; akıl ise ona doğru bilgiyi ve delili taşıyan en kıymetli veziridir. İkisi kavga ettiğinde değil, kalbin rehberliğinde akıl dizginlendiğinde ve imtizac ettiklerinde insan "insan-ı kâmil" ufkuna doğru yol alır. Kalbinizin mutmain olduğu, şeriata muvafık olan ancak aklınızın o an sıkıştığı meselelerde, kalbin teslimiyetini seçmek her zaman en selametli yoldur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...