"Her bir insanda, her bir latifenin ayrı ayrı vazife-i ubudiyetleri var. Ayrı ayrı lezzetleri, elemleri var." cümlelerini nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan, yaratılış bakımından, fıtratına konulan cihaz ve duygular yönünden mahlûkatın en üstünüdür. İnsanın her bir âzâsı ve duygusu birçok hakikatleri gösterecek birer ayna ve pencere mesabesindedir.

Meselâ, göz, renkler âlemine açılan bir penceredir. İnsan, gözü ile eşyayı, eserleri seyreder ve Rabbinin Basîr ismini idrak eder. Kâinata ve eşyaya Allah namına bakarsa, onun bakışı ibadet olur ve bundan lezzet alır.

İnsan, bütün hâdisatın ve nihâyetsiz fiillerde Allah’ın sonsuz rahmetini, nihâyetsiz hikmetini ancak akıl anahtarı ile açar ve iman nuru ile görür.

Bir elmanın çok mükemmel bir eser olması Allah’ın sonsuz hikmetine işaret ettiği gibi, bir nimet ve ikram olması da O’nun sonsuz rahmetinin delilidir. Diğer bütün mahlûkatı da buna kıyas edebiliriz.

Akıl bir anahtar olup rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar; kâinat kitabında yazılan eserler onun vasıtası ile okunur, tefekkür edilir. Tefekkür farz ibadetlerden sonra en büyük ibadettir. Peygamber Efendimiz (asm) "Bir saat tefekkür, bir yıl nafile ibadetten daha hayırlıdır." buyuruyor. Akıl bu vazifeden mahrum olursa, bu kez de geçmişin acılarını, geleceğin endişelerini hazır zamana taşıyan bir azap aleti durumuna dönüşür.

İmanın mahalli ve muhabbetin merkezi olan kalp, bir latife-i Rabbanîdir. İnsan bu latifesini Allah’ı ve O’nun isim ve sıfatlarının güzel tecellilerini sevmekte sarf ederse, o latifesini yerinde kullanmış olur. Kalp ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur. Kalb; muhabbetini dünyanın fani sevgisine ve mecazî aşklara bağlarsa azap çeker.

Diğer bütün âzâ ve latifelerimizi bu şekilde düşünebiliriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56
İnsanda binlerce hisler, duygular vardır. Bunları en doğru şekilde nasıl kullanabilir ve bunlarla nasıl küllî bir şükür yapabiliriz?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

İnsan Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle "Ahsen-i Takvim’de (en güzel kıvam)"   yaratılmıştır ve kâinatın halifesidir. İstidat cihetiyle bütün varlıklardan ileridir. Kalbi, aklı ve bütün hissiyatıyla Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tanıyacak bir mahiyete sahiptir.

İnsandaki duygu terazilerinin herbiri, bir nimet âlemine açılan ayrı bir pencere hükmündedir.

İbadet ve marifet için yaratılan insanın, bu kudsî vazifesinin bir şubesi tefekkür ise bir diğeri de şükürdür. İnsan, birçok âlemleri ancak duygularıyla tanır ve tartar, onları böylece tefekkür eder, onlardan gördüğü faydaları düşünmekle de şükreder.

Şükrün küllî olması şöyle düşünülebilir: 

Bir nimeti tek olarak düşünmek yerine, bütün nimetleri birlikte düşünmek küllî bir tefekkürdür ve insanı “küllî şükre” götürür. 

Bir de, insan, “bedenindeki her âzânın” ve “ruhuna takılan her latifenin ve her duygunun” ne kadar büyük birer nimet olduğunu düşünüp bunların tümü için Allah’a şükretmekle “küllî şükretmiş” olur.

Öte yandan, insan bu enfüsî nimetler için yaptığı küllî şükür yanında, kendisini kuşatan bütün haricî nimetleri de birlikte düşünmekle yine küllî şükretmiş olur.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...