"Eğer vaktiyle o ene’nin şiddetli bir terbiyeyle başı kırılmazsa büyür, insanın vücudunu yutar..." Devamıyla izah eder misiniz? Enenin başını kıracak şiddetli terbiye nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Eğer vaktiyle o 'ene'nin şiddetli bir terbiye ile başı kırılmaz ise büyür, insanın vücudunu yutar. Eğer milletin de enaniyeti inzimam ederse, Sâniin emrine karşı mübarezeye çıkar. Tam manasıyla bir şeytan olur..."(1)

Üstadımızın “enaniyet-i neviyye” ifadesinden hareket ederek, burada geçen “millet” kelimesini, “insan nevi” olarak anlayabiliriz.

İnsan, Allah’ın kulu olduğunu unuttuğunda, gurur ve kibir yoluna girmiş olur. Böylece, dilediğini yapmakta kendini serbest bilir. Bu isyan yolunda attığı her adım, onu cehenneme biraz daha yaklaştırırken, enaniyetini de biraz daha kuvvetlendirir. Kimseye karşı sorumlu olmadığını sanması onu her geçen gün biraz daha yoldan çıkarır.

İnsanlık gibi büyük bir şerefe mazhar olduğundan gaflet eden kişi, bunun şükrünü yerine getirmediği gibi, diğer canlıların onun hizmetine verilmiş olmasını da bir nimet, bir ihsan olarak değerlendiremez. Sanki, “kendisinin insan olması tabiî, onların da ona hizmet etmeleri gerekli” imiş gibi tuhaf bir ruh haletine girer. “Arı bana bal yapmaya, koyun süt vermeye, at beni taşımaya, öküz tarlamı sürmeye mecburdurlar.” der gibi bir kibre kapılır. İşte böyle bir ruh haline Üstat Hazretleri enaniyet-i neviyye diyor. Bu enaniyete kapılan bir insan, bitkileri, cansız varlıkları ve onların eliyle nail olduğu nimetleri hiç dikkate almaz.

Büyüklük taslayarak geçen böyle bir ömür, onu kulluk şuurundan gittikçe uzaklaştırır. Ve sonunda, “Sâniin emrine karşı mübarezeye çıkar. Tam manasıyla bir şeytan olur.”

"Sonra halkı da kendisine kıyas eder, esbabı da o kıyasa dâhil eder, büyük bir şirke düşer. El'iyazübillah!"

Burada geçen halk kelimesi toplum manasına değil, mahlukat manasınadır. Yani, böyle bir insan bütün mahlukatı da kendi başına buyruk addeder. Üstad'ın ifadesiyle onlara “müstakil bir ağa nazarıyla bakar.”

“Mü'min olan zât, mâna-yı harfiyle, yani gayre bir hâdim ve bir âlet sıfatıyla kâinata bakıyor. Kâfir ise, mâna-yı ismiyle, yâni müstakil bir 'Ağa' nazarıyla âleme bakıyor.”(2)

Nurlarda geçen şu örnek bu konunun anlaşılmasına yardım eder:

“Meselâ, nasıl mîrîye mahsus tek bir palaska veyahut bir tek düğmeye mâlik olmak için onları yapan bütün fabrikalara mâlik olmak lâzımdır ki, onlara hakikî mâlik olsun. Yoksa o boşboğaz başı bozuktan, 'mîrî malıdır' diye elinden alınıp, tecziye edilir.”(3)

Ben kendime malikim diyen, herkes kendine maliktir demeye mecbur olur.

“Büyük bir şirke düşer.” ifadesinde geçen “şirk” kelimesinin çok yönlü manaları vardır.

Şirk, sadece puta tapma demek değildir.

Mesela, emrinde çalışan kişiler hakkında “Ben olmasam bunlar aç kalırlar.” diyen kişi Rezzakiyette Allah şirk koşmuş olur.

Şu hastaları ben iyileştirdim diyen bir doktor, Şafi ismine şerik koşmuş gibi olur.

Sebeplere tesir veren, meyveleri ağacın, insanları ebeveynin, balıkları denizin yaptığını sanan kişi de şirk yolundadır.

Bu gibi nice şirklerin temeli, insanın kendini kendine malik zannetmesi ve onun eliyle yaratılan hayırlara sahip çıkması yatar. Bütün bunlar enenin yanlış kullanılmasının zehirli meyveleridir.

Sorunun ikinci kısmına gelince:

Ene hastalığını genel hatları ile dört dereceye ayırabiliriz:

Enenin birinci derecesi, kişilerin emsallerine olan enaniyeti ki, bu kalbi bir marazdır ve ene ağacının tohum halidir. Bu halde iken başı tevhit ve zikir ile ezilmez ise, terakki ve tekamül ile gelişir, en sonunda insanı yutacak bir şekle dönüşür. Tasavvuf ehli bu merhalede enenin başını ezmek için çok uğraşırlar.

Enenin ikinci derecesi, alim ve evliyalara olan enaniyet ki, bu manevi bir sapkınlık ve dalalettir, ama küfür değildir. Bu, ene ağacının fidanlaşma sürecidir. Bundan sonraki süreçler küfür hattına yaklaşmaktır. Ekser hodgam ve nefsi ile mağrur dalalet imamları ve kanaat önderleri bu sürecin mahsulleridir. Mutezile imamlarının bir çoğu bu kapsamda örnek verilebilir.

Enenin üçüncü derecesi ve aşaması ise, peygamberlere karşı olan enaniyettir ki, bu küfür olan bir enaniyettir. Çekirdek olan enenin ağaç kıvamına yaklaşmış şeklidir. Ebu Cehil'in Peygamber Efendimize (asm) olan enaniyeti buna örnek olarak verilebilir.

Enenin dördüncü ve en son ve en dehşetli derecesi ise Allah’a karşı olan enaniyettir. Firavun'un enaniyeti buna örnek teşkil eder. Bu merhalede artık ene ağaç şekline gelip, insanı bel etmiş (yutmuş) ve bütün aza ve cihazları ene şekline dönüşmüştür. İnsan bu merhalede -haşa-, kendini İlah olarak görmeye başlar. Kendince her şeye rububiyet verir.

Allah bizi bu hastalık ve dalaletlerden muhafaza etsin.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Şemme.
(2) bk. age., Şule.
(3) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz, Birinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

yyolcu16
"..Bu halde iken başı tevhit ve zikir ile ezilmezse.." diyorsunuz buradaki tevhit ve zikir kavramını açıp somutlaştırabilir misiniz? Çünkü belki de şahsi hayatımız adına en önemli meselemiz Hüve'yi bulmak; bu konu ile alakalı diğer cevaplari okudum ama biraz soyut geldi.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Başta farzları eksiksiz ifa etmek, namazın ardında ki uzun tesbihatı yapmak, akşam vaktine mahsus nebevi duaları vird edinmek, mümkünse teheccüde kalkmak, düzenli bir şekilde Risale-i Nur okumak, namazların akabinde bol tövbe ve istiğfar etmek, düzenli olarak az da olsa cevşen okumak, tefekkür üzerinde ciddi anlamda durmak inşallah somut bir tevhit ve zikir kabilindendir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...