"Ene, künuz-u mahfiye olan esma-i İlahiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlakının dahi anahtarı olarak bir muamma-yı müşkilküşadır, bir tılsım-ı hayretfezadır." İzah eder misiniz?
- Esmâ-i İlahiyenin künuz-u mahfiye olması ne demektir?
- Kâinatın tılsım-ı muğlakı ne anlama gelmektedir ve enenin bu tılsımı açan bir anahtar olmasını nasıl anlamalıyız?
Değerli Kardeşimiz;
Muamma kelimesine “bilinemezlik, aklın gücünü aşan, halli çok zor” gibi manalar veriliyor. Müşkil-küşa ise zorluğu ve zor olan şeyi açıp çözen manasına geliyor. Buna göre, enenin mahiyetini tam olarak bilmek insan idrakini aşmakla birlikte, birçok hakikatler de yine o enenin yerinde kullanılmasıyla açılıyor, nice bilinmez sırlar onun ile bir derece keşfedilebiliyor. Bu sırların başında “künûz-u mahfiye olan esmâ-i İlâhiye” gelir.
Künûz-u mahfiye gizli hazineler demektir. İlahi isimlerin gizli olmaları, görünmemeleri cihetiyledir. Bu isimler ancak tecellilerle kendilerini gösterirler. Mesela, Allah’ın Rezzâk ismi görünmez. Biz bu ismin varlığını rızıklar âlemini müşahede etmekle biliriz.
Hayvanlar da rızıklanırlar, onlarda da Rezzâk ismi tecelli eder, ancak onlar bu ilahi ismi bilmezler; sadece onun meyvelerinden istifade ederler. Zira kendilerinde ene yoktur, yani insandaki mükemmel istidattan mahrumdurlar. Bundan dolayı, bir rızıktan istifade ettiklerinde, “Ben bu rızka muhtacım, bunun bana gönderilmesine vesile olan ağaçlar, bostanlar, tarlalar ise beni bilmez, tanımazlar. Beni rızıklandıran ancak bütün bu sebeplerin sahibi olan Allah’tır.” demekten, böyle bir tefekkürden ve marifetten mahrumdurlar.
İşte ene’yi doğru kullanarak bu hükme varan insan, künuz-u mahfiyyeden Rezzâk isminin anahtarını bulmuş ve bu düşünceyle o hazineyi açarak Rezzâk’ını tanımıştır.
Bir böceğin rızkından, ağaçların rızıklarına, balıkların, ceylanların rızıklarından tâ insanların rızıklarına kadar bütün rızık çeşitleri Rezzâk isminin hazinesinden gelen ayrı birer cevher, birer pırlantadırlar.
Muhyi ismi ayrı bir hazinedir, o da görünmez. Karıncanın hayatından, balinanın hayatına, cinlerin hayatlarından insanların hayatlarına kadar bütün hayat çeşitleri hep o ismin hazinesinden gelmektedir.
Bu hazineler cennette de gizli kalacaklardır. Orada da o esmânın hazinelerinden gelen daha mükemmel cevherler sergilenecektir. Öyle ki, Üstadımızın “Bize gösterdiğin numunelerin, gölgelerin asıllarını, menbalarını göster.” (Sözler, Onuncu Söz, Beşinci Suret) duasının verdiği derse göre, bu âlemde seyrettiğimiz ve istifade ettiğimiz bütün cevherler, cennettekilere göre gölge hükmünde kalırlar.
Kâinat ve insan... Üstadımızın ifadesiyle birisi ağaç, diğeri ise onun meyvesidir. İşte enenin doğru kullanılmasıyla hem insanda hem de kâinatta tecelli eden ilahi isimler bilinir ve okunur. Kâinattaki varlıkların ne oldukları ene sayesinde bilinir.
İnsanın ciğerleri olmasa, hava unsuruyla kanı temizlenmese hava unsuru bir tılsım olarak kalır. Bu yardımlaşma ile havanın yaratılış hikmeti ve tılsımı keşfedilmiş olur. İnsanla münasebettar bütün varlık âlemi aynı şekilde değerlendirilebilir.
Kâinat tılsımının ehemmiyetli bir ciheti de bu âlemin niçin yaratıldığıdır. İşte ene’nin doğru kullanılmasıyla, hadîs-i şerifte ahiretin tarlası olarak tavsif edilen bu âlemin tılsımı açılır ve bu kâinatın cennet veya cehennem meyveleri veren muhteşem bir ağaç olduğu bilinir. Üstad Hazretleri bu âlem hakkında “Başka bir âlemin mahsulâtının tezgâhı hükmünde çarkları dönüyor.” (age., Yirmi Dokuzuncu Söz) buyurmakla bu tılsıma dikkatimizi çekmiş bulunuyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Künuz-u mahfiye olan esma-i İlahiye, enenin anahtarı ile açılınca, bize aşikar olur. Yoksa nefsül emirde onlar gizli anlamında değildir. Tüm kainat, o esmanın tecellilerinden başka bir şey değildir çünkü. Ancak ona o tevhid nazarı ile bakmak, ki bunu ene yapar, onların hazinenin numuneleri olduğunu bize fark ettirir. Değilse, Allah'ın mutlak olan isimleri, gizlidir görünmez anlamında olmaması lazım. Zira mutlak olanı, biz mahluk olan insanların algılaması hiç bir zaman mümkün değildir zaten. Bizim yapmamız gereken, o esmanın bu dünya perdesinde yansıyan tecellilerine bakmaktır. Ene kendi hesabına çalışırsa, o hazineleri biz kendi nazarımızda kendimiz için saklamış oluruz. Bir başkası, iman nazarı ile onların kilidini açabilir. Çünkü Üstad'ın ifadesi ile "Niyet ve nazar, mahiyet-i eşyayı tağyir eder." Nazara göre eşya, ya ademe mahkum edilir; veyahut ebedi hazinelerin numunelerine, habercilerine inkılab eder. Saygı ve hürmetlerimle.