"O ene, mahiyetinin bilinmesiyle, o garip muammâ, o acip tılsım olan ene açılır ve kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künûzunu dahi açar." İzah eder misiniz?

Soru Detayı

- Enenin mahiyeti bilinirse hem kâinat hem de gizli hazineler açılıma giriyor. Bu hususta neler söyleyebilirsiniz?

- Ene âlem-i vücub ve künuzunun kapılarını ve sırlarını nasıl aralıyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Mahiyet, “bir şeyin ne olduğu” sualinin cevabıdır. Bir camiyi göstererek “Bu bina nedir?” diye sorduğumuzda “cami” cevabını alırız. Milyonlarca tür canlı içerisinde bu sual sadece insana sorulabilir ve gerekli cevap ondan alınabilir. Bir at kendisinin at olduğunu bilmez, dolayısıyla kendisine takılan maddî ve manevî cihazları da bilmez. Meselâ o at, yükünü kuvvetiyle taşır, ama kuvvet nedir bilmez ve “benim kuvvetim” diyemez. Bunu diyemediği için de Allah’ın kudretini ve kuvvetini bilemez.

İnsanın “O” diyebilmesi için “ben” diyebilmesi gerekir; ‘ene’ diyemeyen ‘hüve’ diyemez. “Nefsini bilen Rabbini bilir.” hükmünce, kendini bilmeyen Rabbini de bilemez. Yani insan bir terbiyeden geçtiğini bilecektir ki, kendisini terbiye edeni bilebilsin. İşte ene, insanın mahiyeti demektir ve bunun şuurunda olması da nefsini bilmesidir.

Ene’nin kendi mahiyetini bilmesinin birçok alt şubeleri vardır. Ben insanım, kulum, mahlûkum,…, demesi işin başıdır, bunu birçok dallar takip eder. Ben canlıyım, akıllıyım, şuurluyum, irade sahibiyim, severim, korkarım, şükrederim gibi ruha ait ana sıfatlara bedene ait olanları da ekleyebiliriz; ben iki göz, iki el, iki ayak sahibiyim, kalbim, midem, ciğerlerim vardır gibi…

Bütün bu bilgiler bir hayvan için söz konusu değildir. İşte bütün bunların bilinmesiyle “o garip muammâ, o acip tılsım olan ene açılır ve kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künûzunu dahi açar.”

Şöyle ki:

İnsanın “benim gözüm” demesiyle güneşin tılsımı açılmış olur; hayvanlar da güneş ışığından faydalanırlar, ama güneşi tanımazlar.

Keza, insan “benim ciğerim demekle hava unsurunu, benim midem demekle rızıklar âlemini” tanır. Ene ile kâinatın tılsımı böylece açıldığı gibi, “âlem-i vücubun künûzu” da açılır.

Âlem-i vücub, “Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ı, şuunatı, sıfatları, isimleri ve fiillerinin tamamına” denilir.

Bu vücub âleminin ene ile açılmasına birkaç misal verelim:

Bilindiği gibi Allah’ın varlığı vacibdir, yani varlığı zâtındandır, olmaması muhaldir. Mahlûkatın varlıkları ise mümkün grubuna girer. Mümkün, “olup olmaması müsavi” demektir. İnsan kendisinin mümkün bir varlık olduğunu bilmekle, etrafındaki bütün eşyanın da mümkün olduklarını bilir ve bütün bu mümkünat âleminin vacip bir sahibi ve maliki olduğuna hükmeder.

Keza insan, kendisinde bulunan ilim, irade, görme, işitme gibi sıfatlarını bilmekle onları ihsan eden Allah’ın sonsuz ilmini ve kudretini bilir. Otuz Üçüncü Söz’ün İnsan Penceresinde insanın üç cihetle esmâ-i İlahiyeye ayna olduğu konusunda yapılan izahlar bu konumuzu da en güzel şekilde aydınlatmaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...