"Erkân-ı imaniyenin hakaikini gözle görüp, melaikeyi, cenneti, ahireti, hatta Zat-ı Zülcelali gözle müşahede etmek..." ne demektir? Bu göz, baş gözü mü, kalp gözü mü yoksa akıl gözü müdür?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Resulullah Efendimizin (asm) mi’racı ruh-beden birlikteliğiyle tahakkuk ettiğine göre, o büyük mucize ile “Zat-ı Zülcelal de gözüyle müşahede” edilmiştir.

Ahiret âleminde, diriliş hadisesiyle bedenler yeniden yaratılacak ve bütün insanlar mahşer meydanına bedenleriyle birlikte çıkacaklardır. O safhadan sonra ta ebede kadar ruh-beden beraberliği devam edecektir. Cennete de böylece girecek olan müminlerin rü’yete mazhariyetleri de bedenleriyle birlikte olacaktır.

İşte Resulullah Efendimizin (asm.) mi’racta Cenâb-ı Hakk’ı baş gözüyle görmesi, bütün müminlerin de cennette rü’yete böylece mazhar olacağının müjdesi mahiyetindedir ve mi’racın en önemli meyvesidir.

Peygamber Efendimizin (asm) mi'raca Allah’ı gözü ile gördüğünü, bütün Ehl-i sünnet âlimleri ittifak ile kabul etmişlerdir.

Üstat Hazretleri, “Göz bir hassedir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.” buyurmakla, ruhun başka âlemleri gözsüz olarak da seyredebileceğine işaret etmiş oluyor. Uykuya geçtiğimizde bu âlemdeki eşyayı görme imkânımız ortadan kalkar, ama başka âlemlerle, mesela kabre göçmüş sevdiklerimizle görüşebiliriz. Ruhu bedenine hakim olan evliya, bizim görmediğimiz birçok hakikati görmektedirler; kabir ehlinin hâlini müşahede etmek gibi.

Üstadımızın rüyet hakkındaki çok önemli bir tesbiti de Allah Resulünün (asm.) “mi'rac ile baka âlemine girdiğidir”. Yani bu fena âleminde rüyetullah söz konusu değildir, bu bir İlahi sünnettir. Peygamberimizin rüyete mazhariyeti beka âleminde tahakkuk etmiştir.

Ayrıca bütün Ehl-i sünnet âlimleri, var olan her şeyin görülebileceğini ifade etmişlerdir. Allah da var olduğuna göre, o da görülebilir demişlerdir. Ehl-i sünnet inancında rüyetüllah yani; Allah’ı görmek caizdir. Ve cennette her mümin, Allah’ın rüyetine mazhar olacaktır.

“Nice yüzler o gün (sürur içinde) ışıldar, parlar; Rabbine nazır (onun cemaline bakmaktadır)." (Kıyamet, 75/22)

Elmalılı Hamdi Yazır, bu ayetin tefsirinde şöyle buyurur:

“Ehl-i sünnet, bu bakışı, rü’yet manasıyla anlayarak ahirette mü’minlerin cemalullahı rüyetini ispat etmişlerdir. ‘lenterani’ye sarılan Mutezile bu bakışı intizar manasına haml eylemişlerdir. Halbuki gayeye ermeyen intizarın neticesi neşe değil, inkısar-ı hayal ve elem(dir).”

Hz. Musa (as)’in Allah’ı görme talebi, Allah’ı görmenin mümkün olduğuna işaret eder. Zira muhal ve imkânsız olan bir şeyin Hz. Musa gibi büyük bir peygamber tarafından talep edilmesi mümkün ve caiz değildir. Hz. Musa böyle bir şeyi talep etmişse, Allah’ı görmek mümkün ve caizdir. Hz. Musa (as)’in bu talebine Allah "Lenterani" yani “Sen beni göremezsin.” diye mukabelede bulundu. Ben katiyetle görülmem demedi. "Siz beni kendi imkânlarınızla göremezsiniz, ama ben size kendimi gösterebilirim." Burada da görmenin imkân dâhilinde olduğuna işaret vardır.

Rüyet bahsi ne kadar tafsili olarak zikredilse de tamamı ile anlaşılacak ve ihata edilecek bir mesele değildir; ama hak olduğu sabittir. Bir şeyin varlığı sabit olduğu halde mahiyeti idrak edilemeyebilir. Bu sebeple rüyetin varlığına dair delilleri tahkik edebiliriz; lakin mahiyet ve keyfiyetinin ne olduğu konusunda fikir yürütmemiz mümkün değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ahmet özcan

Aklımın bir köşesinde bir sorum vardı; zat-ı akdese nazar edilse görüldüğü vakit  hafıza hayal fikir akıl cihetinde nasıl olur? Allah görüldüğü zaman insan gördüğü rabbini hatırlar mı diye düşündüm. Allah herşeyden münezzeh olduğundan insan gördüğü şeyi anlamadığı gibi hatırlamıyor ilahi feyze gark oluyor . hissiyat cihetinde  müthiş bir taaccüb şaşkınlık oluyor diye düşünüyorum . Buda ebediyyen böyle olacak herhalde Allah'ın zatına ülfet de mümkün değil diye düşünüyorum. Muhyiddini Arabi demiş akıl hayal fikir idrak edip bir taayün veremez Moderatör abiler aydınlatırmısınız.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Allah'ın Zat-ı hakkında ne konuşulsa konuşulsun Onun Zatı ne ihata edilebilir ne de idrak edilebilir. “Hakikat-ı mutlaka, mukayyed enzar ile ihata edilmez.” “Allah’ın zâtının idrak edilemeyeceğini bilmek gerçek idraktir. O’nun zâtı üzerinde düşünmek ise işraktır (gizli şirktir)”

Allah’ın zâtı hakkında ne düşünülse, bu düşünce aklın bir mahsulü olacaktır. Akıl mahlûk olduğu gibi, düşündüğü şey de mahlûk olur. Bu mahlûku, Hâlık kabul etmek ise gizli şirk demektir. O’nun zâtının kutsî mahiyetini ancak kendisi bilir. Rüyet haktır keyfiyeti meçhuldür. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...