"Kâinata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur-u ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir ki, şu kâinatı perişan ve fâni karmakarışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp..." Örnekle izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kâinata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur-u ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir ki, şu kâinatı perişan ve fâni karmakarışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp, o nur ve o meyve ile o kâinatı kudsi mektubât-ı Samedâniye, güzel âyine-i cemal-i Zat-ı Ehadiye vaziyeti olan hakikatini göstermiş, kâinatı ve bütün zişuuru sevindirip mesrur etmiş." (Sözler, Otuz Birinci Söz, Dördüncü Esas.)

Kâinat ağacının en mükemmel meyvesi olan insanın mi’rac ile en yüksek mertebeye çıkması ve ilahi ihsanlara mazhar olması, bütün kâinat için de “bir hazine ve bir nur-u ezelî ve ebedî bir hediye”dir.

Cenâb-ı Hak Duhan suresinde (44/29) şöyle buyruyor: “Gök ve yer onlara ağlamadı...”

Otuz İkinci Söz’de bu ayet hakkında şu açıklama getiriliyor:

"Şu ayet, mefhum-u muvafık ile şöyle ferman ediyor: 'Ehl-i dalaletin ölmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlamıyorlar.' Ve mefhum-u muhalifle delâlet ediyor ki, 'Ehl- imanın dünyadan gitmesiyle, semâvât ve zemin, onların üstünde ağlıyor.'" (bk. age., Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf.)

Ağlayan sevinir de… Biz, kâinatın ne tesbihlerini, ne ağlamalarını ne de sevinmelerini anlayabiliriz. Zira onların ne zatları, ne sıfatları ne de fiilleri bize benzemediği gibi zikirleri, sevinçleri ve kederleri de bizimkine benzemez.

İsra suresi, 44. ayet-i kerimede de şöyle buyrulur:

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey onu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız.”

Burada Üstad Hazretlerinin kediler hakkındaki şu enteresan tespitini hatırlayalım:

“Bidâyette hırhırları arkasında 'Yâ Rahîm' fark edilir. Git gide hırhırları, mırmırları aynı 'Yâ Rahîm' olur; … Sonra kalbime geldi: 'Acaba şu ismin vech-i tahsisi nedir? Ve niçin insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisanıyla etmiyorlar?' ..." (bk. age., Yirmi Dördüncü Söz, Birinci Dal, Haşiye.)

Demek ki bütün hayvanlar içerisinde sadece kediler “Ya Rahîm” zikrini insan şivesiyle yapıyorlar.

Bu çok önemli bir ipucudur. Mi’racın bütün kâinatı sevindirmesine ve bütün varlıklar için büyük bir hediye olmasına da bu açıdan bakmak gerekiyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 2.325
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Kullanıcı

HEDİYELER

1. İnsana Gaybın Perdesinin Aralanması Hediyesi

Miraç, sadece Hz. Peygamber’in (a.s.m.) manevî bir yolculuğu değildir; aynı zamanda onun eliyle, beşerin göremediği, akıl ve hayalin ötesinde olan gaybî hakikatlerin bir kısmı bizlere haber verilmiştir.

> O, gözle görerek:

Melekleri müşahede etti.

Cenneti ve Cehennemi gördü.

Levh-i Mahfuz ve kader levhalarına nazar etti.

Allah’ın cemalini müşahede etti (kab-ı kavseyn sırrıyla).Bu, sadece onun şahsî tecrübesi değil; ümmetine ulaştırılan gaybî bir rapor, manevî bir belge hükmündedir.

2. Kâinatın Hakikatini Göstermesi Hediyesi

> “Kâinatı perişan ve fâni, karma karışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp…”

İman olmadığında dünya karmaşık, anlamsız ve geçici bir yer gibi görünür. Ama Hz. Peygamber’in gözle gördüğü hakikatler şunu ispat etti:

Kâinat bir tesadüf yığını değil, bir kitap gibidir.

Her şeyin ardında bir maksat, bir güzellik, bir hikmet vardır.

Dünya hayatı geçici, ama bir bekaya açılan koridor gibidir.

3. İman Esaslarının Göze Gösterilmesi Hediyesi

Bu da büyük bir hediye:

> “Erkân-ı imaniyenin hakaikini gözle görüp…”

Sadece akılla değil, gözle görülmesi, bu gerçekleri:

Daha yakînî hâle getiriyor,

“Belki vardır”ı “Elbette vardır”a dönüştürüyor,

Şüpheyi kaldırıyor, kalbe huzur veriyor.

İşte bu da insanlığa verilmiş büyük bir iman nimetidir.

4. Korkudan Rahmete, Anlamsızlıktan Mana’ya Geçiş Hediyesi

Kâinata bakan bir insan, ölüm ve fânilik karşısında ne yapacağını bilemez. Ama Miraç’tan gelen bu nurla insan şunu fark eder:

Ölüm sonsuzluğun başlangıcıdır.

Kâinatta gördüğümüz güzellikler ebedî olanın yansımalarıdır.

Hayat, boşuna bir mücadele değil, ilahî bir mektubu okumaktır.

 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Kullanıcı

“Nur-u ezelî ve ebedî bir hediye” neye işaret eder?

Burada kastedilen hediye şudur:

> Miraç vasıtasıyla Hz. Peygamber’in (asm), Allah’ın Zâtını görmesi (rüyet), melekleri, cenneti, ahireti, kaderi, levh-i mahfuzu bizzat müşahede etmesi…

Bu büyük manevî seyahatten sonra bütün bu hakikatleri insanlara öğretmesi,

Ve böylece, insanın imanını, ebedî hayatını kazanmasına vesile olacak hakikatlerin nurlu bir şekilde açığa çıkmasıdır.

“Nur-u ezelî” = Allah’tan gelen hakikatlerin nuru,

 “ve ebedî” = Bu nurun insanın ebedî saadetini kazanmasına vesile olmasıdır.

Yani burada nur-u ezelî, doğrudan Allah’ın Zatını veya onun Zatını hediye etme değil, O’nun marifetine, tevhidine, esmâsına açılan kapıları ve bu manaları temsil eder.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...