"Sıkıntı sefahetin muallimidir. Yeis dalâlet-i fikrin, zulmet-i kalb ruh sıkıntısının menbaıdır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanı ahlaksızlığa sevkeden en birinci muallim, ‘sıkıntı’dır. İman ve ibadet, ruhun ferah ve saadet kaynaklarıdır. Bunlardan mahrum olan yahut tam istifade edemeyen insanlarda ruhî sıkıntılar baş gösterir.

İnsanoğlu, kendisine düşen vazifeyi tam olarak yaptıktan sonra neticeyi Allah’tan beklemesi gerekirken, bütün problemlerini kendi iradesiyle çözmeğe, bütün engelleri kendi kudretiyle aşmaya çalışır. Bunu başaramayınca da sıkıntıya düşer. İçindeki bu manevî sıkıntıyı ve ruhundaki bu tevekkül boşluğunu eğlencelerle, ahlâksızlıkla, içkiyle, uyuşturucuyla doldurmak ister. Üstad'ın ifadesiyle:

“Muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur.”(1)

Dalalet-i fikrin kaynağının "yeis" (ümitsizlik) olmasına gelince, ümitsizliğe düşen bir insan, denize düşenin yılana sarılması gibi, batıl cereyanlarda, yanlış itikadlarda yahut hakikatten uzak şahsî görüşlerinde bir teselli aramaya başlar. Bunların hiçbiri insanı tatmin etmediği, onun manevî yaralarına çare olmadığı, suallerine cevap veremediği ve onun için bir teselli kaynağı olamadığı için, bunlara kapılan bir insanın vazgeçilmez akıbeti yine ümitsizliğe düşmek ve çaresizlik içinde kıvranıp durmaktır.

Zulmet-i kalbin ruh sıkıntısının kaynağı olması, umumî bir kaide olmakla birlikte, burada evvela, günahkâr mü’minler söz konusudur. Zulmet kelimesi, şu hadis-i şerifi hatırlatıyor: “Her bir günah işlendiğinde kalpte bir kara leke hasıl olur.”

İşte bu kara lekeler, o günahkâr mü’mini hem mes’ul kılar, hem de ruhunu sıkıntılar içinde bırakır.

(1) bk. Şualar, On Birinci Şua, Sekizinci Mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

karolin

İnsan bazen hayat şartları veya ailevi sorunlar veya iş sorunları(Bu sorunlar ve sıkıntılar aslında belki direkt bizden de kaynaklanmıyor.) İnsanı bir şekilde sıkıntı buluyor. Bu durumda sefahete girmemek için neler yapılabilir? Çünkü sıkıntı ile haram lezzetler arasında bence bağ var. (Hadi şu (haram) şarkıları dinleyelim. Hadi şu güzel kıs suretlerine bakalım diyor, sözlerde. Sıkıntıyı neler azaltabilir? Yada sefahetin yönünü nasıl çevirebiliriz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

İnsanı ahlaksızlığa sevkeden en birinci muallim, ‘sıkıntı’dır. İman ve ibadet, ruhun ferah ve saadet kaynaklarıdır. Bunlardan mahrum olan yahut tam istifade edemeyen insanlarda ruhî sıkıntılar baş gösterir.

İnsanoğlu, kendisine düşen vazifeyi tam olarak yaptıktan sonra neticeyi Allah’tan beklemek gerekirken, bütün problemlerini kendi iradesiyle çözmeye, bütün engelleri kendi kudretiyle aşmaya çalışır. Bunu başaramayınca da sıkıntıya düşer. İçindeki bu manevî sıkıntıyı ve ruhundaki bu tevekkül boşluğunu eğlencelerle, ahlâksızlıkla, içkiyle, uyuşturucuyla doldurmak ister.

Üstad'ın ifadesiyle: “Muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur.” On Birinci Şua, Sekizinci Mesele.

İnsan iman, ibadet, tefekkür ve iman hizmeti ile meşgul olursa hem sıkıntının kaynağını kurutmuş olur hem de meşru meşguliyet sayesinde sıkıntıya yer ve zaman kalmaz.

“Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var. O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız rabbine yönel.” İnşirah, 5-8

İbn Âşûr’un, âyeti herhangi bir özel iş ve ibadetle sınırlamadan, “Önemli işlerden birini tamamlayınca ardından başka bir işe yönel ki böylece bütün vakitlerini önemli işlerle değer­lendirmiş olasın” şeklindeki açıklaması isabetli görünmektedir (XXX, 416-417).

Bu yoruma göre âyette Resûlullah’a ve onun şahsında müslümanlara bütün vakitlerini hayırlı ve yararlı faaliyetlerle değerlen­dirmeleri, ibadet, dua, tebliğ ve irşad gibi dinî faaliyetlerin de; çalışma, üretme, öğrenme-öğretme, yardımlaşma ve dayanışma gibi dünyevî faaliyetlerin de hakkını vermeleri istenilmiştir. Son âyette ise kişinin, gerek çalışmasında gerekse ibadetinde yalnız Allah’a yönelmesi, her işini öncelikle O’nun rızasını gözeterek yapması, ne diliyorsa O’ndan dilemesi, ne istiyorsa O’ndan istemesi emredilmiştir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...