Block title
Block content

"Evâmir-i şer’iyeye karşı itaat ve isyan olduğu gibi, evâmir-i tekviniyeye karşı da itaat ve isyan vardır. Birincisinde mükâfat ve mücâzâtın ekseri âhirette, ikincisinde ağlebi dünyada olur..." İzah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evâmir-i şer’iyeye karşı itaat ve isyan olduğu gibi, evâmir-i tekviniyeye karşı da itaat ve isyan vardır. Birincisinde mükâfat ve mücâzâtın ekseri âhirette, ikincisinde ağlebi dünyada olur."

"Meselâ, sabrın mükâfâtı zaferdir; atâletin mücâzâtı sefalettir; sa’yin sevabı servettir; sebatın mükâfâtı galebedir."

"Müsavatsız adalet, adalet değildir." (1)

Evâmir-i şer’iye; Allah’ın peygamberler aracılığı ile insanlığa bildirmiş olduğu emir ve yasaklardır. Namaz, oruç zekat, hac Allah’ın emirlerine; zina, kumar, içki, cinayet gibi günahlar da Allah’ın yasaklarına örnektir.

Namaz, oruç zekat, hac gibi ibadetleri terk edersen, cezası genelde ahirette kabir ve cehennem azabı şeklinde verilecektir.

Evâmir-i tekviniye; Allah’ın kainatta koymuş olduğu yaratılış kanunlarının toplamına deniliyor.

Suyun kaldırma kanunu, yerin çekim kuvveti, ayın med ceziri, soğuğun üşütmesi, sıcağın yakması, tembelliğin açlık ve fakirlik getirmesi, çalışkanlığın zenginlik ve güç sağlaması hep birer tekvini emirlerdir.

İnsanlar bu fıtri emirlere uymazsa, cezasını peşinen dünyada görür, uyarsa mükafatını da peşin alır.

Mesela, birisi yerin çekim kanunu hiçe sayıp kendini yirmi katlı binadan boşluğa atarsa cesedi parçalanır ve muhtemelen de ölür. Yerin çekim yasası kimseye torpil geçmez, cezasını anında ödetir.

Yine birisi suyun kaldırma kanununu nazara alarak gemi yapsa ve bununla deniz aşırı ülkelere mal götürüp getirse mükafatını da peşin alır. Allah’ın kudret kanunlarında ceza da mükafat da peşindir, anındadır.

Öyle ise namaz emrine uyduğumuz gibi -ki bu ahiret saadeti için gerekli- bu fıtri emirlere de uymalıyız ki, dünyamız saadetli ve müreffeh olsun.

Sabrın mükafatı zaferdir. Tembelliğin cezası fakirlik ve sefalettir. Çalışmanın sonucu zenginlik ve güçtür. Sebatlı ve kararlı olmanın neticesi de galip gelmektir. Bunlar hep tekvini emirlerdir.

"Müsavat" eşitlik anlamındadır. Dolayısı ile hukuk önünde herkes eşit değilse orada adalet diye bir şey olamaz. Söz gelimi bir çiftçi ile vali bir meselede münakaşa edip adalete müracaat etseler, hakim ve savcı daha çiftçiye derdini sormadan "Sen nasıl olur da koskoca vali ile münakaşa edersin?" diye çiftçiyi azarlasalar, adalet burada tahakkuk etmemiş olur. Zira adalet ve hukuk önünde çiftçi ile vali eşit olmalıdır.

Herkesin eşit olmadığı hukuk sisteminde adalet gerçekleşemez. Hukuk önünde konum, makam, mevkii, zenginlik, statü gibi kavramların yeri yoktur. Her insan konumu ne olursa olsun adalet ve hukuk önünde müsavi ve eşit olmalıdır. Eşit olmuyorsa orada zulüm var demektir... 

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 96.  

"Müsavatsız adalet, adalet değildir." Yani bu ifadeyi, "Eşitlik adalet değildir.", diye anlıyorum. Burada ne anlatılmak isteniyor?

Öncelikle sizin anladığınız cümleyi düzenleyerek başlayalım. "Eşitlik adalet değildir." demişsiniz. Bu mana yanlıştır. Doğru olan, "Eşitsizlik adalet değildir." şeklinde olacaktır. Müsavat, eşitlik demektir. Ancak müsavatsız kelimesi eşitsizlik demektir. Şimdi açıklamasına geçebiliriz.

Müsavat eşitlik anlamındadır. Dolayısı ile hukuk önünde herkes eşit değilse, orada adalet diye bir şey olamaz. Faraza bir çiftçi ile vali bir meselede münakaşa edip adalete müracaat etseler, hakim ve savcı, çiftçiye konuşma fırsatı vermeden, "Sen nasıl olur da koskoca vali ile münakaşa edersin." diye çiftçiyi azarlasalar, adalet burada tahakkuk etmemiş olur. Zira adalet ve hukuk önünde çiftçi ile vali eşit olmalıdır.

Herkesin eşit olmadığı hukuk sisteminde adalet gerçekleşemez. Hukuk önünde konum, makam, mevkii, zenginlik, statü gibi kavramların yeri yoktur. Her insan konumu ne olursa olsun adalet ve hukuk önünde müsavi ve eşit olması gerekir.   

Hüküm hakkındır, yani haklı olan kuvvetlidir, kuvvet haktadır. Hazreti Ebu Bekir (ra) Halife olunca, yaptığı konuşmada  bu manaya işaret ederek şöyle söylemiştir:

"Ey insanlar! En iyiniz olmadığım halde yönetiminizi üstlenmiş bulunuyorum. İyi yönetirsem bana yardımcı olunuz; kötü yönetirsem beni uyarınız ve düzeltiniz."

diyerek başlıyor konuşmasına, başa geçenlerin söylemekten korkacağı sözlerle. Sonra şöyle devam ediyor iktidarı yani gücü tanımlayarak:

"Zayıflarınız benim nezdimde kuvvetli sayılır, onun hakkını başkalarından alıveririm. Güçlüleriniz bana göre zayıf demektir, onlardan başkalarının hakkını alırım!"(1)

Özet olarak, adaletin ve hukukun önünde maddi gücü olan kuvvetliler zayıf,  maddi gücü olmayan zayıflar da kuvvetlidir. İslam hukukunun adalet anlayışı bu şekildedir.

(1) bk. M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-Sahâbe, III/175-178.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Hakikat çekirdekleri | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 412 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...