"Alem-i gaybın bir nevi olan alem-i ervah; ayn-ı hayat ve madde-i hayat ve hayatın cevherleri ve zatları olan ervah ile dolu olması..." Gayb hakkında genel bir bilgi ile izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Âlem-i gayb, görünmeyen âlemlerin tümünü ifade eder. Berzah âlemi, misâl âlemi, levh-i mahfuz, Arş ve Kürsî gayb âleminden oldukları gibi, âlem-i ervah da yine gayb âlemindendir, onun bir nevidir. Bu âlem ruhlar ile doludur. Bu ruhlar hayat sahibidirler, hayatın cevherleri ve zatlarıdırlar.

Hayat, ruhun bir sıfatıdır. Ruhun görme, işitme, irade gibi sıfatları vardır. Hayat da bunlardan birisidir. Bu bakımdan ruhlar, hayatların zatları olurlar. Cevher de aynı manada kullanılmıştır. Yani ruh cevherdir, hayat ise onun arazlarından biridir.

Ayn-ı hayat terkibi ruhun hayat sahibi olduğunu ifade eder.

“Madde-i hayat” terkibi mecazi bir ifadedir; şu görünen dünyanın, maddi varlıklarla dolup taşması gibi, âlem-i ervahın da ruhlarla dolu olduğunu ifade etmektedir.

Ruhun elementlerden teşekkül etmiş bir maddi varlık olmadığı açıktır. Zira ruh, terkip değildir, basittir ve vahdeti vardır. Meleklere "cism-i latif" denildiği gibi, ruhlara da denilebilir. Bu takdirde “madde” kelimesini “latif cisim” manasında anlayabiliriz.

Şu anda âlem-i ervah, mazi ve müstakbel de hayat sahibi ruhlarla şenlenmiştir ve şenlenecektir. Mazinin “cilve-i hayata mazhariyeti”, geçmişte yaratılan ruhlarla, meleklerle olduğu gibi, vefat edenlerin ruhlarının baki kalmasıyla da gerçekleşmiştir. Bu hayat yolculuğu devam edecek ve dünyanın geleceği hem maziden istikbale geçen bu ruhlarla hem de yeni yaratılan melekler ve ruhanilerle şenlenecektir.

Gayb; kelime olarak; gizli olan, görünmeyen, bilinmeyen demektir. Biz melekleri görmeyiz ama onların varlığına iman ederiz. Bizim için melekler ve cinler gayb âlemindendir, görünmezler, ancak Allah Resulü cinlere de peygamberdir. Resulullah Efendimiz (asm) Kur’an okuduğu zaman cinler onu dinlemeye gelirlerdi. Hz. Cebrail (as) dört büyük melekten biridir, görünmez amma Resul-i Ekrem Efendimiz’e (asm) sürekli vahiy getirir, bazen de insan suretinde sualler sorardı.

Istılahi olarak ise gayb; insanın duyu organları, maddi ve manevi cihazları ile idrak edemeyeceği şeylere denir. İnsanın duyu organları, maddi ve manevi cihazlar ile idrak ettiği ve gördüğü şeylere malum, yani bilinen; göremediği şeylere de gayb, yani bilinmeyen denir.

Gayb umumi olarak mutlak ve izafi olmak üzere iki kısma ayrılır. Mutlak gayb da kendi arasında iki kısma ayrılır, birisi mümkün, diğeri muhal gaybdır.

Bilinmesi İmkânsız Mutlak Gayb:

Yaratılmışların sonsuza dek muttali olamayacağı gaybî hallerdir. Yani ebedî olarak ihata ile bilinemeyecek ve idraki mümkün olmayan şeylerdir. Bunlar Allah’ın zat-ı akdesi ve sıfatlarıdır. Hiçbir mahluk, Allah’ın zatını ve sıfatlarını idrak edemez. Allah’ın zatı ve sıfatları ihata noktasından ebedî olarak bize gaybî olacaktır.

"Gözler onu idrak edemez (ona erişmez) ama o, gözleri idrak eder." (Enam, 6/103)

Bu ayet gözlerin, Allah’ı ihata suretiyle, künhüne erecek şekilde göremeyeceklerini bildirir. Ama Allah; bize mahdut ve ihatasız olarak, zatını ve cemalini gösterecektir. Allah’ın kendini görmesi ile kulun Allah’ı görmesi müsavi olamaz. Bu yüzden, Allah’ın kendini ezelî ve ebedî olarak ihata ile görmesi bize gaybidir, yani biz ona hiçbir zaman kendi gibi muttali olamayız.

İbn-i Kesir şöyle der:

“Bu gözler idrak edemez” demek; kıyamet gününde Allah’ı göremez demek, değildir. Çünkü Allah mümin kullarına dilediği gibi görünecektir. Fakat gözler, Yüce Allah’ın azamet ve celalini mahiyetiyle idrak edemezler.”

Cenab-ı Hakk’ın idrak etmesi ise, yarattığı her mahluku hakkıyla bilmesidir. O, her latif olanı bilir, gözleri de idrak eder. Zira gözü veren odur.

"Gözü veren zat, hem gözü görür, hem ince bir mana olan gözün gördüğünü görür, sonra verir." (Şualar, 2. Şua, Birinci Makam)

“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, o, göğüslerin özünü bilir. Yaratan bilmez olur mu? O, latiftir, (en ince işleri görüp bilmektedir) ve her şeyden haberdardır.” (Mülk, 67/13-14)

Malumdur ki letafet, kesafetin zıddıdır, incelik manasınadır. Bir ismi de “Latif” olan Cenab-ı Hak, yarattığı her mahlukun her şeyini, bütün incelikleriyle bilir, kullarına lütuf ve keremde bulunup onlara karşı son derece şefkat ve merhamet eder.

Mutlak Gayb; Allah’tan başka yaratılmış hiçbir mahlukun, kendi başına bilemeyeceği, hissedemeyeceği şeylere denir. Allah, her şeyin iç yüzünü ve künhünü bilir, hiçbir şey ondan gizli kalıp saklanamaz.

Bazı kimseler; “O bütün gaybı bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık vakıf kılmaz.” (bk. Cin, 72/26) bu ayeti nazara alarak “Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.” demektedirler. Elbette gaybı ve her şeyi hakkıyla ancak ilmi sonsuz olan Allah bilir. Ama o bildirirse peygamberler de gaybı bilirler. Nitekim Cin suresinin 27. ayetinde şöyle buyurulur:

“Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.”

Habib-i Edip Efendimiz (asm) Bedir Savaşı’ndan evvel müşriklerin reislerinin nerede öleceklerini teker teker göstermiş ve “Ben de kendi elimle Übeyy İbn-i Halef’i öldüreceğim.” Buyurmuş, haber verdikleri aynen vuku bulmuştur.

Bunun gibi binlerce gaybî haber Resulullah Efendimiz (asm) tarafından ifade edilmiştir.

Yüce Allah, seçkin kulları olan peygamberlerine veya evliyaya gaybı bildirebilir. Onlar da o hadiseyi haber verirler. Buna misal olarak Fahr-i Âlem Efendimiz (asm)’in haber verdiği binlerce hadise vardır...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 12.796
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...