Gelişen teknolojiye, bilimin inkişafına bakarak; "Rabbimizi bize tarif eden üç külli muarrif"ten biri olan kâinattan bu asrın insanlarının daha çok istifade ettikleri söylenebilir mi?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Asr-ı saadette sahabenin kâinattan istifadesi, bilim açısından değil ama tevhide delil olması bakımından, asrımızın bilim adamlarından çok ileri idi. Yani sahabeler kâinatın zahiri ahvaline bakarak maksada intikal edebiliyorlardı.

Maddî ilimler ile manevî makamları mukayese etmek doğru olmaz. Zira fennî ilimler tekâmül kanunu gereği, zamanla ve insanların kolektif aklı ile elde edilmişlerdir. Yani peyderpey gelişir ve büyür. Ama manevî makamlarda böyle bir şart olmadığı için, insan kısa bir müddet içinde manevî makamları elde edebilir. Sahabenin Peygamber Efendimizin (asm) bir dakika sohbeti ile en yüksek makamlara ulaşması meselemizi isbat eder.

Üstad Hazretleri maddî ilimler ile manevî ilimleri şu şekilde tasnif ediyor:

"Şöyle ki: Mesail iki kısımdır. Birisinde telâhuk-u efkâr tesir eder. Belki ona mütevakkıftır. Nasıl ki, maddîyatta büyük bir taşı kaldırmak için teavün lâzımdır."

"Kısm-ı diğerîde, esas itibarıyla telâhuk ve teavün tesirsizdir. Bin de bir de birdir. Nasıl ki, hariçte bir uçurum üzerinden atlamak veyahut bir dar yerden geçmekte küll ve küll-ü vahid birdir. Teavün fayda vermez."

"Bu kıyasa binaen fünunun bir kısmı, büyük taşın kaldırılması gibi teavüne muhtaçtır. Bunların ekserisi, ulûm-u maddîyedendir. Diğer bir kısmı ikinci misale benzer. Tekemmülü def'î, yahut def'î gibi olur. Bu ise, ağlebi mâneviyat veya ulûm-u İlâhiyedendir. "

"Kezalik, hakaik-i mahzâ ve mücerredat-ı sırfeden olan mâneviyatta, maddîyûnun hükümlerine müracaat ve fikirleriyle istişare etmek, âdetâ lâtife-i Rabbaniye denilen kalbin sektesini ve cevher-i nurânî olan aklın sekeratını ilân etmek demektir. Evet, her şeyi maddîyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise mâneviyatı göremez."(1)

Allah’ın isim ve sıfatlarının talimi hususunda eşyanın derinlemesine bilinmesi gerekmez. Bir çiçeğin göze görünen kısmı da Allah’ın isimleri hakkında insana bir fikir verebilir. Yoksa sadece fenni malumat ile o isim okunur demek hata olur. Kur’ân eşyadan bahsederken herkesin anlayabileceği hikmetlerinden bahseder. Bir fen kitabı gibi eşyayı derinlemesine tarif etmez.

Mesela, güneşten lamba ve soba tabirleri ile bahseder, onun kimyasal yapısından bahsetmez. Bütün insanlar güneşin lamba ve soba yönünü bilir, ama kimyasal yapısını bilmez.

Fen ilimlerinde ya da felsefi yönden ileri gitmiş birisinin malumatı, tevhid noktasında bir mümine yetişemez. Fen ve felsefede ileri olmak imanda ve teslimiyette de ileri olmayı gerektirmiyor.

Üstad Hazretleri fen ilimlerine tebei bir nazarla bakmıştır; yani Kur’ân’a delil ve isbat için bakmıştır. Asıl maksadı fen değil, fennin tevhide olan işareti ve bu işaretlerin kullanılmasıdır.

Kur’ân ve onun muallimi olan Hazreti Peygamber (asm) olmadan kâinat anlaşılmaz. Yani insanlığın kâinata Allah hesabına bakabilmesi, ancak Kur’ân ve nübüvvet nuru ile mümkündür.

(1) Muhakemat, Birinci Makale (Unsuru'l-Hakikat).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...