"Nasıl ki, hariçte bir uçurum üzerinde atlamak veyahut bir dar yerde geçmekte küll ve küll-ü vahid birdir. Teavün fayda vermez." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Kısm-ı diğerîde, esas itibarıyla telâhuk ve teavün tesirsizdir. Bin de, bir de birdir. Nasıl ki, hariçte bir uçurum üzerinde atlamak veyahut bir dar yerde geçmekte küll ve küll-ü vahid birdir. Teavün fayda vermez."

"Bu kıyasa binaen fünunun bir kısmı, büyük taşın kaldırılması gibi teavüne muhtaçtır. Bunların ekserî, ulûm-u maddiyedendir. Diğer bir kısmı ikinci misale benzer. Tekemmülü def’î, yahut def’î gibi olur. Bu ise, ağlebi mâneviyat veya ulûm-u İlâhiyedendir. Lâkin, eğer çendan telâhuk-u efkâr bu kısm-ı sâninin mahiyetini tağyir ve tekmil ve tezyid edemezse de, burhanların mesleklerine vuzuh ve zuhur ve kuvvet verir."(1)

"Nasıl ki, hariçte bir uçurum üzerinde atlamak veyahut bir dar yerde geçmekte küll ve küll-ü vahid birdir. Teavün fayda vermez."

Uçurumdan atlayan adama yardım edemeyiz, çünkü uçurumun üzerinden atlamak tek kişilik bir faaliyettir. İkinci adamın atlarken ona yardım etmesi mümkün değildir. Aynı durum dar bir yerden geçen adam için de geçerlidir; çünkü delik bir kişinin sığacağı bir yer olduğu için, ikinci bir adamın oraya girip ona yardım etmesi düşünülemez.

Ama ağır bir taşı kaldırmak öyle değildir; taşın kaldırılmasına ne kadar el gelirse o kadar iş kolaylaşır. Yani ağır bir taşı kaldırma işleminde yardımlaşma ve dayanışma normal ve çok gerekli bir durum iken, uçurumdan atlama ya da dar bir delikten geçme işinde ise tersi bir durum vardır.

Üstadımız bu örnekleri maddi ve manevi ilimler için kullanıyor. Maddi ilimler ağır bir taşın kaldırılması gibi yardımlaşma ve dayanışma ile olan ilimler iken, manevi ilim uçurumdan atlama ya da dar bir delikten geçme gibi şahsi ve kişisel bir ilimdir.

"Bu kıyasa binaen fünunun bir kısmı, büyük taşın kaldırılması gibi teavüne muhtaçtır. Bunların ekserisi, ulûm-u maddiyedendir. Diğer bir kısmı ikinci misale benzer. Tekemmülü def'î, yahut def'î gibi olur. Bu ise, ağlebi mâneviyat veya ulûm-u İlâhiyedendir."

Maddi ilimler fen ilimleridir ki, bu ilimleri öğrenmek ve talim etmek ancak dayanışma ve yardımlaşma ile olur. Mesela, tıp maddi bir ilimdir, bu ilmin bugünkü seviyeye gelmesinde binlerce insanın katkı ve emeği vardır. Ve bu ilmi öğrenip üzerinde uzman olmak zaman ve emek ister. Bir göz doktorunun en az on beş yıl tahsilde bulunması gibi.

Üstad Hazretleri maddi ilimlerin bu cihetini bir taşın kaldırılması ile ifade ediyor. Malum taşı kaldırırken ne kadar el olursa o kadar kolay olur. Yani maddi ilimler insanlığın ortak akıl ve ortak emeğinin bir neticesidir ve bunu elde etmek için insan başkaların yardım ve emeğine muhtaçtır.

Manevi ilimlerde ise durum tersinedir. Bu cihetle maddi ilimler ile manevi makamları kıyaslamak yanlış olur. Zira maddi ilimler yukarıda da bir nebze değindiğimiz gibi, tekamül kanunu gereği zaman ve müddetle ve insanların kollektif aklı ile elde edilen bir sahadır. Yani peyderpey gelişir ve büyür. Ama manevi makamlarda bu şart yoktur, bir anda veya kısa bir müddet için insan yüksek makamları elde edebilir. Sahabelerin Peygamber Efendimiz (a.s.m)'in bir dakika sohbeti ile en yüksek makamlara ulaşması meselemize işaret eder. Üstad Hazretleri manevi ilimlerde tekemmül ve terakki defi ve ani olarak gerçekleşir, diyerek bu inceliğe işaret ediyor.

Burada kollektif aklın, zaman ve müddetin bir faydası ve tesiri yoktur, bir ile bin aynı hükmündedir. Manevi ilimler ya da manevi alanda tekemmül etmek, dar bir delikten geçmek ya da hendekten atlamak gibidir ki, burada insanların yardımının ve kollektif aklının tesiri ve yardımı söz konusu değildir. İnsan bu sahada kendi irade ve duyguları ile baş başadır.

"Lâkin, eğer çendan telâhuku efkâr bu kısm-ı sâninin mahiyetini tağyir ve tekmil ve tezyid edemezse de, burhanların mesleklerine vuzuh ve zuhur ve kuvvet verir."

Maddi ilimler maneviyatın gelişmesinde ve çoğalmasında fazla bir etkiye sahip olmasa da maneviyatın ispatı hususunda getirilen delillerin açık hale gelmesinde ve parlamasına bir hizmeti bulunmaktadır.

Mesela, bir doktorun dünya çapında bir doktor olması, doktorlukta çok derin bir ilme sahip olması, manevi alanda da dünya çapında olmasını ve manevi bir derinliğe sahip olmasını gerektirmez. Lakin tıp ilminin çok gelişmesi tevhide getirilen delillerin parlamasında ve açığa kavuşmasında bir etkiye sahip olması da göz ardı edilemez. Bugün gözün içindeki çok hikmetlerin tıp tarafından tespit edilmesi, gözün tesadüfen oluşmasının imkansızlığını göstermesi açısından tevhide getirilen delile bir vuzuh ve zuhur vermektir.

Özet olarak, bu cümlede ortak aklın mahsulü olan fen ilimleri tevhidi ve imanı doğrudan etkilemese de dolaylı bir şekilde tevhidin delillerini parlak ve sağlam yapabilir.

(1) bk. Muhakemat, Birici Makale (Unsuru'l-Hakikat)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...