"İlim" ve "Mantık" ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlim: Okumakla, görmekle, dinlemekle veya Allah’ın ihsanı ile elde edilen malumat ve bilgiler demektir. Bilmek, idrak etmek manalarına da geliyor. Ayrıca ilim; “hakikatı bilmekten ibarettir”, şeklinde de tarif edilmiştir.

İlmin elde ediliş şekillerinde farklılıklar vardır. Mesela; insanın beş zahiri duyguları ve tecrübe ile elde ettiği bilgiler, daha çok pozitif yani maddî ilimler sınıfındandır. Bir peygamberin mazhar olduğu ilim ise; Vehbidir, yani Allah’ın ihsanı ile elde edilen ilimler sınıfındandır. Bir evliyanın gönül nurlanmaması ile mazhar olduğu ilimler de ilham ile elde edilen ilimler sınıfındandır. Demek ilmin neticesi bilgiye ulaşmaktır; ama vasıtaları muhtelif olabilir.

İlimler aynı zamanda konu ve mevzu bakımından da sınıflara ayrılır. Pozitif ve müspet ilimlerin sahası, daha çok fen ilimleridir. Bu sahada zahiri duygulara ve deneye konu olabilecek her eşya incelenir. Günümüzde bilim kelimesi, daha ziyade bu saha için kullanılıyor. Yani bilim maddî ilimlerin bir hususi adıdır, desek yanlış olmaz.

Dini ilimlerin konusu ise; kâinatla beraber, kâinattan öte olan âlemlerin mahiyeti de incelenir. Yani zahiri ve batini bütün duygu ve hissiyatlar, aynı zamanda maddenin ötesinden haber veren vahiy ve ilhamlar, dini ilimlerin sahalarıdır. İlim kelimesi de daha çok manevî ve dini sahaların bir terimi olarak kullanılıyor. İlim ile bilim arasında böyle bir nüans olabilir.

Mantık; doğru muhakemeyi ve doğru düşünmeyi öğreten bir vasıta ilmidir. Bu sebeple doğrudan maddî ilimler sınıfına girmez. Bu ilim muhakeme gücünü geliştirmeye yarayan riyazi bir vasıta ilmidir. Mantık ilmi hem maddî hem de manevî ilimlerinin ortak bir paydasıdır. Yani mantık her iki ilime de katkı sağlayan yardımcı bir ilimdir.

Risale-i Nurlar; müspet ilimleri, manevî ve mantık ilimlerini ölçülü ve dengeli bir şekilde mezcetmiş, muhakemeyi esas kabul etmiş bir Kur’an tefsiridir. Materyalist felsefenin iddia ettiği gibi maddî ve manevî ilimler keskin hatlarla birbirinden ayrı ve kopuk ilimler değildirler.

Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:

“Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder.” (Münazarat)

Batı medeniyeti teknik sahada son derece ilerlemesine rağmen insanların huzur ve saadetlerini sağlama konusunda aynı başarıyı göstermemiştir. Çünkü hakiki medeniyetin yayılması hem maddî hem de manevî ilimlerin beraber yürütülmesine bağlıdır. Sadece maddî sahada veya yalnız manevî sahada terakki kâfi değildir.

Sadece maddî terakkiye ehemmiyet verilip, inanç ve ahlâkta geri kalınırsa o toplum manevî çöküntüye uğrar.

Kur’an birçok ayetinde müspet ilimlere atıfta bulunarak, kâinat kitabını referans vererek deliller sunar. Buna inayet ve ihtira delilleri de denir.

Meselâ; Rahman Suresi'nde hep şahadet âleminin o muazzam ahenk ve intizamına işaret edilerek, bunların tesadüfen ya da tabiat eli ile olmasının imkânsızlığına işaret edilir. Risale-i Nurların ekser parçaları da aynı Kur’an metodu ile kâinat kitabından misaller ve deliller getirerek tevhidi ispat ediyor. Bu noktadan bakarsak, hem Kur’an delilleri hem de Kur’an'dan iktibas suretinde alınmış olan Risale-i Nurların delilleri ilmî ve müspet delillerdir.

Kati olan deliller, hem ilmî hem de mantıkidir. Risale-i Nurlardaki delillerin büyük bir kısmı; akli, mantıki ve aynı zamanda ilmî delillerdir. "Bir iğne ustasız olmaz" ifadesinde, sebep ve neticeye işaret ediliyor ki, bilimin en büyük prensibi de budur. Demek Risale-i Nurların delilleri temel ve esas noktalarda ilmidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...