"Bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Aziz kardeşlerim, bahar ve yazın meşgaleleri hem gecelerin kısalması hem şuhûr-u selâsenin gitmesi ekser kardeşlerimin bir derece hisse alması ve daha sair bazı esbabın bulunması, elbette bir derece neşeli kış dersine fütur verir. Fakat onlardan gelen fütur, size fütur vermesin. Çünkü o dersler, ulûm-u imaniyeden olduğu için, bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter. Bâhusus, siz daima bir-iki hakikî kardeşi de bulursunuz. Hem o dersi dinleyenler yalnız insanlar değil. Cenâb-ı Hakkın zîşuur çok mahlûkatı vardır ki, hakaik-i imaniyenin istimâından çok zevk alırlar. Sizin o kısım arkadaşınız ve müstemileriniz çoktur." (Barla Lâhikası, 214. Mektup)

Bu veciz söz, İslam ahlakı, tebliğ metodu ve nefis terbiyesi açısından çok derin manalar barındırır. Tebliğde esas umde, mübelliğin nefsini terbiye etmesidir. Bu ifadeyi birkaç temel başlık altında anlamlandırmak mümkündür:

1. İhlas ve Samimiyet

Bir hakikati anlatırken veya yaşarken temel amaç, başkalarını ikna etmek ya da alkış toplamak olmamalıdır. Kul, öncelikle kendi ruhunu ve nefsini o hakikatle doyurmakla mükelleftir. Eğer insan anlattığı hakikati önce kendi nefsine kabul ettirebilirse, amellerinde tam bir ihlas yakalar. Başkaları dinlemese bile, kendi nefsinin o hakikate muhtaç olduğunu bilmek insana yeter.

2. Nefis Terbiyesi ve Tebliğin İlk Şartı

İslamî usulde rehberlik ve tebliğ, en yakından, yani kişinin kendisinden başlar. Kendi nefsine söz geçiremeyen, kendi kusurlarını düzeltemeyen bir insanın başkalarına tesir etmesi çok zordur. Hakikat önce iç dünyada hazmedilmelidir. Sözün tesiri, söylenenden ziyade onu yaşayanın samimiyetinden gelir. Üstad'ımız "Madem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım." diyerek bu hakikate parmak basar.

3. Sonuca Değil, Vazifeye Odaklanmak

İnsan bazen iyiliği emrederken veya bir doğruyu savunurken "Neden kimse beni dinlemiyor?" diyerek ümitsizliğe düşebilir. Bu söz, o ümitsizliği ortadan kaldırır. Kulun vazifesi hakikati haykırmak ve yaşamaktır; hidayet vermek ise Allah'a aittir. Eğer kimse dinlemiyorsa, insan dönüp "Benim nefsimin bu derse ihtiyacı var." diyerek kendi içine yönelmelidir.

Özetle: Bu düstur, insanı dış dünyadaki alkışlardan veya ilgisizlikten kurtarıp kendi iç dünyasındaki olgunlaşmaya odaklar. Hakikat yolcusuna, en büyük muhatabının ve en çok ıslaha muhtaç olan varlığın kendi nefsi olduğunu hatırlatır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 27
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...