"İnsanın kalb cüzdanındaki letaif ve akıl defterindeki havas ve istidadındaki cihazât..." ifadesinde; "letaif, havas ve cihazât"tan neleri anlamalıyız? Bunların kalb, akıl ve istidatla alakası nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bediüzzaman Hazretleri ruhun “basit” olduğunu, yani terkip olmadığını ifade eder. Buna göre, akıl, kalp, vicdan ve hissiyatın ruhla alâkaları, organların bedenle münasebeti gibi değildir. Beden, organların bir araya gelmesiyle teşekkül eder, ama ruh bu sayılanların birleşmesinden meydana gelmiş değildir. Ruh bir tek şeydir; ama yaptığı vazifeler muhteliftir. Bu vazifelere göre farklı isimler alır.

İşaratü’l-İ’caz”’da şöyle tarif edilir:

“Kalbden maksat, ... bir latîfe-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, ma’kes-i efkârı dimağdır.”(1)

Sualde geçen, “insanın kalb cüzdanındaki letaif ve akıl defterindeki havas ve istidadındaki cihazât,” ifadesini açıklarken “şu hisler kalbe aittir, şu duygular akla aittir, şunlar istidat manasındadır” gibi kesin sınırlar çizmek zordur. Meselâ, sevgi bir histir. Bu yönüyle vicdanla ilgisi vardır, ama sevmenin, korkmanın, inanmanın kalple alâkalı icraatları olduğu düşünüldüğünde bunları kalpten ayrı düşünemeyiz.

Yukarıdaki tarifte “hissiyatın mazharının vicdan" olduğu ifade edilmiş, sualde ise “akıl defterindeki havas” ibaresi geçmiştir. İnsan, kendi his dünyasını vicdanen, yaşayarak bilmektedir. Diğer taraftan insan, bunların varlıklarını aklı ile de idrak eder. Bu ikinci yönü itibariyle hisler akıl defterine kayıtlıdır. Birinci yönlerinde, yani mahiyetlerinin bilinmesinde ise vicdana iş düşer.

“İstidadındaki cihazât” ifadesi ise ilim, kudret, irade gibi sıfatlardan, inanmaya, anlamaya, sevmeye kadar insan ruhunun bütün fonksiyonlarını içine alır. Bunları akıl ve kalpten ayrı düşünemeyiz.

Arz ettiğimiz gibi, kalp, akıl, ruh, vicdan hep aynı şeydir, ancak yapılan işlere göre farklı isim alırlar. Bir insanın dört ayrı mesleği olsa, her birisi için ayrı bir isimle anılır, ama o yine bir tek kişidir. Ruha verilen farklı isimler de bunun gibidir.

Şu var ki, ruh “bu âlemi göz penceresinden seyrettiği” gibi, düşünme fiilinde de beyni kullanmaktadır. Nasıl, gözümüze bir arıza geldiğinde görmemizde aksama oluyorsa, beyindeki bir merkezde rahatsızlık olduğunda da o merkezle alâkalı icraatta aksaklık olur. Ama bu hâl, düşünenin beyin olduğu manasına gelmez.

Kalbin kendisi bir latife-i Rabbaniye olduğu halde, “kalb cüzdanındaki letaif” ifadesine göre onda nice latifeler vardır.

Latife (çoğulu letâif) “cismanî olmayan, ruha ait” gibi manalara gelir. Buna göre kalb, ruh, vicdan, akıl, hafıza, hayal, beş duyu, kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye de birer latifedirler.

Nasıl, “organ” kelimesi el, ayak, mide, ciğer” gibi bütün maddî cihazlarımızın müşterek ismi ise, latife (letâif) de öyledir. O da bütün manevî cihazlarımızın müşterek ismidir.

(1) bk. İşaratü'l-İ'caz, Bakara Suresi 7. Ayet Tefsiri.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56
Allah razı olsun.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...