"Hak kelâmullah olduğunu ve bütün semâvî kitapların en büyüğü ve en efdali" ne demektir? Semavî kitaplar arasında fark olabilir mi? Nihayetinde hepsi Allah kelamı!

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Elbette semavî kitaplar arasında fark var. Mesela, diğer üç kitap ve suhuflar koruma altına alınmadığı hâlde -ki tahrif edilmeleri bu sebepledir- Kur’an mucizevî yönleri ile koruma altına alınmıştır. Diğer üç kitap mâna, hüküm ve tafsilat bakımından Kur’an’a kıyasla daha basit bir hitaba ve muhtevaya sahiptir.

Semavî kitapların müşterek yönleri Allah’ın kelamı ve mukaddes olmalarıdır, ama aralarında büyük farklar vardır. Bu farklılık, muhatapların seviyelerinden dolayıdır. Yani Hazret-i Âdem (as)’a inen sayfalar ilk insana hitap ederken, Kur’an son asır insanlara hitap ediyor. İlk insan ile son insan arasında her cihetten çok farklar vardır ve Allah bu farkları dikkate alarak hitap etmektedir.

Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm.) Ceziret-ül Arab’da, ümmî bir kavim içinde bir Nebiyy-i ümmî olarak, bu Kitab-ı Mübin’le öyle bir medeniyet tesis etti ki, o medeniyet ne o zamandan evvel vuku buldu, ne de ondan sonra mümkün oldu. O günden bu güne insanların, akıllarına istinad ederek kurdukları medeniyetler O’nun (asm.) tesis ettiği medeniyete tekarrüb edemedi. Çünkü O, vahy-i İlâhi olan Kur’an’a istinad etmişti.

Evet, Kur’an-ı Kerim İslâm dinini, beşerin ruhuna, şuuruna, hissiyatına, hayatına, hal ve etvarına nakşetti ve giydirdi ki, kıyamete kadar ne eskir, ne solar, ne de zamanı geçer. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın kelamı da âsârı gibi her zaman ter ü tazedir.

Evet, bu kadar mükemmel ve esrarengiz hakaikatı muhtevi, mahzen-i mucizat, bîpayan hazine olan Kur’an-ı Kerim’in her meselesi, her mütefekkirin, her muhakkikin tahkik ve tetkikine açık ve müsaittir. Bu bakımdan, Asr-ı Saadetten bu yana milyonlarca mütefekkir ve muhakkiki cezbederek kendisi hakkında yüz binlerce tefsir yazdıran i’cazkâr kitap, yalnız ve yalnız Kur’an-ı Kerim olmuştur. O Nur-u ezeliyi hakkıyla tahkik ve tetkik ettikçe hayretleri artan mütehayyirler, O’nun sonsuz esrarını bitemamiha idrakten aciz kaldıklarını, iftiharla itiraf etmişlerdir. Hakikat şu ki, denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa O’nun ihtiva ettiği hakaiki yazıp bitiremezler. Zira O, sema-i insaniyete nihayetsiz ilm-i Ezelinin mişkâtından tulû etmiştir.

Her bir peygamberin kendi kavimlerine farklı şeriatlar ile gelmesi de bu meseleyi teyid etmektedir. Semavî dinlerde iman, ibadet ve ahlak gibi esaslar değişmez, ama içtimaî ve siyasî meseleler her asırda farklılık arz eder ve değişir.

Elbette insanlığın terakki ve tekâmül merhalelerindeki talim ve terbiye farklı olacaktır. İnsanlığa verilecek bu terbiye ve eğitim yine tekâmül kanununa uygun olarak basitten mükemmele doğru olacaktır. Hz. Âdem (as)’in dönemi bebeklik dönemine tekabül ettiği için, insanların terbiye ve eğitimi de buna göre olacaktır. İnsanlık tekâmül ettikçe terbiye ve maarif sistemi de buna göre tekâmül eder. Bu yüzden, Allah her asra ve kavme farklı şeriat ve peygamberler göndermiştir. Yüz binlerce peygamberin farklı terbiye ve usullerle gönderilmesinin temelinde bu mâna vardır.

İnsanlık belli bir olgunluğa ve kemal yaşa geldiği için, artık tek bir mürebbi, tek bir mürşid ve tek muallim kâfi gelmiş, en son din ve en son peygamber gönderilmiştir. Nasıl insanlığın son bir kemal noktası varsa, elbette peygamberlik müessesesinin de son kemal noktası vardır. Bu kâinatın bir kanunudur...

Peygamber Efendimiz (asm) artık peygamberlik müessesesinin son mührü ve son halkası iken, Kur’an-ı Kerim de kitapların sonuncusu ve en mükemmelidir. Şu muhteşem kâinat ağacından insanın bedenini süzüp çıkaran ve o bedene en uygun bir ruhu lütfuyla yaratıp onda misafir eden Allah, bütün âlemleri de nur-u Muhammedî’den çıkarmıştır. O nuranî çekirdek nur-u Muhammedî, meyvesi ise ruh-u Muhammedî'dir.

Fahr-i Âlem Efendimiz (sav.) nübüvvet silsilesinin hem çekirdeği hem de en son ve en mükemmel meyvesidir. Allah Resulü (sav.) bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir; bütün cinlerin ve insanların peygamberidir.

Güneşin aynadaki tecellisi başka, nehirdeki tecellisi başka, denizdeki tecellisi daha başkadır. Habib-i Edib Efendimiz (asm.) bütün esmaya kemal derecesinde ve itidal üzere mazhardır. Öyle peygamber gelmiş ki birkaç ümmeti olmuş, bazılarının ise hiç ümmeti olmamış. Baba ile oğul veya iki kardeş aynı anda peygamber olarak gönderilmiş.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm.); bütün peygamberlerin reisi, evliyaların seyyididir.

Resul-i Kibriya Efendimiz (asm.); mihrabı Mekke, minberi Medine ve yeryüzü mescidi olan tek peygamberdir.

“Allah’a bir davetçi ve nurlar saçan bir kandil (olarak gönderdik)” (Ahzab Suresi, 33/46) ayetinin mazharı olan Habib-i Kibriya Efendimiz (sav.); ilim, irfan, marifet, fazilet, şefkat, merhamet, ubudiyet, tebliğ, irşad, şecaat, cesaret, edeb ve cömertlik gibi bütün ulvî hasletlerde eşsizdir. O’nun ahlakı Kur’an idi. O, Kur’an-ı Azimüşşan’ın canlı bir levhası idi. “Hiç şüphesiz sen pek yüksek bir ahlâk üzeresin!” (Kalem Suresi, 68/4) ayeti de bu hakikati ifade etmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...