"Hayat, cüz’ü küll, cüz’îyi küllî, ferdi nev’, mukayyedi mutlak, bir şahsı bir âlem gibi kılar." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Hayat; bütün kâinat fabrikasının çarklarının işlemesinden hâsıl olan netice, cami’ ve hülasa bir sanattır. Hayatın vücut bulabilmesi, bütün kâinatın ve içindeki sebeplerin bir araya gelmesi ve içtima etmelerine bağlıdır. Meselâ; bir arının hayatının teşekkül etmesi için bütün kâinat çarklarının işlemesi, sebeplerin çok hassas bir nizam içinde hareket etmesi gerekir. Bütün kâinatı istila etmiş olan hava, su, ateş, toprak hayatın teşekkülünde dört temel unsurdur. Bu sebeplerden bir tanesi vazifesini terk etse, hayat vücut bulmaz.
Mesela, güneş olmasa hayat olmuyor, su olmasa yine olmuyor, toprak olmasa yine olmuyor. Yıldız ve galaksiler intizamlı ve muvazeneli hareket etmeseler yine hayat olmuyor. Zira bir yıldız zerre kadar mihverini şaşırsa, bütün kâinat fabrikasını yerle bir edecek. Demek çok uzakta, hayattan alâkasız gibi duran bir yıldızın da hayata bir maslahatı ve müdahalesi vardır.
Bu da gösteriyor ki, hayat bütün kâinattan süzülüp gelen bir meyvedir. Küçük bir arı hayat sayesinde bütün kâinatla alakadar olup, bütün sebeplerin bir muhassalası ve neticesi oluyor. Yani arı basit bir cüz’ iken, hayat ile bütün kâinatla alakadar oluyor ve küllî hükmüne geçiyor. Arı hayat sayesinde bütün o küllî unsurlara efendi oluyor. O azametli şeyler arıya hayat sayesinde hizmet ediyor.
İşte hayatın üstünde bütün kâinatın hakkı ve hizmeti olması, nihayetsiz mühürleri ve sınırsız imzaları gösteriyor. Yani hayata sahip olmak, bütün kâinata sahip olmakla mümkündür.
Demek arıya hayatı kim veriyor ise, kâinata da sahip olan odur. Zira arı ile kâinat muttasıl ve birbiri ile sıkı bir münasebet içindedirler. Arı ile kâinat arasındaki her bir alaka Allah’ın hayat üstündeki sayısız bir mührü ve imzası oluyor. Hayat öyle bir sanat ki, onu Allah’tan başka kimse yapamaz ve taklit edemez.
Hayatın üstündeki sayısız nakışlar ve ince sanatlar hayattan kaynayan duygu ve cihazlardır. Hayat sahibi birisi, bu cihaz ve duygular sayesinde bütün kâinatla alâka kurabiliyor. Mesela, bir dağ hayatsız olduğu için irtibat ve alâkası sadece oturduğu bölge ve bulunduğu mekândır. Ama küçük bir arı hayat sayesinde bütün kâinat ve onun içindeki âlemlerle alâka kurabiliyor. İşte arıyı dağdan azametli kılan şey, hayatın ince işlemeleri ve nakışları hükmünde olan duygu ve cihazlardır. Bu mâna insanda daha parlak ve daha geniş bir şekilde tecelli ediyor. İnsanın hayatının yanında şuur ve akla sahip olması, hayatının nakış ve inceliklerini daha da genişletiyor.
İşte hayat bir şahsa girdiği zaman, o şahıs bir cihetle âleme dönüşüyor, ya da âlem kadar genişliyor. Bir ferdi nev gibi yapıyor. Yani bütün kâinatla irtibatlandırıyor; arının hayat sayesinde bütün kâinatla irtibatlı olması gibi. Arının maddesi küçük bir cüzdür, yani basit bir parçadır. Lakin bu parçanın içine hayat iksiri girdiği zaman, arı cüzlükten çıkıp küll, yani bütün hükmüne giriyor. Mesela, hayat sayesinde güneşle alaka kuruyor. Maddesi kayıtlı iken, yani beş on gram iken, hayatın girip duygu ve hissiyatları kaynaştırması ile mutlak bir vaziyete dönüşüyor, bütün kâinatla hemhal oluyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü