"Haydi madenî inkılabat dahi olsa, yine emir ve hikmet-i İlahî ile olur; başka olamaz." İnkılabat-ı madeniyenin hiç mi hakikati yoktur?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada “inkılabat-ı madeniye” inkâr edilmiyor. Bu inkılabın kendi kendine, tesadüfen olmuş gibi gösterilmesine karşı çıkılıyor. “Kadîr-i Mutlak hikmetinin muktezasıyla zâhir esbabı tasarrufatına perde ediyor. Zelzeleyi irade ettiği vakit, bazan da bir madeni harekete emredip, ateşlendiriyor” denilerek inkılâbât-ı madeniyenin zâhir bir sebep olduğu, onu ancak Kâdir-i Mutlakın ateşlendirdiği nazara veriliyor.

“Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.” (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)

Sözler’de geçen, “Her bir ağaç bir tablacı hükmündedir.” cümlesi, bu konuda güzel bir misâldir. Padişahın misafirlerine, onun ikramlarını bir tabla içinde takdim eden hizmetçileri düşünelim. Padişahın izzet ve celali ister ki, nimetleri bizzat kendisi vermek yerine hizmetçilerine verdirsin. Ama o nimetlere karşı yapılacak teşekkür, o hizmetçilere değil bizzat padişaha yapılsın.

Öte yandan, insan bu âlemde cereyan eden ve zâhiren faydasız gibi görünen hikmetli hâdiselere “akibeti görmeyen kör hissiyatıyla” nazar ettiğinde, yanlış neticelere varacağı için, onu “kadere itiraz ve hikmeti ittiham” tehlikesinden kurtarmak için sebepler perde olarak yaratılmışlar. Ta ki, bir musibete uğradığında, hissiyatının zirvede olduğu o ilk dönemde itiraz oklarını sebeplere atsın ve imanını yaralama tehlikesinden uzak kalsın.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...