"Hazret-i Ali'nin (r.a.) kemalat-ı fevkaladesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık'ı (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Şia-i Velayet eğer dese ki: 'Hazret-i Ali'nin (r.a.) kemalat-ı fevkaladesi kabul olunduktan sonra Hazret-i Sıddık'ı (r.a.) ona tercih etmek kabil olmuyor.'"
"Elcevap: Hazret-i Sıddık-ı Ekberin ve Fâruk-u Âzamın (r.a.) şahsi kemalatıyla ve veraset-i nübüvvet vazifesiyle zaman-ı hilafetteki kemâlâtıyla beraber bir mizanın kefesine; Hazret-i Ali'nin (r.a.) şahsi kemalat-ı harikasıyla, hilafet zamanındaki dahilî, bilmecburiye girdiği elîm vakıalardan gelen ve sû-i zanlara mâruz olan hilâfet mücahedeleri beraber mizanın diğer kefesine bırakılsa, elbette Hazret-i Sıddık'ın (r.a.) veyahut Faruk'un (r.a.) veyahut Zinnureyn'in (r.a.) kefesi ağır geldiğini Ehl-i Sünnet görmüş, tercih etmiş." (Lem'alar, Dördüncü Lem'a)
Şia mezhebi, Hz. Ali (ra)’ı öven hadisleri ve faziletlerini öne sürerek onun, diğer üç halifeden üstün olduğunu ispat etmeye çalışıyorlar. Oysa ümmetin ortak aklını temsil eden Ehl-i sünnet, üç halifenin Hz.i Ali (ra)’dan daha üstün olduğunu kabul ediyor ve bunu birçok deliller ile ispat ediyorlar.
Yani Şia mezhebine mensup olanlar; "Hz. Ali (ra) öyle bir kemale ve manevi makama sahip ki, diğer üç halifenin ona yetişmesi mümkün değildir." diyor ve Ehl-i sünnetin fazilet sıralamasına bu şekilde itiraz ediyorlar. Üstadımız da bahsin devamında Şia’nın bu görüşünü sağlam deliller ile çürütüyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Hz Osman'ın zikredilmemesinin sebebi ne olabilir, izah EDERMİSİNİZ
Bir yerde bir sahabenin özelliği öne çıkarılırken, başka bir yerde farklı bir sahabenin farklı bir yönü işlenebilir. Hazret-i Osman (r.a.)'ın da Risale-i Nur'un çeşitli yerlerinde, özellikle Kur'an hizmeti, hilmiyeti, haya ve şefkati cihetleriyle sıkça anıldığı ve Üstad'ın meşreben ona benzetildiği görülmektedir.
Dolayısıyla, spesifik olarak bahsettiğiniz 24. Lem'a'nın o cümlesindeki bağlamda zikredilmemesi, genel olarak Risale-i Nur'da ihmal edildiği ya da fazilet sıralamasında bir atlama yapıldığı anlamına gelmez.
Bazı bağlamlarda, hilafet-i nübüvvetin ilk ve en kritik dönemi olan Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in hilafetleri ön plana çıkarılabilir. İslam devletinin ilk temellerinin atılması, yayılışının hızlanması ve iç dinamiklerin şekillenmesi bu dönemlerde daha yoğun yaşanmıştır.
Hazret-i Osman dönemi ise genişleyen coğrafyada Kur'an'ın birliğini sağlamak gibi farklı bir öneme sahiptir. Mizan, özellikle hilafetin "veraset-i nübüvvet" ve "zaman-ı hilafet" vazifesiyle olan ilişkisini vurguladığında, bu ilk dönemdeki müstesna roller daha çok öne çıkabilir. Yani Hazret-i Sıddık-ı Ekber'in ve Faruk-u A'zam'ın (R.A.) dönemleri ayrı bir imtiyaza ayrı bir derinliğe sahip olduğu vurgulanıyor yoksa fazilet sıralamasında bir atlama yapılmıyor.
Risale-i Nur'da Hazret-i Ebubekir ve Hazret-i Ömer'in belirli bağlamlarda öne çıkarılması, Hazret-i Osman'ın faziletlerinin ihmal edildiği anlamına gelmez. Tam aksine, Külliyat'ın bütününe bakıldığında, her bir Hulefa-i Raşidin'in kendine özgü kemalat ve hizmet cihetlerinin farklı yerlerde takdirle anıldığı ve Hazret-i Osman'ın bilhassa Kur'an hizmeti ve hayası ile müstesna bir yere sahip olduğu görülür. Bahsedilen ifadedeki bağlamın, belirli bir mukayese veya hakikati vurgulamak amacını taşıdığı düşünülebilir.
Ehli Sünnet alimleri icma ile dört halifenin fazilet sıralamasını halifelik sıralaması ile mütenasip olduğunu kabul etmiştir.