"Hem maddî, hem manevî büyük bir zelzele-i içtimaî ve beşerî olacak. Benim dünya terki ile inzivama ve mücerred kalmama gıbta edecekler." ifadesini “inziva, hizmet ve evlilik” zaviyesinden yorumlar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Bütün insanlığın perişan olup maddi ve manevi toplumsal depremin yaşandığı bir süreç içinde, insan, dünya ve ailevi bağlar noktasında ne kadar hafifse, o toplumsal depremden menfi olarak etkilenmesi o kadar hafif ve az olur. Zira savaşlarda ve toplumsal çalkantılarda en çok zarar gören kesim kadınlar ve çocuklardır. İnsanı en çok üzen ve sıkan ise ailesine gelen musibet ve belalardır. Bu yüzden savaş ve toplumsal çalkantılar içinde dünya ve aile yükü en az olan en bahtiyardır.

Üstat, insanlığın en dehşetli bir döneminde, yani Birinci Dünya savaşında düşünüp kaygılanacağı bir ailesi ve dünya malı olmadığı için, yükü gayet hafif, manevrası gayet çeviktir. Yanlış anlaşılmasın, Üstat burada diğerkâmsız, bencil olarak dünyayı terk edip, "Başkaları düşünsün, benim tasalanacak ne ailem ne de malım var." edası içinde değildir. Tam aksine, insanlık için ne yapabilirim hazırlığı ve tasası içinde olmuştur. Şayet, Üstad'ın düşünmek zorunda olduğu bir ailesi ve malı olmuş olsa idi, insanlığa hizmet etmesi zorlaşacaktı. Üstat bu noktadan kendisine gıpta ile bakılacağına ima ediyor.

Üstad'ın o dehşetli toplumsal depremler içinde münzevi kalmasında şöyle bir ince hakikat vardır. Siyasal olarak hiçbir iktidarı olmayan ve her şeyin karmakarışık olduğu bir vaziyette, bir insanın yapabileceği şeyler sınırlıdır. Üstat siyasi olarak böyle karmaşık bir yapının içine girmekle günahlara girip, ecnebilere kukla olmaktansa, münzevi kalmayı yeğlemiştir.

Dünya Harbinde, herhalde Üstad'ın ferdi gayreti hiçbir şey ifade edemeyecekti. Böyle boş bir gayret ile uğraşmaktansa, ileride o dehşetli dönüşüm ve değişimlerin zarar ve tahriplerine karşı ruhi bir ihzar ve tekemmül içine girmiştir.

Nitekim öyle de olmuştur. Üstat o dehşetli inkılaplara karşı siyaset ile karşı konulamayacağını anlayıp, iman dersleri ile kitlesel mücadele yolunu seçmiştir. Ve Risale-i Nurlar ile dinsizlik ve maddecilik akımının Anadolu’yu tamamen istila etmesinin önünde bir set olmuştur. Milyonlarca masumların imanının kurtulmasına vesile olmuştur. Bütün bunları da sosyal ve siyasal hayattan uzak kalarak yapabilmiştir.

Şayet Üstat sosyal ve siyasal hayatın içinde faal olsa idi, bu manevi vazifeyi ifa edemeyecekti. Burada kaderin de bir hükmü vardır Üstat kendi iradesi ile hareket etmiyor, şüphesiz kader de onu bazı notalara sevk ediyor. Bu nazarla bakarsak daha isabetli olur kanaatindeyiz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

hakan
Allah razi olsun.Okkali bir izah olmus.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
FATİH UZUN

Abilerim Rabbim sizlerden ebediyen razı olsun çok güzel bir izah olmuş bu kutsi hizmet-i kur'aniyede muvaffakiyetlerinizi cenab-ı Allah tan niyaz ediyorum

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
fedakar
Bediüzzaman Hz.lerinin tesettür risalesinde ki açıklamaları,-bayanın tacize uğraması- ayrıca serçeleri örnek vererek ailesinin geçimini sağlayan insanlara benzetmesi ve bu iki misalin gerçek ve kalbi oluşu ve Risaleyi okumadan önce benimde gözlemlediğim ve yaşadığım gerçeklikle benimle konuşuyormuş hissiyle kendine Risaleyi Nur a ilk kalbi sonra aklen bağladı.Risaleden anladığım kadarıyla Üstad iman hizmeti için bir eşi ve çocukları, evlenmeyi engel olarak görmemiştir.İman hizmetlerinde ki aşkı ve hizmet heyecanıyla bu sosyal olayı ertelemiş, Risaleyi Nurlar telif edlip masonlar tarafından mahkumiyetlerinden dolayı fırsat olmamış, kaderi ilahiyeye sığınmış yaşı evlilik yaşını geçmiştir.Allah Rahmet eylesin.Şimdi olsa bir baba gibi hizmetini yapardım.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yusuf123321

İmam Ahmed, Tirmizi ve ibni Mace, Ebu Umame’den (r.a) rivayet ettiklerine göre, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

‘’Dostlarım arasında en gıpta ettiğim , yükü (ve hali) hafif, namazdan pay sahibi, Rabbine en güzel biçimde ibadet eden ve gizli durumlarda da Allaha itaat eden mümindir. O, insanlar arasında gizlidir, parmakla gösterilmez. Rızkı yetecek kadardır, buna da sabreder.’’ 

Sonra Rasulullah (s.a.v) elini bir birine vurdu e şöyle devam etti:

‘’Aynı zamanda ölümü çabuk, ağlayanı ve mirası azdır.’’ (Ahmed b. Hanbel, Mmüsned, V, 252; Tirmizi, Zühd/35; Sünen-i ibn-i Mace, Kitabu’z-Zühd, (Toplum tarafından hiç kıymet verilmeyen, iltifat edilmeyen mübarek müminler babı, hadis no: 4117)

‘’...Yükü ve hali hafif...’’ sözü:

Esmai, bunu mal azlığı olarak açıklamıştır. Der ki: 

İbn Kuteybe de evlad-u iyal’in (evladlar ve karısı) azlığı ile bunu açıklamıştır. Buna delil olarak da Ebu Zerr’in (r.a) şu sözünü delil olarak gösterir:

‘’Öyle bir zaman gelecek ki, bu gün 10 çocuğun babası olana aranızda gıpta edildiği gibi, yükü (ve hali) hafif olan kişiye gıpta edilecek.’’ 

Bunu, Ebu  Nuaym ve başkaları rivayet etmiştir.

İbni Adiyy ve başkaları, Huzeyfe’den (r.a) merfu olarak (senedi kuvvetli olsun veya olmasın, Rasulullaha isnad edilen hadis) şu hadisi rivayet ederler:

‘’İki yüz senesinden sonra en hayırlınız, yükü (ve hali) hafif olanınızdır.’ Yükü ve hali hafif olmak ne demektir?’ diye sorduklarında, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

‘’Hanımı ve çocuğu olmayandır.’’ (İbni Adiyy, el-Kamil, III, 177; İbn Hacer, el-Metalibu’l-Aliye, V, 15; Beyhagi, Şuabu’l-İman; VII, 292; Hatib, Tarih-u Bağdad, VI, 197, XI, 225)

Malın azlığına gelince, kişi, dünyada iken mal azlığına sabreder veya buna razı olursa, bundan dolayı o kimseye gıpta edilir. 

Çoluk-çocuğun azlığına gelince, özellikle, o kimse fakir ve ihtiyaç sahibi ise, bu durumdan dolayı, bazen mümine gıpta edilir. Bunun için şöyle denir:

‘’Geçiminden sorumlu olduklarının azlığı, iki kolaylıktan birisidir.’’

Kuşkusuz, geçiminden sorumlu olunanların çokluğu, mümini, onlar için hoş olmayan yollarla rızık aramaya sevk edebilir. Bu yüzden, selefin birçok sözünde, geçiminden sorumlu olunan kimselerin çokluğu kınanmıştır. 

Süfyan es-Sevri şöyle derdi:

‘’Evlad-u iyali (çoluk-çocuğu) çok olan kimseye önem verilmez; çünkü onun insanların arasına karışmaması nadir görülür.’’

Yine şöyle derdi:

‘’Evlad-u iyali çok olan kimsenin ibadetine güvenmem.’’

‘’Evlad-u iyal sahibinin küfre düşeceği söylense, bunu imkansız görmem.’’

‘’Evlad-u iyali olan, asla vera sahibi (günahtan şiddetle kaçınma hali) olamaz.’’

‘’Evlenen kimse, kayığa binmiştir; eğer çocuğu varsa, kayık su almıştır.’’

‘’Bize sıkıntı vermeyen bir kedimiz vardı. Yavrusu olduğunda, tencereleri karıştırmaya başladı.’’

Süfyan es-Sevri, emirlerin katiplerinden olan bir adama, onlarla birlikte çalıştığından dolayı sitem etti. Süfyan:

‘’Kendisi için katiplik yaptığın kimseye her beddua ettiğinde, sen de onunla birliktesin. Yapılanlar, senin elinle yazıldıklarından dolayı, gerçekleştirildiğinden, onlar arasında durumu en kötü olan sensin.’’ dedi. Bunun üzerine adam:

‘’Evlad-u iyalim var, ne yapayım?!’’ dedi. Süfyan şöyle dedi:

‘’Dinleyin şunu: 

Allaha isyan ettiği zaman, çocuklarının rızkı veriliyormuş, Allaha itaat ettiği zaman da çocukları zayi oluyormuş?!’’ 

Sonra şöyle dedi: 

‘’Evladu-iyal sahibini izlemeyin; çünkü herhangi bir sitem yapıldığında, ‘Ne yapayım, çoluk-çocuğumu düşünüyorum.’ der. 

Yine Süfyan Sevri şöyle der:

‘’Kıyamet günü kişinin cehenneme götürülmesi emredilir ve:

‘’Şunlar da onun hasenatını bitiren evlad-u iyali!’’ denir.
 
Evlad-u iyalin azlığının üstünlüğü konusunda şu ayet delil olarak gösterilir:

‘’Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o takdirde bir tane alın veya sahip olduğunuz cariyeler ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.’’ (Nisa/3)

Kimileri, bunu, geçiminden sorumlu olunanların çokluğu olarak açıklamıştır. Ancak alimlerin çoğunluğu, bunu zulüm ve taraf tutmak ile tefsir etmiştir. Şüphesiz, kişi, 4 hanımından çocuk sahibi olduğundan daha fazla cariyelerinden çocuk sahibi olabilir; çünkü cariye sayısında bır sınırlama yoktur.

İmam Ahmed, hanımların ve evlad-ı iyalün çokluğunu hoş görmeyenlere karşı çıkar, Rasulullah’ın (s.a.v) ve ashabının , hanımlarının ve çoluk çocuklarının çok olmasını delil olarak gösterir. Rasulullah (s.a.v)’in şu hadisini de örnek olarak gösterir:

‘’(Kocalarını) çok seven, çok doğuran, kadınlarla evleniniz. Çünkü ben, kıyamet gününde sizlerin çokluğuyla diğer ümmetlerin peygamberlerine karşı iftihar edeceğim.’’ (Ebu Davud, Nikah/4)

Fakat imam Ahmed bunu, helal yoldan kazanç ve çalışma, fakirliğe sabırla birlikte emretmiştir. Dolayısıyla, imam  Ahmed, dinde emredilmiş olan şeyi emretmiştir. Süfyan Sevri ise, evlad-ı iyalin çok olması durumunda insanların sabrının azlığına ve verayı terk etmelerine, hoş olmayan yollardan kazanç sağlamalarına bakarak bu yorumu yapmıştır. Gerçekten de, özellikle ilim ve sabrın azlığı durumunda, insanların genelinin durumu budur.

Kardeşlerim, insanın tabiatı dünyada refaha meyleder. Ççocuk, arzu ettiği her şeyi ister. Kadın da geçiminin rahat olmasını ister. Vera ise, refaha engeldir:

‘’İşte orada müminler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.’’ (Ahzab/11)

Yine geçiminden sorumlu olunan kimselerin çokluğu, kalbin onlara bağlı olmasına neden olur. Bu da Allahı sevmekten ve Allah için hizmet etmekten alıkoyar. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

‘’Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allahı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.’’ (Munafigun/9)

Ebu Hazim şöyle der:

‘’Seni Allah’tan alıkoyan herşey; mal veya evlat olsun, felakettir.’’

Ebu Nuaym, zayıf bir isnadla ibn Mesud’dan merfu olarak şu hadisi rivayet etmiştir:

‘’Allah bir kulu sevdiğinde, onu Kendine ayırır. Onu kadın ya da çocuk ile meşgul etmez.’’ (Ebu Nuaym, Hilyetu’l-Evliya, I, 25; Zehebi, Mizan, IV, 418; İbn Hacer, Lisan, IV, 73)

Şeyh Abdulkadir şöyle der:

‘’Çoğu kere, ‘Sevdiğim kişiye muhabbetim devam etmiyor. İkimizin arasında ölüm ya da başka bir şey giriyor.’ diyorsun.  O zaman sana şöyle denir: 

‘Ey Hakkın sevgilisi! O, kendisine bakılan mana açısından, kendisi için kendisinde bulunandan dolayı, kıskanılandır. Bilmiyor musun ki, Allah seni Kendisi için yaratmışken, sen başkasını arıyorsun? Sen, aziz ve yüce olan Allah’ın şu hitabını işitmedin mi?:

‘’Allah onları sever, onlar da Allahı severler.’’ (Maide/54)

‘’Ben, cinleri ve insanları Bana ibadet etsinler diye yarattım.’’ (Zariyat/56)

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:

‘’Allah bir kulunu severse, onu belalarla imtihan eder. Kul eğer sabrederse, Allah onu Kendine ayırır, ona mal ve evlat vermez.’’ (Deylemi, el-Firdevs, I, 250)

Bu manada, İsrailiyattan şu haber vardır:

‘’Ey Ademoğlu, her şeyi senin için yarattım ve seni de Kendim için yarattım. Senin için yarattığım şeyler, seni kendisi için yarattığım şeyden alıkoymasın.’’

Anlatıldığına göre, İbrahim (a.s), kalbi oğluna bağlı olduğundan dolayı, onu boğazlaması emredilmişti. Bunun üzerine, İbrahim (a.s), kalbini bu sevgiden boşaltıp, Allah sevgisini, evladına duyduğu sevginin önüne geçirdi. Her ikisi de, Allah’ın emrine boyun eğip, İbrahim (a.s) oğlunu boğazlamak için yüz üstü yere yatırınca, maksadın hasıl olmasıyla, oğlunun canı bağışlandı. Amaç, kalbin boşaltılmasıydı. Bu gerçekleşmişti, dolayısıyla, artık kan dökmenin ir anlamı kalmamıştı.

Aynı şekilde, Rasulullah’ın (s.a.v), Aişe’ye karşı olan sevgisi artınca, İfk olayında gerçekleşenler nedeniyle bu sevgi bulandı, yara aldı.

İbn Receb el-Hanbeli, Hadislerden Hikmet Damlaları, On birinci hadis: En iyi dost, s. 392-398

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...