"Her fennin ehl-i ihtisası, o fenne göre bedihiyatı, nazariyatı beyan edilir. Umum halk ise, o fennin ehl-i ihtisasına itimad eder, teslim olur veya içine girer, görür." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Her fennin ehl-i ihtisası, o fenne göre bedihiyâtı, nazariyâtı beyan edilir. Umum halk ise, o fennin ehl-i ihtisasına itimad eder, teslim olur veya içine girer, görür." (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, On Üçüncü İşaret)

Bu cümle, her bilim veya sanat dalının (fen) kendi içinde nasıl bir bilgi hiyerarşisine ve kabul mekanizmasına sahip olduğunu çok güzel özetliyor.

Her fennin ehl-i ihtisası:

Her bilim / sanat dalının (matematik, fizik, tıp, hukuk, sanat vb.) o alanda derin bilgi ve uzmanlığa sahip olan kişileri, yani uzmanları, otoriteleri vardır.

O fenne göre bedihiyâtı:

Bu uzmanlar, kendi dallarıyla ilgili olan ve kanıtlanmaya gerek duyulmayacak kadar açık, aşikâr ve temel gerçekleri (aksiyomları, apaçık bilgileri) ortaya koyar. Bunlar, o alandaki bilginin temelini oluşturan, tartışmasız kabul edilen başlangıç noktalarıdır.

Nazariyâtı beyan edilir:

Aynı zamanda, bu uzmanlar, henüz tam olarak kanıtlanmamış ancak güçlü gözlemlere ve mantığa dayanan kuramları, teorileri de dile getirir, açıklar ve sunarlar.

Özet olarak bir bilimin uzmanları, o bilimin temel, reddedilemez gerçeklerini (bedihiyât) ve mevcut en iyi açıklamaları sunan kuramlarını (nazariyât) ilan ederler.

Umum halk ise, o fennin ehl-i ihtisasına itimad eder, teslim olur:

Umum halk ise yani genel kitle, yani o alanda uzman olmayan insanlar ise o fennin ehl-i ihtisasına itimad eder, teslim olurlar. Çoğu zaman halk, o bilginin derinliğini veya karmaşıklığını tam olarak anlayamayacağı için, uzmanların söylediklerine güvenir ve kabul eder. Mesela, bir cerrahın ameliyat tavsiyesini sorgulamadan kabul etmek gibi. Bu, toplumsal iş bölümü ve bilgiye ulaşma kolaylığı açısından gerekli bir güvendir.

Veya içine girer, görür:

Veya içine girer, görür yani halktan bir birey isterse, o bilimin derinliklerine iner, öğrenir, araştırır ve bu bedihî ve nazarî bilgilerin doğruluğunu bizzat kendi deneyimi ve araştırmasıyla anlar. Yani, ya uzmana güvenirsin ya da kendin uzmanlaşıp doğruluğunu teyit edersin.

Sonuç olarak bu ifade, bilginin uzmanlık gerektiren yapısını ve genel kitlenin bu bilgiyle kurduğu ilişkiyi (ya güvenme ya da bizzat öğrenme yoluyla doğrulama) mükemmel bir şekilde ortaya koyar.

Netice olarak Üstad'ın şu değerlendirmesi de çok ehemmiyetlidir:

"Evet, bir fende ve bir sanatta mütehassıs bir iki zâtın o fen ve o sanata ait hükümleri ve fikirleri, onda ihtisası olmayan bin adamın, hatta başka fenlerde âlim ve ehl-i ihtisas da olsalar, muhalif fikirlerini hükümden iskat ettikleri gibi; bir meselede, mesela, Ramazan hilâlini yevm-i şekte ispat etmek ve 'Süt konservelerine benzeyen ceviz-i hindî bahçesi rû-yi zeminde var.' diye dava etmekte iki ispat edici, bin inkâr edici ve nefyedicilere galebe edip davayı kazanıyorlar. Çünkü ispat eden yalnız bir ceviz-i hindîyi veyahut yerini gösterse kolayca davayı kazanır." (Şualar, 11. Şua, Yedinci Mesele)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 153
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...