"Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musibet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta belâ, belâ değil, belki bir lûtf-u İlâhîdir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Eskiden insanlar, günaha girmeyi veya salih amel işlememeyi musibet olarak görürdü. Aynı zamanda başa gelen hastalıkları, eza ve cefaları, bela ve musibetleri, günahlardan temizlemeye, manen tarakki etmeye vesile ve ilahi hediye olarak değerlendirirlerdi.

Bu zamanda ise gaflet galebe ettiğinden, insana azim sevap kazandıran ve günahlarını sabun gibi yıkayan hastalıkları ve musibetleri, insanlar asıl musibet olarak görmeye başladı. İnsanın ibadet yapmamasını, gaflete dalıp günahları açıkça işlemesini ise; hiçbir şekilde bir eksiklik olarak görmeyen bir anlayışa sahip olunmaya başlandı.

Eski zamanlarda salih amel ve nafile ibadetler daha fazla işleniyordu. Dolayısıyla hastalık, bu gibi nafile ibadetlere mani olduğundan üzüntü duyulurdu. Fakat zamanımızda hastalıklar, salih amelin yerini tutmakla beraber; salih ameller eski zamandaki gibi yeterince işlenmiyor. Sebebi, bu zamandaki gaflet, eski zamanlardaki gaflete kıyasla çok fazla olmasıdır. Dolayısıyla bu zamanda bize gelen hastalıklar, gafleti dağıtıyor ve ahireti daha ziyade hatırlatıyor.

''Her zamanın bir hükmü var'' kaidesince, hastalık da farklı zamanlarda farklı hükümler alıyor. Eski zamanlarda ibadete mani olduğu için üzücü olan hastalık, bu zamanda gafletin dağıtılmasına hizmet ettiği için sevindirici bir hale gelmiştir.

Allah, kâinat içinde her şeye bir kemal noktası tayin etmiş ve her şeyi de o noktaya doğru sevkediyor. Bu yüzden kâinatta tekâmülü, yani basitten mükemmele doğru gidişi, bir kaide ve kanun olarak yerleştirmiştir.

Meselâ; İstanbul belediyesinin eski mevzuatı, fayton ve yayalar için geçerliydi. Şimdi motorlu taşıtlar icat olduğu için, eski mevzuatın hükmü ve geçerliliği kalmamıştır. Yeni motorlu taşıtların durumuna uygun mevzuat yapılması gerekir. Her sahada yeni icatlar, keşifler, terakkiler olduğu için, zamanın hükmüne göre kanunlar çıkarılıyor, yönetmelikler düzenleniyor. Her zamana uygun hüküm ve şartların tesbiti gereklidir.

Eski zamanda akıl ve fenden ziyade, kalp ve hissiyat hâkimdi. Bu sebepten dolayı Kur'an ve sünneti müfessirler buna uygun olarak tefsir ederlerdi.

Bu zamanda hükmeden kalp ve hissiyat değil, akıl ve fendir. Böyle olunca, Kur'an ve sünnetin de bu zamanın ilcaat ve şartlarına uygun bir tefsirinin olması iktiza ediyor. Risale-i Nur, bu zamanın mühim bir manevî tefsiridir.

Eski zamanda günahlar az işlendiği ve gaflet az olduğu için, revaçta olan salih amel ve nafile ibadetler idi. Salih amellerin ise tam sıhhatli olarak yapılmasına gayret ediyirdi. Ama şimdi günah ve gaflet yaygın olduğu için salih amel işlemek çok zor hale gelmiştir. Bu yüzden musibet ve hastalıklar, menfi ibadet noktasından bu zamanda revaçlı olabilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

 Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musîbet şeklini değiştirmiş. Bu cümleyi açıklayıp musibetlerin rahmet yönünün de izahını yapar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Çekilen sıkıntı ve musibetler, mümin için manevî bir kazanç ve bir ibadettir. Tek şart isyan etmeden, sabır göstermektir. Hatta bu gaflet zamanında hastalık ve musibetler müsbet ibadetlerin yerini almıştır diyebiliriz. Zira zaaf-ı imandan dolayı, çok kimseler namaz ve oruç gibi farz ibadetleri bile yapmıyorlar. Bunlar ise birer musibet, birer manevî hastalıktır. 

Madî hastalıklar insanın dünyevî, fâni, kısacık hayatına bir zahmet veriyor, fakat ebedî hayatına faydası dokunuyor ve ibadet hükmüne geçiyor.

Hastalık ve musibetler hakkında birçok hadis rivâyet edilmiştir. Bunlardan bir kısmını zikredelim:

Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Bir kul, salih amel işlerken araya bir hastalık veya sefer girerek ameline mani olsa, Allah ona sıhhati yerinde ve mukim iken yapmakta olduğu salih amelin sevabını aynen yazar."(1)

Ebu Hureyre ve Ebu Said (r.a) gibi sahabelerin anlattıklarına göre, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmuştur:

"Mü'min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık bir üzüntü hatta bir ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü'minin günahından bir kısmını mağfiret buyurur."(2)

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir hummalıyı ziyaret etmişti. Hastaya:

"Müjde! Zira Allah Teâla Hazretleri diyor ki: 'Humma benim ateşimdir, ben onu mü'min kuluma musallat ederim, ta ki, ateşten tadacağı nasibi(ni dünyada tadmış) olsun.'" (3).

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Allah bir kuluna hayır murad etti mi, onun cezasını tacil edip dünyada verir; bir kulu hakkında da kötülük murad etti mi onun günahlarını tutar, kıyamet günü cezasını verir."(4)

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Mükâfaatın büyüklüğü belânın büyüklüğü ile (orantılıdır). Allah bir cemaati sevdi mi onları musibete müptela eder. Kim bundan razı olursa, Allah da ondan razı olur, kim de razı olmazsa Allah da ondan razı olmaz."(5)

Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kıyamet günü, afiyet ehli kimseler, bela ehline sevapları verilince, dünyada iken derilerinin makaslarla kazınmış olmasını temenni edecekler."(6)

(1)  Buhari, Cihad 134; Ebu Davud, Cenaiz 2, (3091).
(2)  Buhari, Marda 1; Müslim, Birr 52, (2573); Tirmizi, Cenaiz 1, (966).
(3)  Ahmed İbnu Hanbel'in Müsned'inde mevcuttur: 2, 440.
(4)  Tirmizi, Zühd 56, (2396).
(5)  Tirmizi, Zühd 56, (2396).
(6)  Tirmizi, Zühd 58, (2402).

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...